Siyasi-Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyasi-Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2016 Cuma

Cevaplanamayacak Sorular...

1) Tecavüze uğrayan erkek çocuklarını ne yapacaksınız? Eşcinsel evliliğin önünü açan yasa mı çıkaracaksınız?
2) Tecavüzcü sapık, birden fazla kişiye tecavüz ettiyse ne yapacaksınız? Hepsiyle birden mi evlendireceksiniz?
3) Bir kişiye birden fazla şerefsiz tecavüz ettiyse ne yapacaksınız? Hepsiyle ayrı ayrı nikah mı kıyacaksınız?
4) Tecavüze uğrayan kişi evlenmek istemezse ne yapacaksınız? Cezaya gerek duymayıp davayı mı düşüreceksiniz?
5) Hayvanlara tecavüz eden hayvansal atıklar var, onlara nasıl çözüm bulacaksınız? Mesela kediye tecavüz eden sapığı kediyle mi evlendireceksiniz?

15 Kasım 2015 Pazar

Gelecek, Ne Zaman Gelecek


"Umut ekmek gibidir, biraz beklerse bayatlar, daha uzun süre beklerse küflenir!" (Ünlü düşünür Özgür Camus)

7 Haziran seçimlerinde ülkemizin ve Orta Doğu'nun geleceği adına birazcık ümitlenmiştim. Tamam bu coğrafyadan hiç bir bok olmaz onu bende biliyorum ama, en azından daha az insan birbirini öldürür diye düşünmüştüm. Sonra bir sürü şey oldu, saçma, egoistçe, salakça bir sürü şey oldu ve erken seçim kararı alındı. Bu arada da bir çok insan ölmeye devam etti. Çok insan öldü!

Seçimler yapıldı. Seçim sonuçarını gördükten sonra rahatladım biraz. İçinde cinsel öğeler barındıran devrik bir cümleyi hayat felsefem haline getirdim bir süredir.

"Çok da sikimde!"

Evet tam olarak böyle.

%50 çok büyük bir rakamdır seçimlerde. Oy çalmakla falan açıklamak, kafayı kuma gömmektir. Kafayı kuma gömmedim bende, seçimin ertesi günü muhabbetleri dinlemeye başladım, hiç kimseye, hiç bir siyasi görüş belirtmedim, sadece dinledim.

Yaa, meğer ne çok iktidarlı varmış aramızda, bi biz iktidarsız kalmışız meğerse. Seçimden önce benden fazla sövenler, seçim sonuçlarını görünce bir rahatlamışlar, maskelerini tekrar çeyizlerine koymuşlar, gerçek kimliklerini ortaya çıkarmışlar.

Adam gerçekten büyük ustaymış, o kadar büyük ustaymış ki, kendisine tıpatıp benzeyen milyonlarca çırak yetiştirmiş. gidip elini öpmemiz lazım bence...

Asgari ücret 1300 lira olmayabilir, görünüşe göre de olmayacak.
Taşeronlara kadro da gelmeyecek, gelecek olan kadro da muhtemelen sözleşmeli memurlara verilecek, işçi yine soğuktan büzüşmüş taşşaklarını avuçlayacak... Yani kısaca seçim vaatlerinin hiç birisi gerçekleşmeyecek ve inanın bu vaatler gerçekleşmediği için oy kaybeden parti CeHaPe olacak.

Devreler yandı değil mi? Benimki de yandı...
Açıklayalım. iktidardaki partinin vaatlerinin hepsi, ana muhalefet partisinin vaatleriydi hatırlarsanız, onlar bile çalıntı. Önümüzdeki seçim dönemine doğru denilecek ki; "Eğer Ampul simgeli parti bu vaatleri yapamadıysa, CeHape hiç yapamaz, zaten bunların zamanında ekmeği karneyle alıyorduk biz!" Dikkat edin, denilecek bunlar, diyecekler, diyorlar, her zaman dediler. Zaten seçmenin bir şeyler umrunda olsaydı, bu vaatleri duyar duymaz "14 yıldır babam mı vardı iktidarda, neden yapmadın şimdiye kadar" derdi, demedi, demeyecek.

Her neyse, biz felsefemize geri dönelim.

İş yerindeki hiç bir iş umrumda değil mesela. "Nasıl işten memnun musun?" diye soranlara felsefemi bildiriyorum.
Aldığım maaş zaten yıllardır kredi kartı borcumu ödeyip, üzerine ölmeyecek kadar para kalacak şekilde programlanmış durumda. İşsiz kalınca borçsuz oluyorum, iş bulunca kaldığı yerden borçlar da devam ediyor.

Çatışmalar falan var, insanlar ölüyor. huzursuzluğun zirve yaptığı bu bölgelerin seçim sonuçlarına bakıyorum sonra. Valla hiç bana cehalet falan demeyin. Böyle şeyler cahillikle açıklanamaz.

Ülke savaşa girecekmiş.
Terör Avrupa'ya kadar dayanmış.
Türkiye'de Işid sempatizanlarının sayısı, nüfusun %7'sine denk geliyormuş.
Ekonomik keriz kapıdaymış.
Her an kıçımızın dibinde bir bomba patlayabilirmiş, ölebilirmişiz.
Yani kısaca her şey bombok durumdaymış.

Hepsi benim için artık "Çok da sikimde!"

Kusura bakmayın, ben umutsuzum ve mutsuzum. Hala umudu olan varsa şevkini kırmak istemem ama tünelin ucu bombok bir yere çıkıyor...

Eğer mutlu olarak kalmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey egoist olmak bence. Geri kalan her şey, geri kalan her şeyin kendi sorunu...

14.10.2015
Özgür

31 Temmuz 2015 Cuma

Tayyittin Hoca

Madem öyle gel böyle...


Tayyittin Hoca'nın canı bir gün tavuk suyuna pilav çekmiş. E tabi öökkküüüz kadar aç olunca da evdeki tencerelerin yetmeyeceğine karar vermiş. Gitmiş kardeşi Esed'e koca bir kazan almış gelmiş eve. Sonra bakmış ki evde pirinç de yok.. "Hay koca kofam!" demiş Tayyittin Hoca...

Pirinç almaya gidecek ama, bakkalın yolunu Abdül Öcalan'ın eşkıyaları kesmiş. Düşünmüş taşınmış, datlu datlu kaşınmış, bir yol bulmuş Hoca Tayyittin. Gitmiş eşkıyalara " Şimdi sizin eviniz yok, zaten benim ahırda da gizli gizli yatıyonuz amuğa goyim. Ben size evin bir odasını vereyim, siz de geliş geçişlerde bana, benim adamlarıma falan dokunmayın." Eşkıyalar kabul etmiş tabi bu teklifi. Neyse Tayyittin Hoca pirinç işini de halletmiş.

E tabi kanki komşular durur mu? Vermişler gazı Tayyittin Hoca'ya...

"Kazanın vor mi?"
"Vor vor."
"Pirincin vor mi?"
"Vor vor."
"Ne duruyorsin?"
"E napah?"
"Pilov yopsanaa pilov yopsanaa pilov yopsanaa"

"E Tovik yohtur" demiş Tayyittin Hoca...


Yine düşünmüş, yine taşınmış, uyuz gibi kaşınmış tavuk işine de bir çare bulmuş Hoca.
Gitmiş Daiş ve 40 Haramiler Et ve Tavuk merkezine, " ben sekkiz tane tavuk istirem ama param yoktur." demiş.

Daiş bu durur mu, "sen bizimle taşşah mı geçiyorsun ey münafık, say imanın şartlarını yoksa kelle gider" demiş. Tayyittin Hoca bakmış durum vahim, kelle futbol topu olacak, "durun yav, ben size bir teklif vermeye geldim" demiş.

"Şimdi siz buralarda güçlü kuvvetlisiniz de, bu işyerinin vergi levhası yok. Yarın bir gün Amariga Vergi Dairesi gelip sizin dükkanı kapatınca bu işleri nerede yapacaksınız? İşte siz bana bugün bu tavukları verirseniz yarın bir gün ben de size evin bir odasını açarım, kaçak kesimleri orada yapmaya devam edersiniz"

E tabi Daiş de bu çılgın teklifi kabul etmiş.

Gelmiş Tayyittin Hoca eve, kurmuş düzeneği pişirmiş Tavuk suyuna pilavı. Tam yemeye başlayacağı sırada bir ses "hooop" demiş. Bakmış Hoca arkasına, yıllar önce kandırıp evi ellerinden aldığı kardeşleri gelmiş. Demişler ki "bu evde bizim de hissemiz var."

Kardeş Esed'de gelmiş "kazanımı ver mübarek" demiş. Hoca durur mu yabıştırmış muhteşem sol ayağıynan cevabı "Kazan öldü mübarek."

Her kardeş kendine düşen pay kadar odaya el koymuş. Sonra bakmışlar ki hisselerinde Abdül örgütü ile Daiş Kesim Merkezi faaliyet veriyor. Kovalamışlar bunları hisselerinden. Sonra Abdül örgütü başlamış Hoca'nın işçilerini öldürmeye. Daiş Mezbahası da salmış öküzlerini hocanın evine, başlamışlar tepinmeye.

Kardeş Esed'de duruma bakıp " Ne gadan da yalancı bir gomşu, oh daha beter olsun" demiş.

Tayyittin Hoca almış başını ellerinin arasına, "bu kadar aç gözlü olmayaydım, açeydim gollerimi kavga etmeyeydim gardaşlarımla, getmeyin bu ev hepimize yeter deyeydim, tek başıma her haltın sahibi olmaya galkmayaydım belki kendi davuğumuzu, pirincimizi yetiştirirdik. Benim yüzümdeeeeeennnnnnn..."

Kıssadan Hisse; Her Papaz pilav yemez... Pilavın fazlası zaten bünyeye zararlıdır.

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Müjde Ey Halkım!



Age of Empires serilerinde vardır, bir tane tapınak dikersin, sonra etrafına bir sürü işçiyi toplarsın başlarlar eğilip kalkmaya, ibadet etmeye. Karşılığında da moral puanları kazanırsın, bu moral puanları sayesinde daha güçlü savaşçılar, yaratıklar, işçiler falan çıkarırsın. Genellikle de bir tane imamı olur onun işi de canı azalan savaşçıların, işçilerin canlarını doldurmak olur.

Tabi oyunu hile ile oynamıyorsanız, kod yazıp sınırsız yiyecek, odun, altın kazanmıyorsanız bu tapınaklara ihtiyacınız var demektir.

İbadethanelerin genel işlevi de hemen hemen aynıdır. Toplumsal düzeni sağlayan, insanlara insan olması gerektiğini anlatan siniri alınmış, pambık gibi insanların bulunduğu ortamlardır. Müslümanı da aynıdır, Hristiyanı da aynıdır, Budisti de aynıdır, Pastafaryanı da aynıdır. Buralardaki yetkin insanların dünyevi tatminlerle genellikle işi olmaz, sadece ufak tefek ihtiyaçları vardır. Bu yüzden de düşmanları olmaz. Arada bir kendini bilmez bir sapık çıkabilir doğrudur ama bunun ihtimali de yolda yürürken evin birinin balkonundaki saksının, birisinin kafasına düşüp öldürmesi ihtimali kadardır.
 Yani nadiren bir sapık bir din adamının canına kast etmeye kalkışır, küresel çapta tepki çeker.

Şimdi ülkemizin son dönemlerinde, oyunu hile ile oynayanlar türemeye başladı. Kod yazıp bölüm geçiyorlar.

E tabi bu durum, korkuyu da beraber getirdi sonuç olarak. Bir ülkenin Diyanet işlerinin en yetkin kişisi, siyasi bir taraf seçerse, dini bilgilerini siyasete alet ederse, birilerinin çıkarı uğruna kendisine inanan kişileri manipüle ederse korkuya kapılması doğaldır. E bu doğallık korunma ihtiyacını da beraberinde getirir. Tarafsız olması gereken kurumlar taraf olursa, karşısında bir cephe oluşur.
Kendisini, hiç olmaması gereken bir savaşta, silahsız ve savunmasız olarak buluverir.

E şimdilik koltuğunun altında takıldıkları güçlü olduğu için, zırhlı araçlarla koruma altına alınıyorlar. Günü geldiğinde nasıl olsa, taraf olmaması gerektiği halde saf seçen topluma mal olmuş diğer kurumsal kişiler gibi bertaraf olacaklar.

Siz o gün gelene kadar böyle müjdelerle oyalanadurun.

Bir yandan da sevinin, cumhurla taştaş geçebilen bir başkanımız var.

Istırırım ben onu.
Yalarım.
Oyhşşş.

22.05.2015

8 Şubat 2015 Pazar

Barajlar Su Topladı

Sürekli Akp'nin baraj altında kalacağını söylüyorum, kimse inanmıyor. Biraz da bu düşüncemin dayanaklarını anlatayım o zaman. Öncelikle ben bu seçimde baraj altında kalmalarını istiyorum doğal olarak ama bu seçime yetişmeyecek gibi bir görüntü var.

Peki neden baraj altı kalacaklar? Çünkü ilk çıktıkları zamandan çok farklı bir hale geldiler. Siyasette söz sahibi, güçlü politikacılar birleşerek, güçlerini birleştirerek kurdular partiyi. Sanırım en baskın güç Tayyip'in elinde olduğu için ön plana çıkan kişi de o oldu.
Sonra ne oldu?
Sonra Tayyip, Akp'yi iktidara taşıyan küçük güçleri kendi gücüne katarak büyüdü, diğer siyasetçiler bir anda sadece ekran görüntüsü vazifesi görmeye başladılar. Abdüllatif Şener bunun en net örneği. Neler döndüğünü gördü, karşı çıktı ama kendi gücünü bile yanına çekemedi. Bu da diğerlerinin başına ne geleceğini görmesine sebep olduğu için, koalisyon bozulamadan bu zamanlara kadar geldi. Arap Şeyhlerinin ve F Tipi cemaatin sınırsız desteğini de unutmamak lazım. Ama Tayyip'in bitmek tükenmek bilmeyen egosunu da unutmamak lazım. Eğer elindekine razı gelse, sınırlarını zorlamasa, bu ülkeye kilit vurup gidelim derdim.
Gerçi yine de diyorum ama, neyse...

Sürekli en büyük olma hevesi, çevresindeki herkesin arkasından iş çevirmesine neden olduğu için, öncelikle en büyük destekçileri olan şeyhlerin, şıhların desteklerini kaybetti. Daha sonra da, kendisinin kellesini alacak olan Gülen cemaati ile arası bozuldu. Arap şeyhlerinin desteği kesmesi pek dokunmaz, çünkü Tayyip kendi terör örgütünü yarattığı için ve bunları finanse etmesi için gereken dünya malını sağlam bir şekilde cukkaladığı için, onların desteğine bu noktada çok ihtiyacı yok zaten. Ama F tipi örgüt, bu ülkede sağlam kökleri olan bir oluşum. Bunu en iyi de Tayyip'in kendisi biliyor. Öyle Bank Asya'ya el koyarak, Dershane kapatarak, asker polis tasfiye ederek o örgütü bitiremeyeceğini biliyor. Muhtemelen kara kara da düşünüyordur ne yapacağını.

Neyse asıl konuya dönelim, madem Tayyip hala bu kadar güçlü, nasıl baraj altı kalacak? Bunu görmek için, Akp'nin iktidara gelmesini sağlayan şartlara bakmak lazım.
Ekonomik kriz bir sebep bunun için. Şu an, ellerinde şişirilmiş zenginler ordusu olduğu için, bu zenginlerin servetlerinden fedakarlık etmesiyle ekonomik kriz yokmuş gibi gösterilebiliyor ama ekonomik krizin babası var şu an ülkede. Yakın bir süre içerisinde artık dizginlenemez hale gelecek, çünkü çözüm üretmek yerine üstüne tülbent sererek örtmeye çalışıyorlar. Bugün tefe koyulan rahmetli Ecevit, çözüm üretmek için uğraştığından yaranamamştı bu millete. Aslında yaşadıkları her şey müstehak ya, neyse...

Akp iktidara gelirken en çok övündüğü şeylerin başında gelen 3 dönem şartı. Ben bunu kaldıracaklarını düşünüyordum ama Tayyip, kendi rütbesini yükselterek, daha değerli bir makama geçerek bu 3 dönem şartından kurtuldu. Ama Tayyip gibi bu şarttan kurtulamayan ve tuvalet kağıdı gibi üzerine sifon çekilip atılamayacak, aktif olarak siyasete devam etmek isteyen 3 dönem muzdaripleri var. Eğer milletvekilliği veya bakanlıktan çok daha kuvvetli bir makam vaadedilmezse, bu kişiler başka partilere çalışırlar. 70-80 civarı milletvekilinin ortalama %0,1 oranında oy potansiyeli olsa toplamda %7-8 yapar. Yapacakta.

Tayyip'in Cumhurbaşkanı olması. Parti içinde Tayyip tek adam olarak ön plandaydı. Ama Tayyip'in arkasındaki ikinci adam durumundaki kişilerin sayısı da birden fazlaydı. Yani, Tayyip Saray'a çıktığında, "Kral öldü yaşasın yeni kral" denemedi. İktidar kavgası başladı. Davutoğlu geçici olarak geldiği için belki çok tepki görmedi ama, seçimden sonraki dönemin Başbakan'ı daimi Başbakan olacağı için, kim bu göreve gelirse gelsin diğer bütün ikinci adamlar sorun yaratacak.

Hakan Fidan. Görevinden istifa etti, muhtemelen yeni Akp Genel Başkanı olacak. Zeus'un Brütüs'ü göreve geliyor yani. Güçlü insanlar en büyük darbeyi, en çok güvendikleri yerden alırlar her zaman.

Akp ilk göreve geldiğinde, kimse %37 gibi bir oy oranı ve tek başına iktidar beklemiyordu. Şu an herkes Akp'nin ciddi bir oy potansiyeli olduğuna %40'ların altına düşmeyeceğine inanıyor. Yani 13 yıl öncesinin tam tersi. Seçim sonuçları da tam tersi olacak.


Aslında daha çok madde var ama, uykum var toparlayamıyorum. Onları da daha sonra yazarım artık.
Akp %10 barajını geçemeyecek.
Özgür dediydi dersiniz.

07.02.2015

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Zihniyyet

2002'de yeni doğmuş, 1 yaşında, 2 yaşında, 3 yaşında, 4 yaşında olan bebekler bugün 12, 13, 14, 15, 16 yaşlarında. Yani koskoca bir nesil, televizyonda vs. vs. yerlerde Akp'nin fikirlerini izleyerek, Tayyip'in böğürtülerini dinleyerek yetişti. Daha da boktan olanı, boğazına kadar tezeğe batmış medya organları yüzünden bütün bu absürt olayların çok iyi şeyler olduğunu zannederek büyüdüler. Yani kısaca, siyasetten korkan, korkmayanın da fikrini ancak karşıdakini döverek kabul ettirebileceğini sandığı, tarihini az da olsa öğrenmeyen, öğrenmek için herhangi bir çaba sarfetmeyen bir gelecek nesil yetişiyor. Yani ülkedeki kutuplaşmaya göre bizim tarafımızdaki nesil bu şekilde yetişiyor.

Buna ek olarak da, Akp zihniyetinin gençliği de, daha çocuk yaşta siyasete sokuluyor. Bir şekilde üst düzey bir çocukluk yaşatılarak ve bu değirmenin suyunun siyasetten geldiği aşılanarak, çocuğa bunları kaybetmemesi için güçlü olması gerektiği öğretiliyor. Eğer dikkat ederseniz, çok kullanılan her internet sitesinde Akp'nin beyinsiz trolleri vardır. Körü körüne, doğru yada yanlış ayırt etmeden Tayyip'in yaptığı her şey doğrudur onlar için ve sürekli Ekşi Sözlük veya Twitter gibi sitelerde kaos çıkarırlar. Sürekli siyaseten karşıt görüşlü insanlara saldırırlar, küfür ederler, tehdit ederler ve bütün bunları bu sitelerin formatına uygun olarak yaparlar ki engellenerek siteden uzaklaştırılmasınlar.Bu kadar hakaret ve küfür de zaten bir avuç olan bizden taraftakileri de bu tarz yerlerden uzaklaştırır. sonuç olarak internet ortamında da Akp'nin sesi daha gür çıkmış olur.


Sonuç olarak, Akp zihniyeti, aslında Akp zihniyeti dememek lazım, taaa Adnan Menderes dönemi, Refah dönemleri de bu sürecin içinde bence, Şakirt zihniyeti diyelim, yıllardır bu formatta çalışa çalışa karşı cephesinde bir moronlar ordusu, kendi cephesinde de cin fikirli gençler ordusu kurmayı başardı. Bu başarının meyvesini de 12 yıldır yiyorlar.
Eğer bizden taraftaki siyasetçiler de Moron değilse, artık buna çözüm bulmalılar. Çünkü yakın gelecekte bir geleceğimiz olmayabilir.

Tehlike çok büyük, ben farkındayım.
Peki ya siz?
Siz farkında mısınız?

28.05.2014
Özgür

14 Mayıs 2013 Salı

Reyhanlı Zeynep

Sabahın köründe çalan telefon sesinden nefret ederdi Zeynep. Aslında bunun için geçerli bir sürü nedeni vardı. İstisnasız her sabah telefon sesiyle uyanıyordu çünkü. O kadar saçma sebepler geliyordu ki çoğu zaman, arayan kişiyi telefon kablosuyla boğmak istediği bile oluyordu. Ama yapmamalıydı böyle bir şeyi çünkü bulunduğu mevkii hoşgörülü olmasını gerektiriyordu.

Zeynep, 24 yaşında, 1.70 boyunda beyaz tenli, karşısındaki kişiyi diğer tüm renkleri hayatından çıkarmaya yemin ettirecek kadar güzel simsiyah saçlara ve okyanus mavisi gözlere sahip, dünyalar güzeli bir kızdı. Açıköğretim fakültesi işletme bölümünü bitirmişti. Aslında doktor olmak istiyordu ama ailesinin onu okutacak maddi durumu olmadığı için liseden sonra Reyhanlı belediyesi sosyal hizmetler daire başkanlığında çalışmaya başladı ve açıktan okuluna devam etti. Görevi yardıma muhtaç kişileri kayıtlara geçirip yardım almasını sağlamaktı. İnsanlarla iletişim içerisinde olmayı sevdiği için okulu bitirdikten sonra da burada çalışmaya devam etti. İnsanlar da onu çok seviyordu. Hoşgörüsünün ne kadar derin olduğunu bildikleri için gece gündüz demeden işleri her düştüğünde aramaktan çekinmezlerdi. Dibi tutmuş bu sistem içerisinde nadiren bulunan iyi insanlardan birisiydi Zeynep.

O sabah yine bir telefon sesiyle uyandı, yeni yardım malzemeleri gelmişti ve işin başında bir yetkili olması gerekiyordu. İzin gününde alınabilecek en kötü haberin bu olduğunu düşündü ve apar topar hazırlanmaya başladı.

İşinin çok fazla olmadığını düşünüyordu ve oradan çarşıya gidip alışveriş yapmayı planlıyordu, az sonra başına gelecek felaketten haberi yoktu.

Bir kaç dakika sonra belediye binasına yaklaştı Zeynep, sabah kahvaltısı yapmadığı için bakkala uğradı ve bir simit aldı. Bakkal Hüsnü amcayla biraz lafladıktan sonra ayrıldı dükkandan.

Tam yoldan karşıya geçmişti ki o ses ortalığı cehenneme çeviriverdi bir anda. Hüsnü amca bakakaldı sesten geriye kalanlara, şoka girmişti. Az önce konuştuğu dünyalar güzeli yerde cansız yatıyordu. Bir süre o halde kalan Hüsnü amca kendisini toparladı ve hemen ambulansı çağırdı. Cesaretini toplayarak olay yerine gitti ve gördüklerine inanamadı. Zeynep'in cansız bedeni yerde yatıyordu, patlamanın şiddetiyle kafası kopmuştu. Neler olup bittiğini hala anlamamıştı Hüsnü amca, melek gibi bir kızın canına kastedecek kadar nefretin sebebini anlamak istiyordu ama nafile, çünkü herkes onun gibi olan bitenden habersiz ve çaresizdi.

İsyan ediyorlardı olanlara, kendilerinin olmayan bir savaşın cezasını çekenler, bunu onlara yaşatanlara isyan ediyorlardı. Bu kıyametin sebebi olanlara isyan ediyorlardı. Hepsi memleketlerinde yaşıyordu çünkü. O kadar öfkelilerdi ki gerekirse göğüs göğüse dövüşüp ölmek pahasına olsa bile onları def edeceklerdi topraklarından. Ama polis izin vermedi. Kendi halkını koruyamayan polis, başka bir ülkenin teröristini koruyabiliyordu. 24 yaşında, cennetin bahçelerini göğsünde taşıyan dünya güzeli bir kızın ve diğer yüzlerce kişinin daha kanında parmağı vardı hepsinin.

Masum insanlara kıyacak kadar gözü dönenlere lanet ederek evine döndü Reyhanlı halkı. Çaresizce, bütün şerefsizlerin hesap vereceği günü beklemeye koyuldular.
Kinlerinin ve nefretlerinin her gün biraz daha büyüyeceğinin hepsi de farkındaydı...

(Aslında ben milletvekillerine ayrıcalık getiren yasa ve maaş zamlarıyla ilgili eğlenceli bir şeyler yazacaktım ama Reyhanlı patlaması ve bir taraftarın öldürülmesi olayları geldi üzerine. Yazıklar olsun böyle gündeme de böyle gündem oluşturanlara da...)

13.05.2013
Özgür

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Kanlı 1 Mayıs Kadar Kanlı Bir Mayıs



Bugün her yerde 1 Mayıs kutlamaları vardı, İstanbul hariç. Oradaki 1 Mayıs meydan muharebesi oldu. Bir sürü yaralı var ama asıl önemlisi 17 yaşındaki bir lise öğrencisi, bildiğim kadarıyla hala ölüm riski var...

Ben bugün biraz Şahan Gökbakar'a değinip bir iş görüşmemi anlatacağım.
Şahan Gökbakar Twitter'dan bayağı bir giydirdi Taksim'e girmeye çalışanlara, olayların sorumlusu olarak dayak yiyen kalabalığı görüyor. Güçlünün yanında olmak kolay tabi. Bir de, oradakilerin işçiye benzemediğini 20'li yaşlarda yüzü kapalı gençler olduğunu söyledi. Terörist iması yaptı yani. Ben o insanların biber gazının etkisini azaltmak için yüzlerini kapattıklarını akıl etmediğini düşünmüyorum, çünkü Şahan zeki bir insan. Benim anlamadığım 1 Mayıs'ı sadece işçiler kutlar diye bir vahiy mi geldi?
Oradaki insanlar zaten işçiler 1 Mayıs kutlayabilsin, patron hegemonyası bitsin diye mücadele veriyorlar. Bir de işçiye benzemiyorlar ne demek arkadaş, geçmişte zencilerin köle yapılması gibi işçilerin de böyle belirli bir fiziksel farkı mı var?

Aslında kafasında bir işçi imajının belirmesinin sebebi belli, bunun kendisi de farkında. Asgari ücretle çalışan birisinin yeni kıyafetler, takım elbiseler giymesi mümkün değil, o yüzden oradakilerin işçi olmadığını iddia ediyor.

Bende bir iddia da bulunuyorum milyonlarca kişi asgari ücret aldığı halde, o paranın tamamını kendisi veya ailesi için harcamıyor, bir kısmını iş yerinin sorumluluğunda olduğu halde yapmadığı harcamalara harcıyor.
Çünkü böyle bir şey gördüm.

Bir iş görüşmesine gittim. Paraya da inanılmaz ihtiyacım var, kredi kartıma haciz gelmek üzere. İlk söylediği şey asgari ücret veririm demek oldu. Ben yüksekokul mezunuyum, teknikerim, tecrübeliyim falan muhabbetine girmedim paraya çok ihtiyacım var çünkü, kabul ettim. Sonra devam etti, "yemek vermem, işe de kendi imkanlarınla gider gelirsin." diye. Ben hesap ettim şimdi, her gün 2 liralık döner yesem ayda 60 lira yapar. Sabah akşam otobüse binince de ayda 105 lira da o toplamda 165 lira. Bana kalan 600 lira civari bir şey. İş olmadı tabi ama bir çok insan bu şartlarda çalışıyor. Şimdi bu işçi ev kirası mı ödesin, ev mi geçindirsin, üstüne başına kıyafet mi alsın?
İnsanların kafasında bir işçi imajı oluşması gayet normal.

Bakanın dediği gibi, 800 lira büyük para geçinirsiniz. Çünkü işçi sınıfına verilecek para daha önemli yerlere harcanıyor, biber gazı gibi.

Bugün işlenen insanlık suçlarına girmedim bile. Çünkü ambulans, hastane gibi yerlere, evlere, apartman boşluklarına, camlardan evlerin içlerine, insanların yüzlerine gaz sıkılmasına girersem düşünce suçlusu ilan edilirim.


01.05.2013
Özgür

13 Aralık 2012 Perşembe

İyiler Kazanır... mı?

Bir klasik vardır iyiler hep kazanır kötüler kaybeder diye. Genellikle sinema ve dizi sektörünün ekmeğini yediği bir durum bu bence. Belki uzun vadede düşünürsek doğrudur, iyiler bir şekilde kazanıyor ama kilit nokta da burası zaten, iyiler bir kere kazanıyor.

Kazanana kadar kaybedilenler, verilen tavizler, boşa giden umutlar hep insanın içini çürütüyor. İyiler ilk başta ki kadar iyi olmuyor artık, içindeki canavar kıpırdanıyor bir kere.

Yine dizi sektöründen yürüyelim, kötü niyetli karakterler, onlarca bölüm iyi niyetli insanların iliklerini kuruturlar, varını yoğunu ellerinden alırlar, en son bölümde de ölürler.
Ee ne oldu şimdi iyi niyetli olanlar mı kazandı?
Bence iki karakter de kaybetti ama iyi olan daha çok kaybetti. Onlarca bölüm cefa çekti, süründü, sinirlendi ve kaybetti.
Kötü niyetli olan da onlarca bölüm sefasını sürdü, keyfine baktı sonra da kaybetti.

Silivri, uzun soluklu bir dizi film. Orada kötüler kaybedecek.
Ama en çok da iyiler kaybedecek.

Bütün bunları biliyoruz ve biz yine de iyi olmaktan vazgeçmiyoruz...
Özgür

31 Ekim 2012 Çarşamba

29 Ekim

29 Ekim nedir?
Nasıl kutlanır?
Cumhuriyet'e nasıl sahip çıkılır?
Kaç kişi Cumhuriyetine sahip çıkar?
Kaç kişi Atasına sahip çıkar?

29 Ekim 2012 gününün ders konusuydu bunlar. Tam 300bin tane öğretmen vardı orada. Cumhuriyet dersi verdiler o gece. Ama eminim ki bir kesim insan hala o dersi almamakta ısrar edecekler. Ki zaten derse katılmayarak devamsızlıktan sınıfta kaldılar.

Hangi ilde ne oldu bilmem. Ben Antalya'da yaşıyorum, Antalya'yı bilirim.
O gece Antalya nufüsunun 3'te 1'i Cumhuriyet Meydanı'ndaydı. Cumhuriyet'e, adını taşıyan yerde sahip çıkmışlardı.

Birisi 29Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını engellemek mi dedi?
İyi engellediniz aferin.
Tarihimiz boyunca belki de hiç bu kadar kalabalık kutlama olmamıştır...

Teşekkürler hepinize, uyuyan devi uyandırdığınız için.
İzinde olan halkı Atamızın izine geri döndürdüğünüz için.

Özgür

2 Ekim 2012 Salı

Mesut Barzani'yi Ayakta Alkışlamak



Ayrıca "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye slogan atmak.


Akp'nin yandaş olmayan basına kapalı kongresinde gerçekleşmiştir.
Üzerine aşağıda yazacağımdan başka bir yorum yazma gereği duymuyorum.

Barzani'ye "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye slogan attılar Atam. Bütün Türkiye bir "Piç" ile gurur duysa bile sen rahat uyu, biz sadece seninle gurur duyuyoruz "Atam."

Mr_Lonely

26 Eylül 2012 Çarşamba

Nokta Nokta Bankası Mülakat Soruları

 
En baştan söyleyeyim cevaplar aşırı derece argo ve küfür içerir. Bu konuda sıkıntısı olanlar okumaya hiç başlamasın diye bir tavsiye verebilirim.
İş bu post bir bankanın açacağı personel alımı sınavına girmeye karar verdikten sonra yaptığım araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Sorular tamamen gerçektir ve 2008 yılı personel alımında yapılan mülakatta sorulmuş sorulardır. Tabi cevaplar o döneme ait değil çünkü o dönem ben bu sınava girmedim. Cevapları yeni yazdım. Ama normalde bu sorular böyle cevapları hak ediyor. Resmen işe girmek için kıçını yırtan adaylarla dalga geçmek için sorulmuş sorular bunlar.
Bir de banka ismi vermedim ki başımıza iş almayalım.
Neyse laf salatası yapmayayım iyi eğlenceler…
 
1 İç işleri bakanı kimdir? (İdris Naim Şahin)
2 Dış işleri bakanı kimdir? ( Ahmet Davutoğlu)
3 Ekonomiden sorumlu devlet bakanı kimdir? ( Ali Babacan)
4 Maliye bakanı kimdir?  (Mehmet Şimşek)
5… bankası şube sayısı ne kadardır? (Sallasan değiyor.)
6 Alacağın maaşı biliyor musun? ( Üçün biri olacağından eminim.)
7 Türkiye’de enflasyon oranı nedir?  ( 35 cm civarı diye düşünüyorum. Daha büyük de olabilir zira götümüz çok acıyor.)
8 Türkiye'de ekonomik büyüme ne kadardır? (Yok denecek kadar az. Yok yok aslında “denecek kadar az” kısmı fazla oldu.)
9 … bankası genel müdürü kimdir?  ( Valla ben değilim.)
10 Yönetim kurulu başkanı kimdir?  ( Bizim dayıoğlu.)
11 Spk başkanı kimdir? ( Spk başkanı Hüseyin Üzmez’dir. Ya kim olacağıdı?.)
12 Spk nedir?  (Sapıklar ve Pislikler Kurulu)
13 Merkez bankası başkanı kimdir?  ( Matild Manukyan. Valla merkez deyince orası geldi aklıma.)
14 Kara para nedir? (Ben en fazla kırmızı olanını gördüm. Kara olanı ne ola ki?)
15 Resesyon nedir? (Resepsiyon?)
16 Cari açık nedir? ( Götümüzdeki deliğin büyümesi, yerine göre ikinci, üçüncü veya daha fazla deliğin açılması demektir. Bir noktadan sonra çok havadar bir göte sahip oluyorsun serin serin yatıyorsun geceleri.)
17 Enflasyon ve deflasyon nedir? ( Enflasyonun canavarı var, deflasyonun kedisi var.)
18 İpotek nedir? ( Aha şimdi yarr… pardon boku yedin demektir.)
19 Hazine müsteşarı kimdir? ( Ortalıkta bir hazine olmadığı için müsteşarına da gerek kalmadı görevden alındı. Park ve Bahçeler Genel Müdürü şimdi.)
20 … bankası nereye bağlı? ( Hiçbir yere bağlı değil, ben baktım etrafına, bağlamayı unutmuşlar heralde.)
21 Mortgage nedir? ( S.kilmekten rengi değişmiş kıça MorGıç denir.)
22 … bankasının faiz oranları ne kadardır? ( Eve haciz getirecek kadar.)
23 … bankası nasıl bir bankadır? ( Tuttuğunu s.ken, tutamadığını diğer bankalara havale eden)
24 Türkiye’nin bankacılıkla ilgili en büyük sorunu nedir? ( Artık S.kecek daha fazla insan kalmamış olması. Hep aynı insanlar zevk vermiyordur tabi bir süre sonra.)
25 … bankası büyüme oranı nedir? (34 cm’den 35 cm’ye çıktı geçenlerde.)
26 …bankası öz kaynak karlılığı ve aktif karlılığı nedir?  ( Mal beyanı ortada her yerde boyutunu belirtmeye ne gerek var.)
27 … bankasının personel sayısı ve kaç noktada rakipsiz olduğunu belirtiniz?  (Bir sen, bir ben, bir de bebek. Bel ve boyun bölgelerinde rakipsiz bence çok güzel kulunç alıyor.)
28 Özelleştirme nedir? Üç örnek verin. ( İnsanları hep biz s.kmeyelim biraz da yabancılar s.ksin düşüncesiyle yapılan satış işlemleri. Bir nevi pezevenklik. Telekom’la Arap şeyini, Finansbank’la Yunan şeyini, Oyakbank’la Hollanda’lı şeyini denedik. Hepsi de çok zevk veriyor ama Türk şeyinin yerini tutmadı hiç birisi.)
29 Bankalar neden kurulmuştur? ( İnsanlar intihar etsin diye.)
30 Virman nedir? (Gazman’ın kız kardeşi. Süperman’ın sevgilisi.)
Havale nedir?  (Kredi kartı ekstresini gören insanın geçirdiği şey.)
Eft nedir? ( Elektronik Fön Transferi.)
31 Müteselsil sorumluluk nedir? (Yanılıp şaşıp bir açık verirse şirket hem çalışanı hem müşteriyi üst üste koyup s.kme işlemidir.)
32 Key nedir? (İngilizce Anahtar demektir. Evet tahmin ettiğin gibi götümüzün anahtarı.)
33 Sera nedir? (İnsanlar kaçmasın diye camdan bir kafese tıkıp orada s.kmektir.)
34 Topraksız tarım hakkında bildikleriniz nelerdir? ( Topraksız tarım şeysiz erkeğe benzer, ikisi de hiçbir işe yaramaz.)
35 … bankasının yıllık net karı ne kadardır? ( Kasıktan dize kadar)
36 … bankasının vizyonu ve misyonu nedir? ( Vizyonu teker teker bireyleri, misyonu toplu halde herkesi s.kmek)
37 Seni başka illere göndersek gider misin? ( Belki beni başka ilden buraya gönderdiler ne biliyon?)
38 Patron ve yönetici arasındaki fark nedir? ( Hiç bir fark yok ikisi de en alt seviye de çalışanı s.ker.)
39 Senin diğerlerinden farkın ne neden seni alalım? ( Kara Kaşım, Kara Gözüm, Koca Götüm)
40 Buğdayın ekim zamanı ekim şekli gübreleme zamanları kullanılan gübreler nelerdir?  ( Buğdayın ekim zamanı adı üstünde “Ekim” Zamanıdır. Avucunu buğday tohumuyla doldurup önceden sürülmüş toprağın üzerine atarsın. Suni gübreler ortalığı kasıp kavuruyor olsa da en doğal gübre boktur. Ama ne gerek var ki bu kadar bilgiye gdo her şeyi açıklar nasıl olsa.)
41 Ph nedir, değeri kaçtır, tuzlu ve alkali toprak ne demektir?  (Alfabenin 20. Ve 10. harfinin yan yana gelmiş hali. Bozuk Türkçenizden anladığım kadarıyla  normal değerlerini sorduğunuzu düşünüyorum 5,5. Alkali Toprak Verimli Toprak demektir. Beton ekersin    Bankası yetişir o kadar verimli yani.)
42 Kayısı ne demektir?  ( Bir yiyecek olduğunu tahmin ediyorum. Zira pahalı olması sebebiyle hiç yiyemedik.)
43 Açlık sınırı ne demektir açlık sınırı ne kadardır? (İnsanların yaklaşabilmek için can attıkları maaş birimi. Hiç yaklaşamadığım için ne kadar olduğunu bilmiyorum.)
44 Asgari ücret ne demektir ne kadardır? (İnsanların açlıktan ölme sınırında yaşamasını ama bir mucize eseri hala ölmemesini sağlayan devletin belirlediği en az ödeme tutarı)
45 Ekonomiyle ne kadar ilgilenirsin? (Param oldukça İddaa oynayacak kadar)
46 Neden … bankası?  (Çünkü Eşeğin Zkinden Dolayı)
 
 
Mr_Lonely

16 Eylül 2012 Pazar

Şerefsiz Olma Kriteri


Akp’nin aldığı oylara ve yapılan her ankette oy oranının artarak yükselmeye devam ettiğine şaşıran insanlar var hala bu memlekette. Şaşıracak hiçbir şey yok, yıllardır insanların özlediği noktaları bu adamlar gerçekleştirdikleri için şu anda vazgeçilmez durumdalar. Bu topraklar üzerinde Akp ve Mhp dışında Müslüman parti yok. O zaman neden Mhp o kadar yüksek oy alamıyor derseniz, onlar da karizmadan kaybediyor. Karizmatik bir başkanları yok. Aklıma gelen gelmeyen daha bir sürü madde var aslında ama yazmaya üşeniyorum. Ama o sıralamaya üşendiğim özellikler de dahil tüm bu noktalar Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük çoğunluğunun düşüncesi.
Birincisi bu insanlar belli bir kültür seviyesine gelmiş, söylenenleri yorumlayabilen, üzerine düşünebilen, kritik yapabilen insanlara değil, cahil kesime hitap ediyorlar. Yani başka bir deyişle birisi karşısına geçip,  “sen geri zekâlısın” dese “acaba ben gerçekten geri zekâlı mıyım?” diye düşünmek yerine “bu adam dediyse ben kesin geri zekâlıyımdır” diyecek insanlara hitap ediyorlar. Başka bir deyişle de ülkenin çoğunluğuna hitap ediyorlar diyebiliriz, yani Aziz Nesin’in söylediği %60.
Biz burada götümüze trompet sokup bağırsak bile sallamayacak bir çoğunluk var. Şehit sayısı, ekonomik kriz, aşırı miktarda artan dış ve iç borç, neredeyse tamamen yabancıların eline geçmiş bir özel sermaye, açlık sınırının yarısı kadar asgari ücret vs vs. kimin umurunda?  Üniversite mezunları bile asgari ücretle çalışmak zorunda kalıyor, kendimden biliyorum.
Eğer bu insanlar birazcık düşünme yeteneğine sahip olsalardı, muvazzaf askerler cezaevlerinde çürümeye başladığından beridir terörist saldırılarının ne kadar arttığını, terör örgütünün ne kadar palazlandığını görürdü. Dış siyasette komşularla kanlı bıçaklı olduğumuzdan beridir şehit sayılarının ne kadar arttığını görürdü.
Sırf eleştiri yapanları “Şerefsiz” olarak sınıflandırdığı için yanlış giden eğitim sistemine eleştiri yapmayacak bir sürü insan var. Hatta oyunu ikinci seviyeye taşıyıp eleştirenlerin karşısına geçip “Sen Şerefsizsin” diyecek insanlar da var. Sırf “ Çocuğuna rapor alanlar benim çocuğum geri zekâlıdır diyor demektir.” sözü yüzünden çocuğuna rapor almayacak insanlar var. O zaman bütün bilim insanları geri zekâlı ki “ 60-66 ay çocuk için erkendir.” diyorlar. Gerçi en kral bilim adamı İmam Hatip Lisesi’nde yetişir, üniversite okumak tamamen gereksiz bir teferruattır.
Vatandaşın oyuyla seçilmiş bir bakan vatandaşın karşısına geçip “Hadi takla at da görelim” diyebiliyorsa, ertesi hafta vatandaşın birisi karşısına geçip, “ Bakanım ben takla atarım senin önünde” diyorsa boşa konuşmaya gerek yok. Kapatalım kepenkleri gidelim bu dükkan iflas etmiş demektir. Aklıma geldikçe beynime kan gitmez oluyor, arkadaşım o bakanın senin önünde el pençe divan durması, hatta takla atması gerekiyor, senin değil.
Korku İmparatorluğu burası. 
Ben kıçı kırık bir blog yazarken acaba beni ne zaman alırlar içeriye diye düşünüyorsam, telefonumun dinlendiğini düşünüyorsam ve benim gibi bir dolu insan olduğunu biliyorsam kimse aksini iddia edemez.

Neyse konudan sapmayalım.

Yani biz “Ulan nasıl oluyor da bu kadar olumsuzluğa rağmen bu adamlar oyunu sürekli arttırıyor” diye düşünürken hep yanlış pencereden bakıyoruz.  Evet normal zeka seviyesine sahip insanların olduğu bir yerde şark kurnazlığı para etmez, insanlar en fazla bir kere aldanır ikinciyi yemez.  Ama anormal zekâ seviyelerinin çoğunlukta olması ve bizim, herkesin en azından buğday varken saman yemeyecek kadar zeki olduğunu düşünmemiz en büyük yanılgımız oluyor. 


Konu nereye varırsa varsın, kim ne dersin, her gün kaç şehit haberi gelirse gelsin, her gün açlık sınırına yaklaşma hayalimiz ne kadar azalırsa azalsın hiç birisinin önemi yok. Benim için bu film “Bakanım istersen ben takla atarım, valla izin ver bakanım ben seni çok seviyom ne dersen yaparım”  sahnesini izlediğim gün bitti. Final sahnesini izleme gereği duymuyorum.

Ben kendi şahsım da dahil olmak üzere hiç kimseye üzülmüyorum, daha beter sürünmeyi de hak ediyoruz biz.  Bu insanlar için şehit olan, başrol oynadığını ve ölerek filmin kahramanı olduğunu sanan figüranlara üzülüyorum. 

 

Mr_Lonely
10.09.2012

1 Eylül 2012 Cumartesi

Atatürk'ü Sevmeme Hastalığı


Atatürk büstünün önünde tavşankulağı ve orta parmak işareti yapan bir orospu çocuğu resmi ile yine Atatürk büstüne elini öptüren bir orospu çocuğu resmi gördüm geçenlerde. Biri erkek biri kadındı ama cinsiyet gözetmeksizin katışıksız şerefsizdi ikisi de. Araştırma gereği duymadım ama muhtemelen bunlar gibi daha bir sürü vardır.
Hiç boşuna iki gereksiz ergen muhabbetine girmiyorum, çünkü bu ergenlik dönemini biz de yaşadık. Madem ergenlik döneminde insanlar böyle aşırı saçma hareketler yapabilecek kadar dengesini kaybedebiliyor, gitsin kendini yüksek bir yerden aşağı atsın. Ne bileyim gitsin kıçına bal kabağı sokmayı denesin. Eğer bunları yapmanın ne kadar saçma hareketler olduğunu biliyorsa bunu da bilecek.
İnsanların Atatürk’ü sevmeme hakkı vardır belki (Ki bana göre Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan kimsenin böyle bir hakkı yoktur.) ama hakaret etme küçük düşürme hakkı yoktur. Sevmiyorum diyeni bir nebze anlayabilirim, belki zamanında dedesi ninesi düşmandan taraf olmuştur ve hezimeti hala hazmedememiştir, eyvallah. Ama saygı duyacaksın arkadaşım!
Bugün ben Türk’üm ve Laik’im diyen hiç kimse bir tane Osmanlı Padişahına küfür etmez, saygısızlık etmez, bazılarını sevmediğini söyler ama resimlerine veya büstlerine saygısızlık yapmaz. Çünkü akıl sağlığı yerinde olan her insan evladı bilir ki iyi veya kötü onlar bizim tarihimizdir, geçmişimizdir. Geçmişine saygı duymayanın geleceği de yoktur.
Bu iki dengesizden ayrı olarak, “Keşke zamanında İngiliz mandasına girseydik de benim ninemi İngiliz askerleri sikmiş olsaydı, ben razıyım.”  diyen, birebir bu cümleyi kuran insanlar da var. Benim bunlara cevabım,” Geç kalmış sayılmazsınız, eğer hala hayattaysa ninenizi İngiliz askerlerine yine teslim edebilirsiniz, eğer hayatta değilse ananız da olabilir. Ne de olsa burnumuzun dibindeler.”
Savunma argümanı çok acayip bu arkadaşların, verdikleri örnekler hep İngiltere’nin ne kadar ileride (Sanayi, eğitim, sosyal hak ve eşitlik, vs vs)ve bizim ne kadar geride olduğumuz üzerine. Böyle mal düşünceye sahip arkadaşlar sms ile Somali’ye 5 tl yardımda bulunduklarını ne çabuk unuttular acaba.

Bir tahmin yürütün bakalım Somali kimin sömürgesiydi.

Atatürk seni sms ile 5 tl yardım gönderilmeye muhtaç olmaktan kurtardı.
Yıllardır dikkatimi çekiyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu son dönemleri, Osmanlı Devleti’nin son dönemleriyle aşırı derecede benzerlik gösteriyor.  Lale Devri ile de benzerlik gösteriyor.  Yabancılara sağlanan imtiyazlar olarak da benzerlik gösteriyor.
Bize Atatürk’e tapıyorsunuz diyen, putperest gibi Atatürk büstlerinin önünde neredeyse secde ediyorsunuz, taştan medet umuyorsunuz diyen insanların nelere taptığını kimleri padişah peygamber falan ilan ettiğini de biliyoruz.
Atatürk bazı noktalarda gerçekten çok yanılmış.
Özellikle de“Ey Türk Gençliği!” diye başlayan ve “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diye biten hitabede.
Damarlarımızdaki kan o kadar da asil değilmiş…

Aman boş ver be Bakanım, gel ben sana bir takla atayım.
Kulağım çok ağrıdığı için 30 Ağustos’ta yazmayıp bugüne sakladım bu yazıyı.


01.09.2012
Mr_Lonely

29 Temmuz 2012 Pazar

ASGEP

Açılımını buraya değil yorum kısmına belli bir süre sonra yazacağım. Öncelikle tahminleri bekliyorum.
Gelelim açıklamalara ve ip uçlarına

Geleceğin en büyük projesi bence.
%90 müslüman çoğunluğuna sahip bir ülkede olduğumuzu biliyoruz. Bu çoğunluğunun bir kısmının fanatik düzeyde Müslüman olduğunu da biliyoruz. Büyük bir çoğunun dini bütün olduğunu biliyoruz. Bir kısmının dinine inancına laf söyletmeyecek düzeyde Müslüman olduğunu biliyoruz. Bir kısmının inancına pek bağlı olmasa da dilenciler gibi din ve duygu sömürücü insanlara inanacak kadar dindar olduğunu biliyoruz. Bir kısmının da sadece dilden müslüman olduğunu biliyoruz.

Bu olayı siyasi parti düzeyinde kullananları geçmişte görmüşlüğümüz de var.
Sonuç olarak başlığın son kelimesi ortaya çıktı.
Herhangi dolaya imaya gerek yok, zaten millete dindar imajı verdiğin zaman iyi oranda oy alıyorsun, bir de dini kullanırsan daha iyi oranda oy alıyorsun. O zaman kuracağın siyasi partinin ismi niye ima olarak değil de direkt olarak dini temsil etmiyor?  Başarı garantisi var.
İşte başlık bu başarının anahtarı olan kelime.

Kolay gelsin...

Konunun devamına gelirsek;

Uzun süredir buraya yazı yazmıyorum. Bunun nedenleri var tabi.
Mesela eskisi kadar duygusal değişimler yaşamıyorum galiba, bu yüzden de şiir çıkmıyor.
Uzun hikaye tarzı şeyler yazmaya üşenecek kadar hayattan soğumuş durumdayım.
Bilgisayarım bozulduğu için sıklıkla internete giremiyorum.
Çok yoğum bir iş tempom var.
siyasetle ilgili yazdığım şeylerin genelde eğlenceli şeyler olmasına dikkat ediyordum. Ancak Türkiye'de siyaset öyle bir hal aldı ki hiç bir eğlencesi yok artık.
Yani, herhangi bir konuda mizah yapılabileceğini düşünmüyorum bu aralar.
Ortalıkta dolaşan haberlerin büyük çoğunluğu, savaş riski taşıyor, şehit haberlerinden oluşuyor, genç veya suçsuz insanların tutuklanmasında oluşuyor, katillerin salıverilmesinden oluşuyor.
Oluşuyor da oluşuyor.
Bu tür haberlere  yapılacak yorumların da adı sadece Kara Mizah olur ve ben o noktada yok olmayı tercih ederim.


Gülerek eğlenerek stress atarak zaman geçireceğimiz günlerin gelmesi dileğiyle...

Stress demişken;
Hipotiroidi hastası olduğumu kanıtladım.
Yani şişko olmamın sebebi bu hastalık ve tedavisine başladım.
Belki ileride zayıflarım ve bu süreci de buradan anlatırım belli olmaz.
Ama olurda kilo veremesem bile yıllardır söylediğim ama kimseye inandıramadığım şeyi kanıtladığım için bile ben bu savaşı kazanmış sayılıyorum. 
Benim kilolu olmamın normal hiç bir tarafı yoktu ve normal olmadığı ortaya çıktı.

ASGEP açılımlarınızı bekliyorum. (Benim kafamdaki tanım pek güzel gelmedi aslında belki siz daha iyisini bulursunuz diye ayak yapıyor da olabilirim. :)   )

Mr_Lonely
29.07.2012

10 Kasım 2011 Perşembe

Depremden Değil Kansızdan Korkmak Lazım

Deprem, meydana geldiği yeri çok şiddetli bir şekilde sallayan bir doğa olayıdır.
Yıkıcı güce sahiptir ve hiç acıması yoktur.
Ama özellikleri arasında insan öldürmek yoktur. Deprem ne kadar güçlü olursa olsun hiç kimseyi öldüremez.
Her depremde insanların hayatını kaybetmesinin tek sebebi başka insanlardır.
Bunlara halk arasında "Şerefsiz" denir.
Bu kişiler gözünü para bürümüş "Kansız" yaratıklardır, "Trol"lerdir.
Batıl inancı olan kişilerin, yeraltında yaşayan dev yaratıkların toprağa vurması sonucu sarsıntı yarattığı iddiası da buna dayanır muhtemelen.
Şiddet konusuna gelince; Aynı depremi alıp Japonya'ya koyarsak eğer, insanlar ortamda olmaması gereken bir hareketlenme olduğu için bir süre sendelerler, bulundukları noktada kalırlar, sarsıntı geçince de hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. Camdan dışarı bakma ihtiyacı bile hissetmezler çünkü hiç kimsenin burnunun bile kanamayacağından hiç şüpheleri yoktur.
Türkiye'de bunun tam tersi yaşanır.

Ek olarak Türkiye'de başka şeyler de yaşanır.
Mesela herkes müneccim kesilir.
Büyük bir depremin ardından aynı bölgede başka deprem olmaz bir daha denebilir.
Mesela felaketin ardından çadırda perişan halde yaşayan insanlara, "Oh valla sizden iyisi yok, bir çadırda biz mi açsak şuraya acaba." denilebilir.
Mesela Cumhurbaşkanı gelecek diye, yalakalık olsun diye, hasarlı binalar sıvanıp boyanarak hasarsızmış gibi gösterilebilir.
Mesela binalarda  malzemeden çalınabilir, alan açmak için taşıyıcı kolonlar kesilebilir.
İnsanlık için gönderilen kolilerin içinden çıkan Türk bayraklarına hakaretler edilebilir terör yanlısı bazı köpekler tarafından.

Bir de olayın insanlık boyutu var.
Dünyanın her yerinden, her ülkesinden yardımlar gelir, yardımseverler gelir.
Herkes kendi kardeşi enkaz altında kalmış gibi çalışır, bir kişiyi bile canlı çıkarsak o bizim kazancımızdır mantığıyla çalışır.
Hayatını, ailesini, sevgilisini, eşini, çocuğunu, her şeyini bırakır gelir. Sırf bir kişi de olsa hayata döndürebilmek için gelir.

Daha sonra meydana gelen ikinci bir depremde göçük altında kalıp ölmek için değil ama.
Ya da "Nasıl olsa başka deprem olmaz." mantığıyla sağlam raporu verilen bir otelde kalmak için değil.
Hiç bir siyasi görüş, mantık açıklayamaz bunu.
Atsushi Miyazaki'nin ölümüne hiç kimse kalkıp "Allah'ın takdiridir Başımız Sağolsun" diyemez.

O "İyilik Meleği"nin ölümü tamamen bir kansızın takdiridir.
Allah rahmet eylesin, Mekanı Cennet Olsun.

Böyle bir şey yazmama sebep olanlarında Allah Belasını Versin. Haksız kazandıkları her kuruşun altında kalıp ölsünler...

10 Kasım için ayrıca bir şeyler yazma gereği duymuyorum. Çünkü o tarihte sanıldığı gibi Atatürk ölmedi. Atatürk hala yaşıyor. Ve Atatürk'ü anmak için de özel bir güne ihtiyacım yok. Aklıma geldiği her gün, her an anıyorum ben zaten yeterince...

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Hoca Efendi İmparatorluğu Anayasası

Ne kadar zormuş ANAYASA hazırlamak. Yemin ediyorum sadece 10 maddesini hazırlamak bile canımı çıkardı, binlerce madde yapmaya kalksam ayvayı yemişim. Neyse, aşağıda Afrika kıtası dolaylarındaki bir ülkenin Anayasasının ilk 10 maddesi bulunmaktadır.

Madde 1; Hoca Efendi İmparatorluğu, şeriat ile yönetilen, doğrudan kraliyet ailesine bağlı, tam bağımlı bir ülkedir.
Madde 1-A; Ergenekon, bir Terör Örgütüdür. Adını ağzına alan herkes müebbet hapisle cezalandırılır, üye olmak idam sebebidir.
Madde 1-B; Aksini iddia eden herkes Teröristtir.

Madde 2; Ülkenin bayrağı Kırmızı ve Beyaz Renklerden oluşur. Yapısı Ay ve Beş yıldızdan ibarettir.
Madde 2-A; Milli marş, Sordum Sarı Çiçeğe İlahisidir.
Madde 2-B; İlk iki madde kesinlikle değiştirilemez, aksini iddia eden terör örgütü üyesi sıfatıyla yargılanır.

Madde 3; Ülkenin resmi dili Arapça, Farsça ve Kürtçe'dir. Bu diller dışında herhangi bir dili kullanmak yasaktır.
Madde 3-A; Ülkenin resmi para birimi Papua Yeni Gine Kina'sıdır. (PGK)
Madde 3-B; Aile yapısı bir erkeğin en az üç kadın ile evlenmesi suretiyle şekillenir. Eğer bir erkek 25 yaşına kadar eş sayısını üçe tamamlamazsa ya da hiç evlenmezse kanuna karşı gelmiş sayılır, cezası kazığa oturtulmaktır.
Madde 3-C; İmam Nikahı, Resmi Nikah sayılmaktadır.  Eğer bir erkek üç kez boş ol derse nikah düşer. Çocukların velayeti, erkek kimi isterse ondadır. Kadının hiç bir talepte bulunma hakkı yoktur.
Madde 3-Ç; Eğer bir kadının gözleri dışında herhangi bir uzvu, kocası dışında başka birisi tarafından görülürse cezası 100 kırbaçtır. Tekrarında 200 kırbaç, tekrarında RECM.
Madde 3-D; Vefat durumunda miras paylaşımı ailedeki erkekler arasında yapılır. Eğer ailede vefat eden kişiden başka erkek yoksa miras, en yakın akrabalarının erkekleri arasında paylaşılır. Eğer soyunda başka erkek bulunmuyorsa, miras kraliyet ailesine kalır.
Madde 4; Ülkenin resmi güvenlik kuvveti Pe-ke-ke'dir.
Madde 4-A; Te-Se-Ka isimli örgütle bağlantısı olan herkes Ergenekon kapsamında yargılanacaktır.
Madde 4-B; Ülkenin yargı sistemi, Her Koyun Kendi Bacağından Asılır felsefesine dayanır. Beğenmiyorsan Ananı da Al Git Mantığıyla karara bağlanır. Temyiz hakkı yoktur, Ulema ne derse karar odur.
Madde 4-C; Ülke sınırları dışına çıkmak yasaktır, mülteci olarak kaçmaya çalışanın Anasından Emdiği Süt, Babasından çıkarılır.
Madde 4-Ç; Ülke sınırları içerisinde yaşayan herkes "Hoca Efendi Tarikatı" üyesidir, Tüm toplantılara katılmak mecburidir. Mazeret belirtmeden veya mazereti kabul edilmediği halde toplantılara katılmayanların cezası ilkinde yüz kırbaç, tekrarında 200 kırbaç, tekrarında RECM.


Madde 5; Sağlık kurumlarının nitelikleri Ebe Teyze, Çıkıkçı Murtaza ... şeklindedir. Tam teşekküllü hastane yapma teşebbüsünde bulunmaktan ziyade, düşünmek 100 kırbaç ile cezalandırılma nedenidir.

Madde 6; Eğitim ve öğretim ihtiyacı Tekkelerdeki hocalar tarafından karşılanmaktadır. İleri düzeyde eğitim almak isteyenlere " İmam Hatip Üniversitesi"nde okuma imkanı sağlanmıştır.

Madde 7; Ülkedeki spor faaliyetleri, Ulema'nın izin verdiği tarihlerde yapılmak ve yalnızca Futbol'dan oluşmak koşuluyla serbesttir. En fazla iki takım bulunabilir ve takımların ismi "İmamspor" ve " Cemaatspor"dur.
Madde 8; Ülke sınırları içerisinde, üç kişiden fazla gruplar halinde gezmek, yatsı namazından sonra sokakta dolaşmak, dul bayanların ya da içerisinde henüz evlenmemiş kız olanların evlerine girmek yasaktır.

Maade 9; Bu ülke sınırları içerisinde dünyaya gelen herkes bu kuralları kabul etmiş sayılır.

Madde 10; 3. maddeden itibaren kurallarda değişiklik yapma yetkisi Hoca Efendi Meclisi'nin inisiyatifindedir.


Mr_Lonely
15.08.2011

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Şebek

Türkiye'de insanlar anlık mutluluklarla yaşıyor, yarın kimsenin umrunda bile değil.
İnsanların, anlık veya geniş zamanlı, mutlu olmasına lafımız yok. İsteyen somurtur isteyen şebek gibi otuz iki diş meydanda gezer.
Buradaki mesele, hiç bir şeyin farkında olmayan o şebeğin benim de hayatımı olumsuz yönde etkiliyor olması.
Yoldan geçen birisini durdur, eline 10 lira sıkıştır, sonra iki sokak ötede bir arkadaşını gönder gitsin o 10 lirayı adamın elinden alsın sana geri versin.
Kayıp ne oldu bu durumda, hiç bir şey. Peki kazanç ne oldu, o adam sana sebepsiz ve amaçsız bir şekilde güven duymaya başladı.
Buyrun emekliler.
Ya da çalışanlar.
Maaşınıza Yüklü(!) miktarda zam yapıldığı zaman, (Ki bu zamlar genelde seçim arefelerinde oluyor.) bir kaç ay içinde o zammın eriyip yok olduğunu maaş bordrolarınızda farketmiyor musunuz?
Ama rastgele bir emekliyi durdurup sorsanız diyeceği laf, "Allah Razı Olsun daha önce kimse böyle bir zam vermedi." olacaktır. (İnsanların klasik yakınmalarını bir kenara koyarak düşünelim, sonuçta trilyonlarla oynayan birisine sorsak o da kazancının yetmediğinden yakınır.)
Bir yerlerden para geliyor, o bir yerlerin kaynağı genelde Amerikanya tabii ki, gelen paranın adı BORÇ. Bize o borç anamızın ak sütü gibi helal, babamızdan miras gibi yediriliyor. Biz anlık olarak mutlu oluyoruz. Tabi bu sırada, ülkemizin dış borcunun nüfusumuza oranlanmasıyla ortaya çıkan kişi başı dış borç miktarımızda tavan yapıyor. Direkt olarak cebimizden çıkmıyor ya kredi kartı faturası gibi, onun için enterese etmiyor bizi. Doğan her çocuk daha bir borçlu doğuyor sonuç itibarıyla. Ama bizim ağzımızda bal var, mutluyuz.
Birileri çıkıp bizi uyandıracak gibi olsa, ceza sahası dışından hafif bir faul yapıyorlar, bir kaç kişi sarı kartı yiyor biz yine uykuyadalıyoruz. Kim bu sarı kart cezalıları, Denizi aydınlatanlar olabilir belki. Neydi onun adı El Feneri miydi?
Bakıyorlar ki biz Fener'e falan ihtiyaç duymuyoruz, yüzebiliyoruz denizlerde, uyanığız hala, Bu sefer yeni Dalgalar çıkıyor piyasaya. Dalga geçer gibi Ergenekon Destanı yazıyorlar bize.
Bu dalgalar ufakk mı geldi?
Daha büyükleri var.
Üç büyük futbol klübünün taraftar sayısı, ülkenin dörtte üçünden fazla. Eğer üç klübün en kral adamlarını alır içeriye tıkarsan Dalga malga kalmaz alayımız dikkati oraya çeviririz, derin bir uykuya dalarız.
Nasıl olsa meşhurdur Şike Yaptın dedikten sonra Şaka Yaptıııımmm deyip paslaşmalar.
Daha da uyumazsan son darbe yine askerden gelir.
Bir haftada 25 kişiyi şehadete erdirirsen eğer bırak uyanık kalmayı, kış uykusuna bile yatarız hepimiz.
Mutluyuz.
Memleketime yol yapılıyor, asfalt dökülüyor.
Peki uzun süredr kaç okul yapıldığına dair haber yapıldı?
Peki kaç tane sınavda ŞİKE yapıldı haberi geldi?
Mutluyuz.
Şike Şike Mutluyuz.

Bazı süreçleri ben dinamit gibi düşünüyorum.
Upuzuuuunnnnn bir kükürtlü iple bağlanmış bir kalıp dinamit lokumu, fitilin ucu ateşlenmiş bekliyoruz.
Bugün patlamayacağı belli, gelecekte patlayacak. Kimin kucağında patlayacağını merak ediyorum.
Ama şundan eminim, biz anlık mutlu olduğumuz sürece, gelecekte başımıza gelecek hiç bir şeyin suçunu geçmişimizdeki kişilerden aramayacağız. Ve biz yine aynı şebekliğimizle o bombayı kucağında tutacak olan yürekli insanı  rezil edeceğiz.
Bir günah keçisi bulup bütün suçu yükleyeceğiz.
Olsun biz bugün mutluyuz.
Daha yumurta kıçın ağzına gelmedi...


Mr_Lonely
08.08.2011

4 Şubat 2010 Perşembe

TBMM World Combat Cup

Orhan Erdem (Akp Konya) Fight Cumali Durmuş (Mhp Kocaeli)
Hakem : Güldal Mumcu (Chp İzmir)

Her şey milyonlarca insanın severek izlediği bir Kick Boks maçıyla başlamıştı oysa.
İki yiğit çıktı meydaneee, ikisi de birbirinden merdane.
Yok pardon o yağlı güreşçiler içindi karıştırmışım.

Başbakanına Peygamber diyenleri uyarmak isteyen Akp’li boksör, rakibi Mhp’li boksörün köşesine gitmiş, antrenörüne bakın o peygamber değil demek istemişti. Ancak Mhp’li boksörün antrenörü kendisine bunu biz demedik ki sizin klübün junior boksörü söyledi deyince, yanlışlıkla rakibine yumruk atıverdi Akp’li sayın Erdem.

Raunt arasında bir şeyler olacağını sezen hakem Mumcu, maçı on dakika erteleyip hakem odasına gitmişti.
Hakem odasına çekildiğinde, ortalı karışmış, basit bir Kick boks maçı olarak başlayan olaylar bir Smack Down turnuvasına dönüşmüştü.
Smack down maçlarının tek kuralı, kural olmamasıdır.

Akp’li vekil rakibine raunt arasında saldırınca, rakibin antrenörü çıkıp Akp’li vekili saf dışı etmişti. Bunu gören diğer antrenör de sahaya girerek Mhp’li antrenöre yumruk atarak Smack Down maçının resmen başladığını ilan etmişti.

Bu sırada olaylar birbirine girmiş, havada sağlık bakanları uçuşmaya başlamıştı.
Malkoçoğlu misali arkadaşlarını kurtarmak isteyen bakan, önündeki tek engel olan gözlüklerini de çıkarmış, artık yenilmez olmuştu.

Yıllarca Kick Boks eğitimi almış olan Akp’li vekil, Smack Down tecrübesi olmadığından ne yapacağını şaşırmıştı ve kalabalıkta denk getirdiği birisine yumruk atmak isterken parmağı kırılmıştı.

Bu sırada Akp Spor Kulübü başkan yardımcısı, hakemin odasını basarak kendisini tehdit etmekle meşguldü.
Bana bak ulan kadın, git maçını adam akıllı yönet. Maçı bizim kazandığımızı ilan et.
Bak bizimkiler kavga etmeyi çok iyi bilir. Kick Boksçularımızı sahadan çekeriz Smack Down’cılarımızı saha süreriz oradaki herkesi ezer geçeriz. Sonra da senin üzerine salarız.
Kamuoyunda sulu göz olarak tanınan Akp spor Kulübü başkan yardımcı, bir anda aslan kesilmişti.

En son olarak, Akp Spor Kulübü genel başkanı ve Türkiye Kick boks Federasyonu Başkanı sayın RTE hakem kürsüsüne geçmiş ve maçı kendilerinin kazandığını ilan etmiştir.
Bu ülkede en iyi biz söveriz, en iyi biz döveriz mesajı gayet net bir şekilde verilmiş oldu.

Bu arada, biz iktidara geldiğimizden beridir mecliste kavga çıkmıyor diyen Akp’li arkadaşlara buradan selam söylüyorum.

04.02.2010
Mr_Lonely

23 Ocak 2010 Cumartesi

Kozmetik Masalları

Bir varmış bir yokmuş
Pireler berber iken, develer tellal iken, Bihter’in annesinin eteğini çekiştirirdiği, Behlül’ün, Nihal’le doktorculuk oynadığı, Ali Rıza Bey’in henüz daha ilk kalp krizini geçirdiği dönemlerde bir ülke varmış.
Hem jeopolitik, hem politik, hem stratejik, hem de anti alerjik yönden çok önemli bir devletmiş.
Kırlarında çiçekler açar, böcekler suni döllenmeye katkı sağlarmış. İnsanları çalışır ailelerine bakarlarmış. Ordusunun varlığı tüm halkına güvende olma duygusunu hissettirirmiş.

İşçiler, her gün evlerine manavdan aldıkları nevalelerle gider, memurlar kasaba uğramadan eve gitmezlermiş. İnsanlar rüşvet nedir bilmezlermiş. Henüz, “Benim Memurum İşini Bilir” denmemiş.

İnsanlar mutlu ve mesut, dostluk ve kardeşlik içinde yaşarlarken bu hayaller ülkesine bir gün kötümü kötü birisi gelmiş. Geldiği gün güneş kıçını dönmüş gitmiş, ülkeyi bir soğuk hava dalgası kaplamaya başlamış. Daha sonra kardeşlik duygusu ortadan kalkmaya başlamış. İnsanlar ırk ayrımı, mezhep ayrımı yapmaya başlamışlar.

Daha sonra insanların iyice azalan huzurları tamamen kaçırılmış, işçilerin evlerine üç kuruş para sokmalarını sağlayan fabrikaların hepsi özelleştirilip kapatılmış. Önce sendikal hakları ellerinden alınmış, sonra kadrolarına bile bakılmaksızın sokağa atılmışlar. Açlık grevi yapmak zorunda bırakılmışlar.

Daha sonra, memurlar, kadrolu değil sözleşmeli olarak atanmaya başlamış, neredeyse asgari ücret düzeyinde çalıştırılmaya başlanmış, zaten zor olan geçimlerine iyice darbe vurmuş açlığa sürüklemişler. “Benim Memurum İşini Bilir” zihniyeti artık yerini “Benim Memurum Açlıktan Ölmez” zihniyetine bırakmıştır.

Daha sonra sağlık sektörüne el atılmış. Önce eczacılar, sonra doktorlar insanlığına isyan edecek noktaya getirilmişler. Zaten açlıktan kırılan halka hiçbir doktor çare bulamayacakmış, o yüzdende boşuna doktora para vermek istememişler. İnsanlar nasıl olsa açlıktan öleceklermiş, niye boşuna ilaç parası verilsin ki diye düşünerek eczacıları da devre dışı bırakmışlar. İlla ki ilaç isteyen varsa gitsin marketten karpuz seçer gibi ilaç seçsin, rengi, şekli hoşuna gideni alsın demişler.

Aslında en önemli darbeyi, halkın en güvendiği yerden vurmuşlar. İlk önce terörist saldırıları ordunun yapmış olabileceğini iddia edip yıpratmışlar. Terör örgütü “biz yaptık saldırıyı” demesine rağmen, “hayır siz yanlış biliyorsunuz siz yapmadınız” demişler. Sonra askere sivil yargı yolunu açmışlar. İlk başta çok isabetli bir karar olarak görmüş insanlar bunu, herkes yargılanabilmeli demişler. Daha sonra, bilgisayar parçası almaya giden askerleri başbakan yardımcısına suikast planı yapmakla suçlamışlar. Tesadüfen başbakan yardımcısının evinin önünden geçen askerleri kağıt yiyen ucubeler olarak halka tanıtmışlar. Ve hemen ardından devlet sırrı olan belgelerin bulunduğu odaya hakim göndermişler. Orduyu darbecilikle suçlamışlar, yıprattıkça yıpratmışlar.

Daha sonra yakalanan askerlerin kağıt yiyen ucubeler olmadıkları, normal insan oldukları anlaşılmış. Daha sonra başbakan yardımcısının call of duty oyunu ile gerçek hayatı birbirine karıştırdığının farkına varmışlar. Bu arada kozmik odaya giren hakim gizli belgeleri didik didik etmiş. Bütün gizli kalması gereken sırları ortalık malı haline getirmiş.
Kendisine suikast düzenleneceğini sanan başbakan yardımcısı meğerse kozmik odayı da kozmetik oda zannediyormuş. İçeriye giren hakimin de makyaj yaptığını zannediyormuş.

Günlerden bir gün Anayasa Mahkemesi, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi iptal etmiş. Hiçbir sivil hakimin ordu mensuplarına müdahale edemeyeceğine karar vermiş. Tesadüfe bakın ki bu karar tam da kozmetik odasına giren hakimin makyajını bitirmesinin ertesi gününe denk gelmiş. Orduya ait devlet sırrı niteliğindeki tüm bilgiler ortalık malı olmuş.
Rivayete göre bu ülkenin üzerindeki kötülük hala devam etmekteymiş.

Gökten üç elma düşmüş. Açlıktan kıvranan halk üç elmayı bölüşeceklermiş ki başbakan elmalara el koymuş.
Neden mi?
Vergi borcu kardeşim...

(Yukarıdaki yenilikleri farketmişsinizdir. Blogger'ın yeni özelliğini kullanarak sayfalar oluşturdum. Bazıları yoruma açıktır. Lonli ve Yetişim kısmını güncelledim. Beni daha yakından tanımanızı sağlayacaktır. Ayrıca Derin Sözler olarak tanıdığınız arkadaşlar artık Lafazan oldu ve yoruma açıldı...
Saygılar efem.)


23.01.2010
Mr_Lonely