Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2015 Perşembe

Trafik Cezası


"Beş dakikada gelirim nasıl olsa" diye arabasını hatalı park eden şoför gibiydin sevgilim.
O kadar kısa sürede gelemeyeceğini bilen trafik polisiydim bende.
Ceza kesmemek için beş saati, beş dakikaya sığdırmaya razı olabilirdim.

Hatalı park eden arabaya kesilen 88 Lira gibiydin sevgilim.
Varlığın derde derman olmadığı halde, yokluğun hissediliyordu kredi kartı ekstresinde.
Sana değerdi aslında, her gün ceza ödeyebilirdim.
Ama açtığın yarayı kapatmaya yetmedi bile, 15 gün içinde yapılan ödemeye uygulanan %20 indirim.

Yanlış park edilmiş son model, lüks araç gibiydin sevgilim.
Trafik polisinin çağırdığı çekiciydim bende.
Sen çok güzeldin ve havalıydın da, yürüdüğün yollarda hayat geçici olarak kapsama alanı dışına çıkar, tüm gözler sana dönerdi bir an.
Ben belki gösterişsizdim ama yeter ki gitme diye bir ömür seni sırtımda taşıyabilirdim.

Çekilen araçların emanet bırakıldığı otopark gibiydin sevgilim.
Her boyutta aracın rahatlıkla girip çıkabileceği kadar derin ve geniştin.
Bir bilsen, bir zamanlar özel mülkiyetim olmanı nasıl isterdim.

Ama altın madeni olsan, kazma vurmam artık.
Tarla olsan ekmem,
Bağ olsan dikmem.
Bal olsan yemem artık.
Yar olsan sevmem...

22.10.2015

5 Eylül 2015 Cumartesi

Motor Ustası


Söyleme!
Yazma da hiçbir yere, aşka olan özlemini.
Beceremiyorsun iki kelam güzel söz etmeyi.
Eğreti duruyor aşk yüreğinde, belli oluyor kafiyesiz cümlelerinden.
Çıraksın çünkü daha yeni öğreniyorsun bu yolda yürümeyi.
Sen daha “aşk” demeyi bilmezken, ben açtığın derin yaraların şerefine içiyordum!
Rakıya mı sevdalıydım yoksa sana mı bilmiyorum.
Kadehime hapsetmişimdir belki de dudaklarını,
Belki de her yudumda yeniden buluşuyoruz diye alkolik oluyordum!
Sen aşkı bulmak adına kirlenirken bir umut bekledim hep,
Aşkın burnunun ucunda olduğunu belki görürsün diye.
Ama sen yanlış rampada hararet yaptın,
Ben ise motor ustası oldum, kırık kalpleri tamir ederken!
Sen bu yolları severken, geri dönüyordum ben!
Çok söktüm yüreğime batan zehirli aşk dikenlerinden.
Diken miydi yüreğime batan, sözlerin mi bilmiyorum.
Bildiğim bir şey varsa,
Sen, yüreğini çalıştıracak bir usta arıyorsun ama
Emekli oldum ben, artık motor tamir etmiyorum!

04.09.2015

20 Ağustos 2015 Perşembe

Gırmızı Mavi Hadi Gari



Masmavi gökyüzüne bakıyorum gözlerim kan çanağı,
Göz bebeklerim Kırmızı.
Hayretler ediyorum sana Allah'ın arsızı.
Ne demek "aşık oldum" ulan?
Gerzek misin oğlum, o ağanın kızı...
Kan alırlar maden ocağından Kamil,
Götünden çıkan alevin rengi, kan kırmızı.
Ümit verme geleceğe dair, bırak o kızı,
Yoksa tersinden şişirttirirler sana Big-Babol sakızı.
Sen kendini gönül hırsızı sanmışsın,
E doğaldır gözün bozuk, göremiyorsun uzağı.
İnek sanıyorsun ama o daha buzağı,
Öküzsün sen, örnek alma boğayı.
Terket bu aşkı, dellendirme ağayı.
Yoksa mumla ararsın benden yediğin dayağı.
Aslında hak ediyorsun temiz bir sopayı,
Ama adamlar kafaya koymuş karpuzunu yarmayı,
Pekmezine ekmek banmayı...
Haydi aşık olursun anlarım da,
Omirilik soğanınla mı düşündün, köylük yerde kızları birbirleriyle aldatmayı?
Bence sen terket bu diyarı,
Yoksa bu gidişle dişlemeden yiyeceksin hıyarı.

20.08.2015
Özgür

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Faydalı İle Gerzek

Faydalı ile gerzeğin fantastik hikayesi bu!

.

Sen, pazarda kafasına sütyen geçirip bağıran ikizlere takkeci,
Ben, sosyete semtine dalıp, havalı kornayla gürültü yapan kamyon şöförü.
Sen, köyün umumi tahta tuvaletindeki göt temizleme taşı,
Ben, domuz avlamak için kurulmuş fare kapanı.
Sen, eczacı kalfası,
Ben, kullanılmayan sığınak tuvaleti.
Sen, dublex lastik,
Ben, büyük boy prezervatif almış Çinli.
Sen, triplex villa,
Ben, denize girmek için şişirilmiş traktör şambreli.
Sen hep mükemmelsin,
Ben gereksiz, öyle mi prenses?
Hayat sensiz daha güzel,
Her şeyi amacına göre kullanınca.
Sen Lalezar olsan kaç yazar?
Kurur gidersin ben hortumu çıkarıp sulamayınca.
Lağıma düşürmüşsün gözlüğünü,
Ondan dünyayı bombok görüyorsun bakınca.
Sen hayat demektin eskiden belki ama,
Hayat daha güzelmiş sen olmayınca.
Bakma öyle "Ne diyor bu gerzek?" diye,
Akıllandım sol koluma seni takmayınca.
Seni Dünyam sanıyordum, Ay gibi dönerken etrafında,
Güneşmişim ben, uydu olan senmişsin aslında.



05.08.2015
Özgür


(Çok dağınık oldu be, idare ediverin bu seferlik. :S)

6 Haziran 2015 Cumartesi

Yalnızlığın Marşı (Sanat Sanatçı İçindir Şiarının Evrim Süreci)

Eskiden blog falan bilmezdik biz, cahıldık. Defterlerimiz, ajandalarımız vardı, kızların çiçekli böcekli üzerinde asma kilitleri olan defterleri vardı.

Harfleri bir araya getirdiğimizde anlamlı kelimeler yazabileceğimizi, bu kelimelerle cümleler kurabileceğimizi, konuştuğumuz her şeyin aslında yazılabilebileceğini öğrendiğim günden beridir yazıyorum ben. Sadece yazma şeklim değişiyor, eskiden Türkçe dersinde kullandığım deftere yazardım, sonra ajandaya yazmaya başladım, sonra internet girdi hayatıma blog yazmaya başladım, sonra da bulduğum her yere yazdım. Eskiden kalem kullanırdım, şimdi dijital parmaklarımla yazıyorum.

Aslında bu değişimler hep bir ihtiyaç halinde ortaya çıkıyor. Mesela Türkçe dersi için öyyetmenimiz ödev verirdi bize, tamamen kendi kurgumuz olan hikayeler yazmamızı isterdi. Ben akşam oturur üç dört sayfa yazardım, ertesi gün okula giderdim, derste herkes yazdığı hikayeyi kendisi okurdu. Tabi koca sınıfta yazan bir kaç kişi olduğu için çok uzun sürmezdi bu okuma işi ama benim hikayelerimle hep dalga geçilirdi. Çaktırmamaya çalışsa da öğretmen bile içten içten gülerdi. Çünkü hikaye bir konuyla başlar tamamen alakasız başka bir konuyla biterdi. Tamamen alakasız keskin geçişler, birbiriyle bağlantısız cümleler saçma sapan hikayeler yazardım çünkü. Evet, yazdığım şeyler genellikle gülünecek şeylerdi ama bunu bile yapamayacak kadar beyinsiz bir sınıf dolusu adamın dalga konusu olmak canımı sıkıyordu. Bende artık sadece kendim için yazmaya karar verdim. Sanat sanatçı içindir mottosunu şiar edinmiştim.

Evdeki ajandanın bir halta yarayabileceğini düşündüğüm zamanlar, bu şiar edinme dönemine tekabül ediyor. Artık o saçma kurgu hikayelerden yazmak zorunda da değildim, canım ne istiyorsa onu yazıyordum. O zamanlar sevdiğim şarkıların sözleri, (sakın ha küçümsemeyin, eskiden internet falan yokken, televizyonu açıp saatlerce beklerdim elimde kağıt kalemle, şarkı çıkınca her kelimeyi tek tek yakalayıp yazardım, yetişemediğim kıtalar için bir saat daha yeniden şarkının çalmasını beklerdim.) Bilim Teknik dergisinde çıkan hikayeler, özlü sözler falan filan bir çok şey vardı içerisinde. Bu süreç uzun sürdü ama tabii ki bir sonu vardı. Ajandamın benim haberim olmadan gizlice alınıp okunduğunu farkettiğim zamanlar bu süreç için jübile dönemiydi. Artık yeni bir çağ başlamalıydı, ben milenyum çağını ucundan kıyısında yakalamış efsane neslin temsilcilerindendim, böyle basit bir soruna mı çare bulamayacaktım?

Yeni dönem başlamıştı, ajandamda kendime ait ne var ne yoksa hepsini açtığım bloga aktarmıştım. Artık oraya yazıyordum her şeyi, ajandayı bulup okuyabilen kişilerin hiç birisi internetten zerre kadar anlamadığı için rahattım. Ajandamın kendim bile bulamayacağım şekilde sakladım. Kimsenin orayı bulup okuma ihtimali yoktu ama bu sefer başka bir sorun ortaya çıktı, Blog okuyucuları. Sonuçta halka açık bir ortamda yazıyorduk ve ister istemez yazılan şeyler ilgi çekiyordu. Sanat sanatçı içindir şiarına ters bir durum söz konusuydu burada ama nedense bu sefer rahatsız etmiyordu. Çünkü farklı bir detay vardı burada, kimse dalga geçmiyordu. Beğenenler beğenisini dile getiriyordu, beğenmeyenler insan gibi eleştirisini yapıyordu. Bu sayede güzel bir ortam oluştu, uzun süre aktif ve etkileşimli olarak yeteneklerimizi döktük ortaya, hem geliştik, hem büyüdük. Ve artık o dünyanın da sonuna doğru gelmeye başladık. Sadece bir arşivleme yöntemi olarak uzay boşluğundaki yerini koruyor.

Hayat şartlarının sırtımı sıvazlaması dolayısıyla artık eskisi kadar yazamıyorum. Zaten artık yazmak da istemiyorum galiba. Bu kadar uzun yazıyı ne halt etmeye yazdım şimdi onu da bilmiyorum. Aslında basit bir şey söyleyip gidecektim. Yıllar önce sakladığım ajamdamı buldum geçenlerde, biraz kurcaladım eski yazılarıma falan baktım. Doğrusunu söylemek gerekirse, içerisinde hiç fena şeyler yok. 200 sayfa civarı yazı yazmışım ve en son 2008 yılında yazmayı bırakmışım. İçindekilerden bir tanesini buraya yazayım dedim sonra. Muhtemelen yakın gelecekte de o ajandayı yakarak imha ederim.

Görselde benim Çince el yazım ve ajandamdan bir kesit var. Aşağıda da görseldeki yazının Türkçe çevirisi mevcut.

Buraya kadar okuduysanız, sizde de vahim bir işsizlik sendromu olabilir bir psikoloğa görünmekte fayda var bence. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim. Akranlarımla sadece tokalaşıyorum.

Herkese teşekkür ediyorum...


(Görseldeki Çin Kitabesinin üzerinde yazan metnin Türkçe meali)

Neyin günahını çekiyorum ki ben?
Ya da kimin diyetini ödüyorum hayata karşı?
Aşksızlığıma mı yanayım, yoksa yalnızlığıma mı?
Yoksa haykırsam mı derdimi dağlara karşı?

Anlayamaz kimse beni çünkü göremezler yüreğimi,
Yaranamam kimseye delip geçsem bile arşı.
Döndüm kendime artık, baş başayım benliğimle,
Yalnızlık oldu hayatımın en uzun marşı.

Kaybettim ben doğuştan, hayat denen yarışı,
Boşmuş beynimin verdiği kazanma uğraşı.
Kocaman bir yüreğim ve biraz da aklım vardı,
Artık yalnız yüreğim kaldı, salıverdim aklımı rüzgara karşı…



27.08.2008

17 Mayıs 2015 Pazar

Tezgahmetre

Önce kendi profil sayfamı açıyorum,
Sonra yeni bir sekmede seninkini.
İkimizi yan yana getirmeyi becerebildiğim tek yer Facebook profilleri.
instagram'da görüyorum paylaştığın resimleri,
Gözlerin uykusuzluktan folloş olmuş,
Masada Rakı-Balık qeyfi.
Altta bir açıklama, "Bana dostlarım yeter, giden kaybetmiştir beni"
Yorum gelmiş saniye sekmeden, "İşte kardeşliğin resmi"
Swarm bildirimi yapılmış, mekan "İsyan Meyhanesi"
Bana haber versen iyi olurdu, arkadaşımdır sahibi.
Güzel ortamdır, eğlenceli,
Ama bir hesabı var ki, bildiğin kol gibi.
Her bildirimin de gönderme var birisine,
Kıskandırmak istiyorsun sevdiğini ama emin ol sallamıyor bile seni.
Bulunmaz Hint Kumaşı mı sanıyordun sen kendini?
Hiç bir zaman aradığını bulamayacaksın,
Oyuncak olmuş gibi hissedeceksin bir zaman sonra.
Popüler kültür çünkü heveslendiğin, kısa vadeli.
E biliyorsun, sen değilsin dünyanın en güzeli,
Sıkılınca paketleyecek seni de popülerizmin en asil gerzeği.
Sonra mekanın olacak yine İsyan Meyhanesi...
Kusura bakma sevdiğim,
Sen, ciks mağazalardan alınmış pahalı kot pantolonların içerisine hapsedilmiş götleri sevdin,
Ben de seni...
Ama sanma ki sonsuz aşkla olurum sana stepne lastiği.
Sanma ki gözünü kucağında açmış köpek eniği.
Kimler geldi kimler geçti torna makinesinden,
İnsan ettik kimisini,
Altından değerli hale geldi.
Bozuldu kimisinin astro fiziği,
Hurdası bile beş para etmedi.
Sen de belirliyorsun yavaş yavaş tezgahtaki değerini...

17.05.1015
Özgür

13 Ekim 2014 Pazartesi

Güneşe Dokunacaksın

Doğan güneşe ne kadar engel olabilir ki insan?
Ne kadar erteleyebilir şehadet parmağı gibi göğe yükselen cılız binalar, güneş ışıklarının göz bebeklerini öpmesini?
Hayatında yerim olsaydı, ne kadar mutlu edebilirdim ki seni?
Şafak vakti güneşin doğuşunu izleyen balıkçı gibiyim.
Ne kadar kuvvetli asılsa da küreklere, yetişemez güneşe balıkçı.
Ne kadar sevsem de seni, yetişemem ellerine.
Güneşin doğuşuna hayran hayran bakıp iç geçiren evsiz bir ayyaş gibi resimlerine bakıp dalarım.
Sen o kadar uzaksın bana.
Ben ise bir o kadar yakınım sana...
Göğüs kodesinin kemikten parmaklıklarının içinde şafak sayıyorum,
Yüreğinin beynine yolladığı her damla kan, duvara kazıdığım bir çentik,
Hiç bitmeyecek bu müebbet Ay tutulması belli, doğmayacaksın gecelerime artık.
Sen o kadar uzaksın bana.
Ben ise bir o kadar yakınım sana...
Yalnız hissettiğinde, elini kalbinin penceresinden dışarı uzat,
Gecenin soğuk karanlığını yırtıp atan ılık bir meltem tutacak elini.
Güneşe dokunacaksın...

04.09.2014
Özgür

9 Nisan 2013 Salı

Başka Baharların Meltemisin

Güzel Şarkı Linki Var Dediler Geldik


Bir fırtına gibi şiddetliydi rüzgarın,
Sanki bütün hayatımı önüne katıp,
Yıka yıka ilerlemekti planın.
Ama ben razıydım.
Aldığım her nefeste zehir gibi girsende ciğerlerime,
Varlığını hissetmeye değerdi,
Ölüm bile.
Senin iklimin sert rüzgar olmanı gerektiriyordu,
Bana da senin hava şartlarında yaşamak düşüyordu.
Ama olmadı.
Sen kendi kışında fırtına olmak yerine,
Başka baharların meltemi olmayı tercih ettin.
Ve sen başkalarının baharlarının eğlencesi olurken,
Bana da kendi mevsimimi yaratmak düşüyordu.
Şimdi ben kendi güneşimle ısınıyorum,
Sende benim sıcağıma ancak bir serinlik katabiliyorsun,
Geçmişine olan özleminle,
Efil efil esiyorsun,
Derinden bir of çeker gibi.
Eski asaletini kazanmak istiyorsun tekrar
Ve sana olan sevgimi.
Ama bunun için ne cesaretin var,
Ne de umudun...

09.04.2013
Özgür

1 Nisan 2013 Pazartesi

Erken Değil mi?


Bu Linkte Güzel Bir Şarkı Var Diyorlar



Erken değil mi vazgeçmek için?
Her şeyden.
Ya da herkesten.
Aslında en önemlisi kendinden.
Karakterini kaybedeli çok oldu zaten,
Ama erken değil mi vazgeçmek için şerefinden?
Erken değil mi yenilmek için hayata?
Aldığın o kadar darbe yıkamamışken henüz,
Basit bir tokatla nakavt olacak adam mısın sen?
Hayattan o kadar çok dayak yedin ki,
Bir round daha kavga etmeye cesaretin yok...

29.03.2013
Özgür

13 Şubat 2013 Çarşamba

Piyon Edebiyatı


Her yöne gitmekti dileğim,
Sınırlara takılmak yoktu kafamda.
Farkındaydım,
Benden bir tane daha yoktu bu oyunda,
Ve senden.
Benim görevim seni korumaktı,
Canım pahasına olsa da.
Ama seni kaybetmek yoktu hesapta.
Bu kadar kolay yenilmek yoktu bu şavaşta.
Sonra farkettim ki,
Sen Şah değilmişsin aslında,
Ve ben de Vezir.
İkimizde basit birer Piyonmuşuz.
Ben seni fazla büyütmüşüm gözümde,
Sen de kendini önemli sanmışsın.
Tek kurtuluşumuz birbirimizi kollamaktı,
Ama ben sana güvenmekle yanılmışım,
Sende ona.
Oyun başladı,
Ve ilk yenilen yine biz olduk.
Hayat bir ders daha veriyordu,
Ve bize yine hayatı kenardan izlemek düştü.

Özgür
13.02.2013

26 Kasım 2012 Pazartesi

Ölümü Düşünmek


(En baştan anlaşalım, senin daha yaşın kaç? Bunları düşünmek için daha çok erken falan diye girmeyelim söze. Ölümün yaşı olmaz.)

Süheyla'yla başlayalım eğlenceli bir giriş olsun.

Bak Süheyla bunlar Ateş Böceği.

Sanma ki bunlar ışık saçan güzel varlıklar,
Bunlar; günahları götüne vurmuş yaratıklar.
Cehennemde yanacaksın dedikleri işte bu Süheyla.
Çakacaklar götüne kibriti,
"Yandım anam" diye böyle dolanacaksın işte.
Sonra iki tane zibidi gelip seni göstererek,
"Bak aşkım Ateş böcekleri ne güzel ışık saçıyor." diyecek.
Gördün mü Süheyla bak,
"Ateş böcekleri ne güzel ışık saçıyor!"

Arada bir yeni blogların keşfine çıkıyorum boş kalırsam. Yeni bloglar izlemeye alıyorum ve genellikle eski yazılarını okuyorum. Yine bu operasyonlarımdan birisindeyken bir yer keşfettim okumaya başladım, okurken bir yazısına denk geldim, blog sahibi ameliyat olmuş ve ameliyattan çıktıktan sonra da (muhtemelen hastaneden) bir yazı girmiş iyi olduğunu falan yazmış. O yazıdan bir kaç gün sonra bir yazı daha girilmiş, bu sefer blog sahibinin kardeşi yazmış, abim şöyle iyi bir insandı böyle efsaneydi falan. Blogun sahibi kişi vefat etmiş son yazısını girdikten bir kaç gün sonra. Blogunu şu anda kardeşi kullanıyor, onun ismini devam ettiriyor.

Bu konunun aklıma düşmesi de tam olarak yukarıda anlattığım enstantaneden sonra olmadı. Böyle şeylere ihtiyacım yok ki benim, ben doğduğum günden beridir ölümü düşünüyorum zaten. Ki doğduğum günden beridir ölmek için yaşıyorum, aldığım her nefes, attığım atamadığım her adım beni ölüme biraz daha yaklaştırıyor.

Sanatçılarda eserlerini miras bırakma kaygısı olur ya, işte onun gibi bir şey benim bu yazıyı okuduktan sonra kafama takılan. Mesela ben ölsem kimin haberi olur içinizde?
Hadi diyelim ki burası sanal dünya, telefon rehberimde kayıtlı olan arkadaşlarımın, yani beni kanlı canlı gören insanların bile haberi olmaz uzunca bir süre...

...

Anlayacağınız ben ölürsem, hayatımdaki herşey bu yazı gibi yarım kalacak. İşin en güzel tarafı da hiç kimsenin bu yazının geri kalan kısmını merak etmediği gibi veya hiç kimsenin bu blogda acaba yazacak başka neyim vardı merak etmediği gibi hiç kimse ölmeseydim neler yaşayacaktım bunu merak bile etmeyecek.
Yani benim arkamda adımı yaşatacak hiç kimse olmayacak. Ben gerçek manada ölmüş olacağım.

O zaman Allah Rahmet Eylesin Bana.
Ruhuma El Fatiha.

Özgür

26 Aralık 2011 Pazartesi

Kuş

Geçen gün bir kuş gördüm parkta gezerken,
Aynı senin kalbime konduğun gibiydi ağacın dalına konarken.
Gözlerimi alamadım bir türlü üzerinden,
Her ayrıntısını sana benzetmeye çalışırken.
Ağzım açık kalmış havaya bakarken,
Birden aklım sen geldin yine,
Aynı senin hayatıma ettiğin gibiydi, güzel kuş ağzıma sıçarken.
Derken piyangocu geldi birden,
Dedi, "Abi bilet al istersen,
Hazır kuş üzerine pislemişken,
Belki şansın dönmüştür otururken."
Aynı senin benden faydalandığın gibiydi,
Ben her şeye inanacak kadar gerzekken.
Sonra kuş uçtu konduğu yerden,
Dönüp aşağıya bakmak aklına bile gelmemişken.
Arkasından "gitme" diye bağırırken,
Ortak yönleriniz geldi aklıma birden.
Sen de aynı kuşun kıçına benziyordun, Hayatımın içine sıçıp giderken.

25.12.2011
Mr_Lonely

7 Aralık 2011 Çarşamba

Pişmanlık

Hayat pişman olmak için çok kısa,
Eğer bir umut parçası bile kaldıysa hala.
Az da olsa açık kalmışsa kapılar aşka,
Sonuna kadar açmak için binlerce yumruk darbesi yetmez belki ama,
Bir yürek darbesi açar tüm kapıları sana.
Ve bir "Seni Seviyorum" sözü bedeldir tüm pişmanlıklara.


07.12.2011
Mr_Lonely

26 Ekim 2011 Çarşamba

Hayat

Hayat acımasızdı her an,
Her an dikenlerini salıyordu üzerime.
Ve gülmeyi hiç öğrenemedim ben,
Güldüğümü sanıyordum batan dikenlerin acısının verdiği yanılgıyla.
Gül'ün hayatı kadardı geçen süre.
Ama bilmediğim bir şey vardı,
O solarken ben ölüyordum. .
Ve Gül'ü hayata döndürecek bir damla suydu beklediğim.
Gül soldu, ben öldüm.
Şimdi ikimizde bir yabancıyı bekliyoruz,
Gül'ü çöpe beni mezara gömsün diye.

05.10.2011
Mr_Lonely

10 Ekim 2011 Pazartesi

Sitem

Buradan sitem ettiğim zaman bir şeylere,
Sebebi başka yerde efendiliğimi bozmayayım diye.
İçimdeki nefreti uzay boşluğuna bırakmış gibi hissedeyim diye.
Ama kimse kusura bakmasın,
Artık prim verilmiyor efendiliğe.
Artık herkesin meyli PİÇLİĞE.
Kimse değer vermiyor artık gerçek sevgiye,
Bu devirde insanların gönlünün kıblesi,
İBNELİĞE dönmüş İBNELİĞE...

Mr_Lonely.
10.10.2011

Atarsa atar, giderse gider. Bundan sonra alayına da gider, tugayına da gider...

19 Ocak 2010 Salı

Mesela

Sussam mesela,
Konuşmasam.
Bomboş bakıyor gibi görünsem,
Ama için için ağlıyor olsam.
Sakin bir şekilde otursam mesela,
Fırtınaları içime hapsetsem,
Herkes bahar meltemlerinde serinlediğimi sanarken,
Kasırgalardan korunmaya çalışıyor olsam.
Gitsem mesela,
Geri gelecekmiş gibi.
Ama hiç geri gelmesem.
Ölsem mesela,
Toprağa karışsam.
Dünya dertlerinden kurtulsam.
Nasıl olur?

13.01.2010
Mr_Lonely


16 Aralık 2009 Çarşamba

Efkarlıyım Yine Bu Akşam



Efkarlıyım yine bu akşam,
Sorma derdimi, yok gibi.
Hastalanmış bir haldeyim,
Yüzüm kırmızı, elma gibi.
Her şey mi ters gider,
Yolunu şaşırmış deve gibi.
Yok yok apaçık ortada galiba,
Şarkılar sanki bunun tek sebebi.
Her biri dertli, her biri hüzünlü,
Hayatı ağır çekim yaşar gibi.



12.12.2009-15.12.2009
Mr_Lonely


3405F0B260040EEB8DC5BA5A5E86F9B1B3E4F974

2 Aralık 2009 Çarşamba

Kutup Ayısının Mağarası


Kimisi bal kovanı gibidir,
Her adımında eşek şansı...
Kimisi doğuştan Bedevidir,
Çölde bile karşısında Kutup Ayısı.
Benim yerim belli değil,
Bazen tutar bir eşek şansı,
Bazen ikisinin tam ortası,
Ama ararsanız bulacağınız yer, çoğunlukla,
Kutup Ayısının mağarası...


20.11.2009
Mr_Lonely

24C9068E34F33C88E583517CAEA38D91DE6DD5BF

2 Kasım 2009 Pazartesi

Uyumaktayız

Biri Bizi Gözetliyordu farkındaydık,
Hoşumuza da gidiyordu,
Peşimizde birilerinin olması,
Çekiciliğimizi gösteriyordu.

Sonra cesaretlendiler,
Benimle Dans eder misin? Dediler.
Memnuniyetle kabul ettik,
Ne kadar da centilmendiler.

Dest-i İzdivaç teklifi gecikmedi,
Vaatleri koşulsuz üyelikti.
Amacını sonradan öğrendik,
Niyetleri tecavüz etmekti.

Düğünümüz çok güzeldi,
Her genç kız bunu isterdi,
Bütün Popstarlar geldi,
Tek tek şarkı söyledi.

Düşünceleri gayet netti,
Bu insanları ŞaşırtMali,
Ülkelerini, fark ettirmeden,
Ellerinden Almali.

Sonra bir gün geldiler,
Var mısın Yok musun? Dediler.
Neye diye sorunca,
Ülkeni satmaya dediler.

Neler neler teklif ettiler.
Bin yıl geçse elde edemeyiz.
Atam o kadar İzindeyiz ki,
Yapılan her numarayı Yemekteyiz.


02.11.2009
Mr_Lonely

75E6578B136B1E4156EFCBC0FA5203B202E124A9

20 Ekim 2009 Salı

Sorgu Odası

Aşk gerçekten bu kadar ruhsuz muydu,
Yoksa namusunu kirletip orospulaştırmış mıydı aşkı insanoğlu?
Her gece başkasının koynunda dağıtılmalı mıydı,
Yoksa yalnızca bir kişiye mi verilmeliydi o gizli hazine?
Doğru olan söz hakkı olmadan kara çarşafa girmek miydi,
Yoksa namus bacak arasında olmaz deyip deli gibi sevişmek mi gerekirdi?
Normali her beğendiğine imam nikahı kıyıp yüz kadınla evlenmek miydi,
Yoksa biz sevgiliyiz deyip yüz kadınla yatmak mı gerekirdi hayat boyu?
Törenin taşladığı namussuz bir kadın mıydı,
Yoksa namussuz bir düşüncenin kamuflajı töre mi oluyordu?
Hangisi doğruydu,
Hangi yolda yürümemiz gerekiyordu?
Yoksa her ikisi de yanlıştı da onun için mi düştü yolumuz cadının evine?
Her iki yol da şekerden eve çıkıyordu da,
Dikenli olan üçüncü yol onun için mi ayaklarımızı acıtıyordu?


19.10.2009-20.10.2009
Mr_Lonely

D2FC5E8AD7A01D5F864E8140FBFCF4D41BECE383