26 Haziran 2012 Salı

İç Sesim Manyağa Bağladı

Uzun bir aradan sonra ödül postuyla bir kısa geri dönüş yapayım dedim.
İçimdeki sesleri buraya yansıtmaya çalışmam istenmiş. Tamam, bakalım benim içimde nasıl sesler varmış. Ama baştan söyleyeyim öyle insani şeyler beklemeyin lütfen.

İçimden bir ses diyor ki;
Askerlik sana yaramadı yiğidim. Bütün yeteneklerini köreltmişsin 15 ayda.
Eskisi gibi gümdemi yazmıyorsun, korktun mu lan yoksa. Korkma oğlum seni içeri almazlar.
Lan zaten Silivri'ye koysalar bütün koğuşları tek başına doldurursun niye uğraşsınlar seninle be.

İnsan demeye dilim varmıyor...

Melek diyeceğimi zannettin değil miii? Hade len. Çam yarması diyecektim.
Yahu madem bu kadar tipten fukarasın, bari biraz zengin olaydın ya la.
Bak o kadar Ankara'da kaldın benim de ağzım o tarafa kaydı.
Neyse siktir et biraz da güncel şeylerden konuşalım.
Duydun mu lan Suriye'yle savaşmak üzereymişiz. Daha askerden de yeni geldin, havandan da geçilmiyordu 15 ay yaptım babalar gibi diye, girdi mi şimdi Suriye kadar kazık...
Bir de artist artist ben otobüs sürdüm lan 15 ay boyunca diyordun. Savaş hali deyip sefer görev emri versinler de gör ebeninkini tersten. Ha bak aklıma geldi, ben askere gidip geleyim de siz ondan sonra görün nasıl işlerde çalışacağımı falan diyordun ne oldu o iş? O da mı bir taraflarında patladı? Bombok bir işte çalışıyormuşsun duyduğum kadarıyla. İçerde olduğum için ben göremiyorum malum.
Tramvay sürücüsü olacağım diye gece gündüz eğitime gidip de salak gibi sınavlarını geçemediğini de duydum. 3 ay böyle boşa harcanır mı lan?
İyi kötü birileri iş vermiş tipime bakmadan demiyorsun, bir yandan da iş arıyorsun sürekli, iyi bir yer bulursam geçerim düşüncesiyle. Lan salak sana göre iyi olan bir yer zaten sana göre iyi olan insanları çalıştırır nasıl bir rüyadasın sen. Gerçekçi ol biraz. Git adam gibi ameleliğini yap otur.

Kafan güzelmiş güle güle kullan.
Nereden aldıysan bir tane de ben istiyorum.

İç Ses olarak sana cevaplayamayacağını bildiğim halde bazı sorular hazırladım. Sen bunlarla uğraş ben maldivlere tatile gidiyorum. Hadi hayırlı işler.

Askerdeyken blogunu bir süre neden kapattın?
Neden askerliğinin yarısında çarşı iznine çıkamadın?
Neden bir hafta diskoda yattın?
Neden gündemi yazmıyorsun eskisi gibi?
Neden yeteneklerinin köreldiğini düşünüyorsun?
Neden şiir yazamıyorsun eskisi kadar?
Hoşlandığın bir kız vardı, neden siktiri bastı sana?
Daha da genele gidersek, neden kızlar seni sevgili değilde arkadaş olarak görüyor?
Eğer Adem ve Havva Beyaz ırktansa neden zenciler var.
Eğer zenci ırktansa neden beyazlar var?
Sülalesinde herhangi bir değişik ırktan gen yoksa, iki aynı renk insandan meydana gelen çocuk anne ve babasının rengini alır. Ve tüm semavi dinlerde Adem ve Havva'dan gelindiğine inanılır. Peki bu durumda bu ırk ayrımı nasıl meydana geldi?
İnsanlığın bundan 5-6 milyon yıl öncesinden beridir var olduğu düşünülüyorsa, Dünya 14 milyar yıldır varsa geri kalan dönem de hiç insan yaşamamış mıdır?
Ya da 14 milyar yıl boyunca çeşitli aralıklarla sürekli kıyametler koparak sil baştan yeniden mi başlanmıştır?
Eğer Dünya bir bilgisayar oyunuysa biz kaçıncı "Level"dayız?
Yıllardır Uzay gemisi dediğimiz şeylerin uzaylılar tarafından kullanıldığını düşünürüz. Peki bizim uzay gemisi sandığımız şeylerin Zaman Makinesi olma ihtimali nedir?
Gelecekteki insanların zaman makinasını bulmuş olma ihtimalleri ve geçmişe ziyerete geliyor olmaları ihtimali nedir?
Eğer zaman makinesi ile geçmişe veya geleceğe gidip gelebilme ihtimali varsa ve örneğin geçmişe gittiğimiz de (bizim yaşadığımız zamanda) ölmüş insanların yaşadığını görebiliyorsak bu bir nevi ölümsüzlüğün bulunması anlamına gelmiyor mu?
Bugün zaman makinesi icat etmiş olsak yüzlerce yıl önce ölmüş dedemizin dönemine giderek onu kanlı canlı halde görebilir hale geleceğimize göre, insanların aslında ölmediğini zamanda sürekli bedenleri ile birlikte yaşadıklarını öngörebilir miyiz?
Ve geçen her saniye Yeni bir Zaman Dünyası yaratmış olmuyor mu?
Yani zaman makinesiyle geçmiş zamana gidebiliyorsa bir insan, aslında zaman somut bir şey oluyor ve aslında gelip geçen şey zaman değil biz oluyoruz. Bu durumda bir canlı olarak geçirdiğimiz her an paralel evren denilen yerde sürekli hareket halindeyiz öyle mi?
Bu durumda biz öldüğümüz zaman, bizim bulunduğumuz noktadaki son Zaman Dünyası'na adım atmış mı oluyoruz?
Yani aslında ölmüyoruz da bedenimizin gidebileceği son noktaya geldiğimiz için uzay mekiği gibi atmosferden uzaklaştıkça bir parçamızı bırakarak yolumuza devam mı ediyoruz?
Peki zaman da yolculuk mümkünse Cennet Cehennem bu yolculuğun neresinde kalıyor?


Her soru 1 puan. Başarılar.
İç Ses...


Görüldüğü gibi benim iç sesim kafayı yemiş durumda. Cevap verebilen varsa buyursun gelsin beklerim... Ben işin içinden çıkamıyorum....
Benim iç sesime verebileceğim tek cevap gayet popüler; Oğlum Bak Git...


Bu arada ayağımda çapraz bağ yırtığı ve menüsküs olduğu için ameliyat oldum.
Geçmiş olsun mu bana?
Olsun olsun.

Sabredip okuyan herkese teşekkürler...

Saygılar.


26.06.2012
Mr_Lonely

26 Şubat 2012 Pazar

Harem



Çok ünlü bir arkadaşım bana sevgili-ler günü hediyesi göndermiş. Adı üstünde sevgili değil, sevgili-ler günü. Bu durumda birden fazla sevgilimin olması gerekiyordu ben de onun için haremi oluşturmaya başladım.
Sezen ablamın dediği gibi, Ey Tanrım bana 3 tane, Ayyyyyyy
3'te yetmez beş tane, Ayyyyy
5'te yetmez 7 tane vir vir vir, Vir Allah'ım vir.
Harem olunca doğal tabi. Ama o vir virler ileride vırvıra dönüşmesinde... Neyse.

Bir kere bir sürü kadının olduğu bir ortamdan bahsediyorsak, o ortamda kesinlikle Hadise çıkar.  Ortalık gerilir, kadınlar birbirine girer, saçlar başlar yolunur derken Hadise çıkıp Stir Me Up diye şakımaya başladımıydı orası Harem Fight Clup'lıktan çıkar Kadınlar Hamamı Dance Clup moduna girer. Hadise şart.

Kedileri pek sevdiğimi söyleyemem ama bu kedi güzel. İnsan kucağına alıp akşama kadar okşar yani. Hem kadınlar kediyi severler. Haremde bir kedi olması lazım. Ortamın elektriğini alır ne güzel işte. Hem Kedi olabilir ama Adı Ceren. Güzel güzel. Ben sevmeye başladım bu haremi.(Ceren Taçan)

Görüntü olarak hafif çekik gözlülere karşı bir sempati duyuyor olabilirim. E şimdi bütün dünya sevmiş kendisini, dünya güzeli ilan etmiş ben nasıl sevmeyeyim. Hem haremde yağmur yağdırır taş üstüne olmaz mı? (Azra Akın)

Kafam kadar göüslerin içinde gömülüp nefessizlikten boğulup ölene kadar bekleyebilirim orada. Evet bunu yapabilirim, hem de büyük bir zevkle. Hem futbol oynarken bile bir sürü genç oyuncunun içine bir iki tane tecrübeli koyarsan o takım çok kaliteli olur. Benim haremimde böyle işte bir sürü genç kadının içerinie tecrübeli bir iki kişi yerleştiriyorum ki böylece tadından yenmez oluyor. (Pamela Anderson)

Sarışınsa mavi gözleri de varsa olay orada bitmiştir. Kanuni gibi haremin en baş köşesine geçiririm ben onu. (Jennifer Aniston)


Aslında bunlar buz dağının görünen tarafı ama yeter bu kadar. böylece ne kadar sapık bir tür olduğum ortaya çıkmış oldu.

Bu kadar kadında gözüm yok benim. Hepsini Allah sahibine bağışlasın. Sadece o olsaydı yanımda yeterdi aslında, haremi de hamam olarak kullanırdık. Ama olmadı işte. Kısmet...


Bu arada herkesin geride kalan 14 Şubat Çiçekçiler ve Kuyumcular günü Mübarek olsun.
Benim için yalnız geçirilmiş 25. 14 Şubat'tı.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Kuş

Geçen gün bir kuş gördüm parkta gezerken,
Aynı senin kalbime konduğun gibiydi ağacın dalına konarken.
Gözlerimi alamadım bir türlü üzerinden,
Her ayrıntısını sana benzetmeye çalışırken.
Ağzım açık kalmış havaya bakarken,
Birden aklım sen geldin yine,
Aynı senin hayatıma ettiğin gibiydi, güzel kuş ağzıma sıçarken.
Derken piyangocu geldi birden,
Dedi, "Abi bilet al istersen,
Hazır kuş üzerine pislemişken,
Belki şansın dönmüştür otururken."
Aynı senin benden faydalandığın gibiydi,
Ben her şeye inanacak kadar gerzekken.
Sonra kuş uçtu konduğu yerden,
Dönüp aşağıya bakmak aklına bile gelmemişken.
Arkasından "gitme" diye bağırırken,
Ortak yönleriniz geldi aklıma birden.
Sen de aynı kuşun kıçına benziyordun, Hayatımın içine sıçıp giderken.

25.12.2011
Mr_Lonely

7 Aralık 2011 Çarşamba

Pişmanlık

Hayat pişman olmak için çok kısa,
Eğer bir umut parçası bile kaldıysa hala.
Az da olsa açık kalmışsa kapılar aşka,
Sonuna kadar açmak için binlerce yumruk darbesi yetmez belki ama,
Bir yürek darbesi açar tüm kapıları sana.
Ve bir "Seni Seviyorum" sözü bedeldir tüm pişmanlıklara.


07.12.2011
Mr_Lonely

10 Kasım 2011 Perşembe

Depremden Değil Kansızdan Korkmak Lazım

Deprem, meydana geldiği yeri çok şiddetli bir şekilde sallayan bir doğa olayıdır.
Yıkıcı güce sahiptir ve hiç acıması yoktur.
Ama özellikleri arasında insan öldürmek yoktur. Deprem ne kadar güçlü olursa olsun hiç kimseyi öldüremez.
Her depremde insanların hayatını kaybetmesinin tek sebebi başka insanlardır.
Bunlara halk arasında "Şerefsiz" denir.
Bu kişiler gözünü para bürümüş "Kansız" yaratıklardır, "Trol"lerdir.
Batıl inancı olan kişilerin, yeraltında yaşayan dev yaratıkların toprağa vurması sonucu sarsıntı yarattığı iddiası da buna dayanır muhtemelen.
Şiddet konusuna gelince; Aynı depremi alıp Japonya'ya koyarsak eğer, insanlar ortamda olmaması gereken bir hareketlenme olduğu için bir süre sendelerler, bulundukları noktada kalırlar, sarsıntı geçince de hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. Camdan dışarı bakma ihtiyacı bile hissetmezler çünkü hiç kimsenin burnunun bile kanamayacağından hiç şüpheleri yoktur.
Türkiye'de bunun tam tersi yaşanır.

Ek olarak Türkiye'de başka şeyler de yaşanır.
Mesela herkes müneccim kesilir.
Büyük bir depremin ardından aynı bölgede başka deprem olmaz bir daha denebilir.
Mesela felaketin ardından çadırda perişan halde yaşayan insanlara, "Oh valla sizden iyisi yok, bir çadırda biz mi açsak şuraya acaba." denilebilir.
Mesela Cumhurbaşkanı gelecek diye, yalakalık olsun diye, hasarlı binalar sıvanıp boyanarak hasarsızmış gibi gösterilebilir.
Mesela binalarda  malzemeden çalınabilir, alan açmak için taşıyıcı kolonlar kesilebilir.
İnsanlık için gönderilen kolilerin içinden çıkan Türk bayraklarına hakaretler edilebilir terör yanlısı bazı köpekler tarafından.

Bir de olayın insanlık boyutu var.
Dünyanın her yerinden, her ülkesinden yardımlar gelir, yardımseverler gelir.
Herkes kendi kardeşi enkaz altında kalmış gibi çalışır, bir kişiyi bile canlı çıkarsak o bizim kazancımızdır mantığıyla çalışır.
Hayatını, ailesini, sevgilisini, eşini, çocuğunu, her şeyini bırakır gelir. Sırf bir kişi de olsa hayata döndürebilmek için gelir.

Daha sonra meydana gelen ikinci bir depremde göçük altında kalıp ölmek için değil ama.
Ya da "Nasıl olsa başka deprem olmaz." mantığıyla sağlam raporu verilen bir otelde kalmak için değil.
Hiç bir siyasi görüş, mantık açıklayamaz bunu.
Atsushi Miyazaki'nin ölümüne hiç kimse kalkıp "Allah'ın takdiridir Başımız Sağolsun" diyemez.

O "İyilik Meleği"nin ölümü tamamen bir kansızın takdiridir.
Allah rahmet eylesin, Mekanı Cennet Olsun.

Böyle bir şey yazmama sebep olanlarında Allah Belasını Versin. Haksız kazandıkları her kuruşun altında kalıp ölsünler...

10 Kasım için ayrıca bir şeyler yazma gereği duymuyorum. Çünkü o tarihte sanıldığı gibi Atatürk ölmedi. Atatürk hala yaşıyor. Ve Atatürk'ü anmak için de özel bir güne ihtiyacım yok. Aklıma geldiği her gün, her an anıyorum ben zaten yeterince...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Hayat

Hayat acımasızdı her an,
Her an dikenlerini salıyordu üzerime.
Ve gülmeyi hiç öğrenemedim ben,
Güldüğümü sanıyordum batan dikenlerin acısının verdiği yanılgıyla.
Gül'ün hayatı kadardı geçen süre.
Ama bilmediğim bir şey vardı,
O solarken ben ölüyordum. .
Ve Gül'ü hayata döndürecek bir damla suydu beklediğim.
Gül soldu, ben öldüm.
Şimdi ikimizde bir yabancıyı bekliyoruz,
Gül'ü çöpe beni mezara gömsün diye.

05.10.2011
Mr_Lonely

10 Ekim 2011 Pazartesi

Sitem

Buradan sitem ettiğim zaman bir şeylere,
Sebebi başka yerde efendiliğimi bozmayayım diye.
İçimdeki nefreti uzay boşluğuna bırakmış gibi hissedeyim diye.
Ama kimse kusura bakmasın,
Artık prim verilmiyor efendiliğe.
Artık herkesin meyli PİÇLİĞE.
Kimse değer vermiyor artık gerçek sevgiye,
Bu devirde insanların gönlünün kıblesi,
İBNELİĞE dönmüş İBNELİĞE...

Mr_Lonely.
10.10.2011

Atarsa atar, giderse gider. Bundan sonra alayına da gider, tugayına da gider...

16 Eylül 2011 Cuma

Benden Avrat Olmaz

Ödül Köşesi
Konu ile ilgili teknik bilgiler linkte.

Ben hediyeyi çok severim, iki hediye almışım hemen sevineyim dedim.

Şimdi bana deseydin ki bir günlüğüne kadın olsan falan filan, kavga ederdik Gardaaaşşşş.
Ne demeye getiriyorsun sen lafı bilelim ki ona göre neşter mi, döner bıçağımı, levye mi, altı patlar mı, bazuka mı.
Keyfimize göre hangisiyle darp edeceksek artık.
Neyse Allah'tan öyle dememişler,, ruhum aynı kalmak koşuluyla bir günlüğüne karşı cins olursam nasıl bir şey olurmuşum onu merak etmişler. (Cahil Milletvekili modu)

Eğer ruh hali değişmiyorsa, o zaman da benden bi bok olmazdı arkadaş onu kabulleniyoruz baştan.
Neyse konumuza dönelim;

180-120-180 ölçülerim olurdu ve 38 beden kıyafetin içine girmeye çalışırdım.
Kafam kadar göğüslerim olurdu, degajenin dibine vururdum ama namus timsali olarak her eğildiğimde göğüslerimi elimle kapatırdım.
Mini eteğimin boyu kilodumun boyuyla aynı olurdu, hatta altımda kilotta olmazdı, her oturduğumda ellerimle hava boşluğunu kamufle etmeye çalışırdım.
Muhtemelen 175 civarı boyum olurdu ama 35 santimlik eyfel kulesi topuklu ayakkabı giyerdim.
Makyajın dibine dibine vururdum. Yüzümü günlük olarak hırdavatçı dükkanına çevirirdim, her gün 3 kilo su bazlı plastik duvar boyasını yüzüme sürerdim. Hatta beni kesmezdi götüme bile makyaj yapardım. Sıçarken klozete güzel görünsün diye.
Kesinlikle bir sevgilim olurdu ve her gün kafatasının içinde var olduğunu düşündüğüm beynini sikerdim. Trip manyağı yapardım. Günde 10 kere mesaj atarsa beni hiç sevmiyorsun, 11 kere mesaj atarsa yeter be sıktın artık derdim. Eğer bara, cafeye götürürse niye beni evden uzaklaştırmaya çalışıyorsun, hem de böyle ezik yerlere getiriyorsun derdim, eğer evde ortam hazırlamışsa Allah'ın öküzü ne kadar cimrisin dışarıya bile çıkarmıyorsun beni derdim.
Yolda yürürken eğer yanımda sevgilim varsa, herkese kaş göz yapıp öpücük falan atardım çaktırmadan. Eğer birisi yavşamaya kalkarsa, aşkım bana asılıyor deyip kavga çıkarttırırdım. Eğer kavga sonucu sevgilim hastanelik olursa ya da hapise girerse terkederdim.
Eğer arkadaş ortamındaysam o an orada olmayanların dedikodusunu yapardım, daha sonra diğeri kalkarsa masadan herşeyi anlatıp birbirlerine düşürürdüm.
Eğer arkadaşımın sevgilisi varsa, geçen gün seninkini bir kızla gördüm deyip ayılmalarına sebep olurdum.
Altın günleri düzenlerdim, sıra bana geldiğinde herkesin kekinin içine müsil ilacı katardım.
Bir iş yapılamsı gerektiğinde hemen etraftaki güçlü kuvvetli erkeklere yavşayıp işimi hallettirirdim.

...

Neyse uzatmayalım, sonuçta diğer kızlardan hiç bir farkım olmayacakmış. Neticede benden Avrat falan olmaz arkadaş.Cinsiyetimden memnunum çok şükür. Allah memnun olmayanlara kolaylık versin.

16.09.2011
Mr_lonely

8 Eylül 2011 Perşembe

Bazı İnsanların Gözlerinde Hayatın Acımasızlığı Vardır

Bu Şarkıyla İyi Gider Sanki

Gülerken bile hayatındaki yorgunlukları, kırgınlıkları hissettiren insanlar var, hayatın acımasızlığını dibine kadar yaşattığı insanlar, yüz ifadelerinden, konuşmalarından, gözlerinden anlaşılıyor bu yorgunluklar. İşte o insanlar, hayatın zorluklarının ne demek olduğunu, insan olmanın ne demek olduğunu, yaşı kaç olursa olsun tecrübenin ne demek olduğunu biliyorlar.

Eminim ki burada da var onlar ve şu anda bu yazıyı okuyorlar. Evet evet görüyorum işte oradasınız, saklanmayın klavyenin arkasına, benden kaçamazsınız.

Bu konuda bize en iyi yardımcı olabilecek şey resimlerdir. Eski resimleri karıştırıp bakarsak mutlaka buluruz böyle birisini, çünkü kesinlikle hayatımıza en az bir tane girmiştir böyle bir insan. Eğer girmediyse, hayatınızda hep makara kukara yaşamış insnlar olduysa, büyük bir kayıp içerisindesiniz demektir. Hayatın acı suyundan en azından bir kere bile içmemiş insan, zorda kaldığınızda yanınızda olmayacak olan insandır. Düştüğünüz zaman gülen değil, düştüğünüz yerden kaldırmaya çalışan, kaldıramadığında sizin düştüğünüz yere atlayan insandır dost, arkadaş, sevgili, eş.

Hayatın kırgınlıklarından kastettiğim de budur bir nevi, bazı insanlar erken düşer hayatta. O yüzden tecrübenin yaşı olduğuna inanmıyorum ben. Gerçi bir çok konuda (daha doğrusu iş tecrübesi harici hiç bir konuda) tecrübe diye bir şeyin olacağını da sanmıyorum. Hayat hiç bir şeyi iki kez tekrar etmez, bu yüzden tecrübe denilen şey sadece geçmişteki salaklıklardan ibarettir.

Sonuç olarak dileğim, hayatın zorluğunu yaşamış insanlar çıksın hep karşımıza. Eğer tecrübe diye bir şey varsa, bu tür insanları seçebilmek için kullanalım. İki şanssızlıktan bir şans yaratabilmemize yardımcı olacak sevgilimiz, eşimiz olsun. Maddi zenginlik önemlidir ama asıl önemli olan gönül zenginliğidir ve buna en çok aç olan kişi de ömrü boyunca gönül zenginliğinin özlemini çeken insanlardır. Ve bu konuda en zengin kişiler de onlardır. Candır.

Seviyorum ben o insanları.

***
Gözlerinde hayatın yorgunluğu var,
Gülüşün bile hüzünlendiriyor,
Merakım çok,
Acaba kalbinde kimin adı var,
Kim seni, neden üzüyor,
Herkes bilmez bunu yalnızlık zor,
Çekeni yaşladırırken çekemeyeni öldürüyor,
Hayatın derdi yalnız hiç çekilmiyor,
Sevgiye açlığım gözlerine beni hapsediyor.


Mr_lonely
05.09.2011

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Hoca Efendi İmparatorluğu Anayasası

Ne kadar zormuş ANAYASA hazırlamak. Yemin ediyorum sadece 10 maddesini hazırlamak bile canımı çıkardı, binlerce madde yapmaya kalksam ayvayı yemişim. Neyse, aşağıda Afrika kıtası dolaylarındaki bir ülkenin Anayasasının ilk 10 maddesi bulunmaktadır.

Madde 1; Hoca Efendi İmparatorluğu, şeriat ile yönetilen, doğrudan kraliyet ailesine bağlı, tam bağımlı bir ülkedir.
Madde 1-A; Ergenekon, bir Terör Örgütüdür. Adını ağzına alan herkes müebbet hapisle cezalandırılır, üye olmak idam sebebidir.
Madde 1-B; Aksini iddia eden herkes Teröristtir.

Madde 2; Ülkenin bayrağı Kırmızı ve Beyaz Renklerden oluşur. Yapısı Ay ve Beş yıldızdan ibarettir.
Madde 2-A; Milli marş, Sordum Sarı Çiçeğe İlahisidir.
Madde 2-B; İlk iki madde kesinlikle değiştirilemez, aksini iddia eden terör örgütü üyesi sıfatıyla yargılanır.

Madde 3; Ülkenin resmi dili Arapça, Farsça ve Kürtçe'dir. Bu diller dışında herhangi bir dili kullanmak yasaktır.
Madde 3-A; Ülkenin resmi para birimi Papua Yeni Gine Kina'sıdır. (PGK)
Madde 3-B; Aile yapısı bir erkeğin en az üç kadın ile evlenmesi suretiyle şekillenir. Eğer bir erkek 25 yaşına kadar eş sayısını üçe tamamlamazsa ya da hiç evlenmezse kanuna karşı gelmiş sayılır, cezası kazığa oturtulmaktır.
Madde 3-C; İmam Nikahı, Resmi Nikah sayılmaktadır.  Eğer bir erkek üç kez boş ol derse nikah düşer. Çocukların velayeti, erkek kimi isterse ondadır. Kadının hiç bir talepte bulunma hakkı yoktur.
Madde 3-Ç; Eğer bir kadının gözleri dışında herhangi bir uzvu, kocası dışında başka birisi tarafından görülürse cezası 100 kırbaçtır. Tekrarında 200 kırbaç, tekrarında RECM.
Madde 3-D; Vefat durumunda miras paylaşımı ailedeki erkekler arasında yapılır. Eğer ailede vefat eden kişiden başka erkek yoksa miras, en yakın akrabalarının erkekleri arasında paylaşılır. Eğer soyunda başka erkek bulunmuyorsa, miras kraliyet ailesine kalır.
Madde 4; Ülkenin resmi güvenlik kuvveti Pe-ke-ke'dir.
Madde 4-A; Te-Se-Ka isimli örgütle bağlantısı olan herkes Ergenekon kapsamında yargılanacaktır.
Madde 4-B; Ülkenin yargı sistemi, Her Koyun Kendi Bacağından Asılır felsefesine dayanır. Beğenmiyorsan Ananı da Al Git Mantığıyla karara bağlanır. Temyiz hakkı yoktur, Ulema ne derse karar odur.
Madde 4-C; Ülke sınırları dışına çıkmak yasaktır, mülteci olarak kaçmaya çalışanın Anasından Emdiği Süt, Babasından çıkarılır.
Madde 4-Ç; Ülke sınırları içerisinde yaşayan herkes "Hoca Efendi Tarikatı" üyesidir, Tüm toplantılara katılmak mecburidir. Mazeret belirtmeden veya mazereti kabul edilmediği halde toplantılara katılmayanların cezası ilkinde yüz kırbaç, tekrarında 200 kırbaç, tekrarında RECM.


Madde 5; Sağlık kurumlarının nitelikleri Ebe Teyze, Çıkıkçı Murtaza ... şeklindedir. Tam teşekküllü hastane yapma teşebbüsünde bulunmaktan ziyade, düşünmek 100 kırbaç ile cezalandırılma nedenidir.

Madde 6; Eğitim ve öğretim ihtiyacı Tekkelerdeki hocalar tarafından karşılanmaktadır. İleri düzeyde eğitim almak isteyenlere " İmam Hatip Üniversitesi"nde okuma imkanı sağlanmıştır.

Madde 7; Ülkedeki spor faaliyetleri, Ulema'nın izin verdiği tarihlerde yapılmak ve yalnızca Futbol'dan oluşmak koşuluyla serbesttir. En fazla iki takım bulunabilir ve takımların ismi "İmamspor" ve " Cemaatspor"dur.
Madde 8; Ülke sınırları içerisinde, üç kişiden fazla gruplar halinde gezmek, yatsı namazından sonra sokakta dolaşmak, dul bayanların ya da içerisinde henüz evlenmemiş kız olanların evlerine girmek yasaktır.

Maade 9; Bu ülke sınırları içerisinde dünyaya gelen herkes bu kuralları kabul etmiş sayılır.

Madde 10; 3. maddeden itibaren kurallarda değişiklik yapma yetkisi Hoca Efendi Meclisi'nin inisiyatifindedir.


Mr_Lonely
15.08.2011

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Şebek

Türkiye'de insanlar anlık mutluluklarla yaşıyor, yarın kimsenin umrunda bile değil.
İnsanların, anlık veya geniş zamanlı, mutlu olmasına lafımız yok. İsteyen somurtur isteyen şebek gibi otuz iki diş meydanda gezer.
Buradaki mesele, hiç bir şeyin farkında olmayan o şebeğin benim de hayatımı olumsuz yönde etkiliyor olması.
Yoldan geçen birisini durdur, eline 10 lira sıkıştır, sonra iki sokak ötede bir arkadaşını gönder gitsin o 10 lirayı adamın elinden alsın sana geri versin.
Kayıp ne oldu bu durumda, hiç bir şey. Peki kazanç ne oldu, o adam sana sebepsiz ve amaçsız bir şekilde güven duymaya başladı.
Buyrun emekliler.
Ya da çalışanlar.
Maaşınıza Yüklü(!) miktarda zam yapıldığı zaman, (Ki bu zamlar genelde seçim arefelerinde oluyor.) bir kaç ay içinde o zammın eriyip yok olduğunu maaş bordrolarınızda farketmiyor musunuz?
Ama rastgele bir emekliyi durdurup sorsanız diyeceği laf, "Allah Razı Olsun daha önce kimse böyle bir zam vermedi." olacaktır. (İnsanların klasik yakınmalarını bir kenara koyarak düşünelim, sonuçta trilyonlarla oynayan birisine sorsak o da kazancının yetmediğinden yakınır.)
Bir yerlerden para geliyor, o bir yerlerin kaynağı genelde Amerikanya tabii ki, gelen paranın adı BORÇ. Bize o borç anamızın ak sütü gibi helal, babamızdan miras gibi yediriliyor. Biz anlık olarak mutlu oluyoruz. Tabi bu sırada, ülkemizin dış borcunun nüfusumuza oranlanmasıyla ortaya çıkan kişi başı dış borç miktarımızda tavan yapıyor. Direkt olarak cebimizden çıkmıyor ya kredi kartı faturası gibi, onun için enterese etmiyor bizi. Doğan her çocuk daha bir borçlu doğuyor sonuç itibarıyla. Ama bizim ağzımızda bal var, mutluyuz.
Birileri çıkıp bizi uyandıracak gibi olsa, ceza sahası dışından hafif bir faul yapıyorlar, bir kaç kişi sarı kartı yiyor biz yine uykuyadalıyoruz. Kim bu sarı kart cezalıları, Denizi aydınlatanlar olabilir belki. Neydi onun adı El Feneri miydi?
Bakıyorlar ki biz Fener'e falan ihtiyaç duymuyoruz, yüzebiliyoruz denizlerde, uyanığız hala, Bu sefer yeni Dalgalar çıkıyor piyasaya. Dalga geçer gibi Ergenekon Destanı yazıyorlar bize.
Bu dalgalar ufakk mı geldi?
Daha büyükleri var.
Üç büyük futbol klübünün taraftar sayısı, ülkenin dörtte üçünden fazla. Eğer üç klübün en kral adamlarını alır içeriye tıkarsan Dalga malga kalmaz alayımız dikkati oraya çeviririz, derin bir uykuya dalarız.
Nasıl olsa meşhurdur Şike Yaptın dedikten sonra Şaka Yaptıııımmm deyip paslaşmalar.
Daha da uyumazsan son darbe yine askerden gelir.
Bir haftada 25 kişiyi şehadete erdirirsen eğer bırak uyanık kalmayı, kış uykusuna bile yatarız hepimiz.
Mutluyuz.
Memleketime yol yapılıyor, asfalt dökülüyor.
Peki uzun süredr kaç okul yapıldığına dair haber yapıldı?
Peki kaç tane sınavda ŞİKE yapıldı haberi geldi?
Mutluyuz.
Şike Şike Mutluyuz.

Bazı süreçleri ben dinamit gibi düşünüyorum.
Upuzuuuunnnnn bir kükürtlü iple bağlanmış bir kalıp dinamit lokumu, fitilin ucu ateşlenmiş bekliyoruz.
Bugün patlamayacağı belli, gelecekte patlayacak. Kimin kucağında patlayacağını merak ediyorum.
Ama şundan eminim, biz anlık mutlu olduğumuz sürece, gelecekte başımıza gelecek hiç bir şeyin suçunu geçmişimizdeki kişilerden aramayacağız. Ve biz yine aynı şebekliğimizle o bombayı kucağında tutacak olan yürekli insanı  rezil edeceğiz.
Bir günah keçisi bulup bütün suçu yükleyeceğiz.
Olsun biz bugün mutluyuz.
Daha yumurta kıçın ağzına gelmedi...


Mr_Lonely
08.08.2011