28 Kasım 2015 Cumartesi

Merve'nin Hikayesi


Güzel kızdı Merve...

Sütun gibi upuzun bacakları, tanesi bir kilo gelen bey narı gibi memeleri yoktu belki ama karşıdan göründüğü zaman insanı hülyalar alemine götürüp bırakan eşsiz bir yüzü vardı. Gözlerinin mavisi bizim mahalleyi aydınlatırdı her gün, saçlarının siyahi geceyi getirirdi karşı mahallenin ampulü patlamış dandik sokak lambalarına.

Mahallenin tüm erkeklerinin hayalindeydi Merve. Kimisi banyo sabununa açtığı deliğe Merve ismini koyduğunu anlatırdı ballandıra ballandıra, kimisi de kurduğu evlilik hayalini anlatırdı;

- Evlenirim lan ben bu kızla, yemin ediyorum bütün ortamı da bırakırım, ben mahallenin Manyak Cevatlığından istifa ederim lan bu kız için, işe de girerim, hayatım boyunca patron dövmeden ayrıldığım bir tane iş olmadı ama bunun için bir ömür eziyet çekerim mına goyim. Toki'den de ev taksitine girerim, yaşar gideriz anasını satayım.

+ Kuracağın hayali sikeyim lan senin, hayalin bile fakir mına goyim.

Bende seviyordum Merve'yi, hatta doğrusunu söylemek gerekirse aşıktım ve it kopuk tayfasının bu halleri de canımı çok sıkıyordu, tabi çok sevdiği bir erkek arkadaşının olması daha da çok sıkıyordu canımı... Ama benim, mahalledeki diğer saplardan bir farkım vardı, Merve'yle konuşabiliyordum. Çok küçük yaşlardan beridir birlikte büyüdüğümüz için birbirimizi iyi tanırdık ve dertleşirdik ara sıra. Bütün mahallenin dibinin düştüğü bir kızla arkadaş olmanın verdiği karizma sayesinde de mahallenin serserileriyle iyi arkadaş olmuştum. Herkes, belki kızı kendilerine ayarlarım umuduyla yaşıyordu resmen. Kız yoldan geçerken haspel kader "merhaba" dese, bırak cevap vermeyi heyecandan kalp krizi geçirecek adamlar ama umut parayla satılmıyor ya...

Bir gün yine işten dönerken karşılaştım Merve'yle, şeker pancarı gibiydi o güzelim yüzü kan çanağına dönmüş sinirden, ağlamak üzereydi. "Ne oldu, hayırdır" dedim, savuşturmak istedi ilk başta ama ısrar edince dayanamadı bir çay bahçesine gittik, daha oturur oturmaz boşalttı gözleri ölümsüzlük iksirini masanın üzerine. Gözünden düşen her damlada bir nehir kuruyordu yüreğimin en derin yerlerinde.

"Hangi beyin fakiri üzdü seni bu kadar?" dedim...
Yüzüme bakıp gülümsedi ve sonra kaldığı yerden ağlamaya devam ederek "Bitti" dedi.
Karşılıklı susmaya devam ettik bir süre daha, sonra konuşmaya devam etti;
"Şerefsiz! Aldatıyormuş beni. İnanabiliyor musun ya? Aldatıyormuş." dedi.
"Ne zamandan beri?" dedim.
"Ohaaa!" dedi ilk önce. "Hiç mi şaşırmadın lan? Hepiniz mi böylesiniz oğlum?" dedi. Bir süre sustum ve anlatmaya başladı;
"Bir yıldır birlikteydik, iki gün önce evlenme teklif etmişti, kabul ettim. Bugün işten çıktıktan sonra otobüse binmedim, canım yürümek istiyordu, biraz yürüdükten sonra arabasını gördüm, yanına gittim, orospunun biriyle öpüşüyordu arabanın içinde. Daha iki gün önce bana evlilik teklif ettiği dudaklarından başkası öpüyordu bugün. Yerden bir taş alıp camını kırdım, yüzüğü kafasına çarpıp ayrıldım işte."

Söyleyecek söz bulamadım, ne kadar zor sevdiğin kızın sevgilisinden ayrıldığını öğrenmek. Öyle bir durum ki bu, söylediğin her söz durumundan istifade etmek gibi algılanıyor.

"Yarın haftasonu, iş çıkışı bir yere gidip içelim mi?" dedim.
" Valla hiç dışarı çıkacak halim yok, yarın işe de gitmiyorum, akşam işten çıkarken bir rakı al gel benim evde içeriz" dedi.

Ertesi gün elimde 70'likle gittim yanına, gece yarısına kadar içtik, ikimiz de dut gibi sarhoş olmuştuk ama Merve'nin yüzünün güldüğünü görmek, her gün zil zurna sarhoş olmaya değerdi doğrusu.

"Ne kadar çok abaza ayı var" dedi.
"Nasıl yani?" dedim.
"Mahallede" dedi. "Ne kadar çok abaza var. Yolda yürümeye korkuyorum, bütün serseri tayfası tren görmüş öküz gibi kilitleniyorlar, bir gün birisi bir şey yapacak diye korkuyorum."
"Sen de bu kadar güzel olmasaydın." dedim.
"Nerem güzel lan benim?" dedi.
"Burada mı sayayım, mail olarak mı atayım, saymakla bitmez de" dedim. Güzel gözlerinin içinin güldüğünü gördüm o an.
"Tamam da bu benim seçimim değil ki, güzel olmayı ben mi istedim?" dedi.
"Hayır ben istedim, özel olarak sipariş verdim sen geldin."
Gülümseyerek son yudumunu aldı içkisinin;
"Bu mahallenin itleriyle senin aran iyi." dedi "Hiç konuşuyor musunuz benim hakkımda? İleri geri atıp tutuyor musunuz?
İçkinin de verdiği bir puştluk vardı üzerimde, onun da etkisiyle;
"Valla herkesin bir fantazisi var seninle ilgili." dedim. "Kimisi yatağa atma derdinde, kimisi evlilik hayali kuruyor ama bir merhaba desen hepsi heyecandan kalp krizi geçirir." dedim.
"Adamlar orada beni yatağa atmak istediklerini söylüyor, sen de hiç korumuyorsun beni öyle mi?" dedi.
"Bana gerek kalmıyor ki, birbirlerine giriyorlar zaten" dedim. "Senin saçının teline zarar veremez kimse burada. İki tane it kopukla uğraşmaya bile değmez"
"Sen hiç hayal kurdun mu benimle ilgili?" "Delikanlı gibi cevap ver ama" dedi.
Delikanlılık damarım tuttu o anda, "kurdum" dedim.
"Anlatsana" dedi.
"Birlikte duşa girmişliğimiz oldu bir kaç kez" dedim.
"Ohaaa" dedi. "Beni hayal edip otuz bir mi çekiyorsun sen?"
Öyle birden söyleyince utandım tabi ama rakının yalandan cesaretiyle,
"Evet" dedim.
"Neden gelip bana hiç söylemedin sevişmek istediğini?" dedi.
"Benim ki basit bir cinsel ilişki isteği değil ki, ben seni seviyorum" dedim.
"Geri zekalı" dedi. "Çocukluğumuzdan beridir birlikteyiz, neden söylemedin şimdiye kadar?"
"Ucunda seni sonsuza kadar kaybetmek de vardı, cesaret edemedim, korktum." dedim.
"Ben başkasıyla evlenme arefesindeydim, başkasıyla evlenmemden daha mı önemliydi bu korku? O zaman da kaybetmiş olmayacak mıydın?" dedi.
"Bütün dünya başıma yıkılmak üzereydi." dedim "Ama sen başkasını severken gelip bunları söylemek şerefsizlikti, yapamazdım böyle bir şeyi."
"Peki hala seviyor musun beni?" dedi.
"Sonsuza kadar" dedim. Sustu, ayağa kalkıp elini bana uzattı ve ayağa kaldırdı. Boynuma sarıldı ve öpüşmeye başladık. Bir kaç dakika bu şekilde devam ettik ve daha sonra;
"Bundan sonra duş alırken bile benden başkası olmasın hayatında" dedi.
"Sonsuza kadar" dedim.

Evden ayrılırken dünyanın en mutlu insanıydım. Sokakta uçarak yürürken bir anda bizim mahallenin serserileri çevirdi etrafımı, bir tanesi kulaklarımla oynayıp dönüp;
"Vaayy, bizim kolpacı işi pişirmiş." dedi.

Başka birisi "Kaç posta attın lan?" dedi, o sırada bir diğeri de " yalnız mahallenin en kral orospusunu siktin, getir de biraz da biz sikelim!" deyince dayanamadım, ağzının üstüne okkalı bir yumruk geçirdim. sonrasında da hepsi bir olup beni dövdüler. O gece değil dayak yemek, dünya yıkılsa umrumda olmazdı zaten. Olmadı da...


Özgür
28.11.2015

Not:Kurgudur.

15 Kasım 2015 Pazar

Gelecek, Ne Zaman Gelecek


"Umut ekmek gibidir, biraz beklerse bayatlar, daha uzun süre beklerse küflenir!" (Ünlü düşünür Özgür Camus)

7 Haziran seçimlerinde ülkemizin ve Orta Doğu'nun geleceği adına birazcık ümitlenmiştim. Tamam bu coğrafyadan hiç bir bok olmaz onu bende biliyorum ama, en azından daha az insan birbirini öldürür diye düşünmüştüm. Sonra bir sürü şey oldu, saçma, egoistçe, salakça bir sürü şey oldu ve erken seçim kararı alındı. Bu arada da bir çok insan ölmeye devam etti. Çok insan öldü!

Seçimler yapıldı. Seçim sonuçarını gördükten sonra rahatladım biraz. İçinde cinsel öğeler barındıran devrik bir cümleyi hayat felsefem haline getirdim bir süredir.

"Çok da sikimde!"

Evet tam olarak böyle.

%50 çok büyük bir rakamdır seçimlerde. Oy çalmakla falan açıklamak, kafayı kuma gömmektir. Kafayı kuma gömmedim bende, seçimin ertesi günü muhabbetleri dinlemeye başladım, hiç kimseye, hiç bir siyasi görüş belirtmedim, sadece dinledim.

Yaa, meğer ne çok iktidarlı varmış aramızda, bi biz iktidarsız kalmışız meğerse. Seçimden önce benden fazla sövenler, seçim sonuçlarını görünce bir rahatlamışlar, maskelerini tekrar çeyizlerine koymuşlar, gerçek kimliklerini ortaya çıkarmışlar.

Adam gerçekten büyük ustaymış, o kadar büyük ustaymış ki, kendisine tıpatıp benzeyen milyonlarca çırak yetiştirmiş. gidip elini öpmemiz lazım bence...

Asgari ücret 1300 lira olmayabilir, görünüşe göre de olmayacak.
Taşeronlara kadro da gelmeyecek, gelecek olan kadro da muhtemelen sözleşmeli memurlara verilecek, işçi yine soğuktan büzüşmüş taşşaklarını avuçlayacak... Yani kısaca seçim vaatlerinin hiç birisi gerçekleşmeyecek ve inanın bu vaatler gerçekleşmediği için oy kaybeden parti CeHaPe olacak.

Devreler yandı değil mi? Benimki de yandı...
Açıklayalım. iktidardaki partinin vaatlerinin hepsi, ana muhalefet partisinin vaatleriydi hatırlarsanız, onlar bile çalıntı. Önümüzdeki seçim dönemine doğru denilecek ki; "Eğer Ampul simgeli parti bu vaatleri yapamadıysa, CeHape hiç yapamaz, zaten bunların zamanında ekmeği karneyle alıyorduk biz!" Dikkat edin, denilecek bunlar, diyecekler, diyorlar, her zaman dediler. Zaten seçmenin bir şeyler umrunda olsaydı, bu vaatleri duyar duymaz "14 yıldır babam mı vardı iktidarda, neden yapmadın şimdiye kadar" derdi, demedi, demeyecek.

Her neyse, biz felsefemize geri dönelim.

İş yerindeki hiç bir iş umrumda değil mesela. "Nasıl işten memnun musun?" diye soranlara felsefemi bildiriyorum.
Aldığım maaş zaten yıllardır kredi kartı borcumu ödeyip, üzerine ölmeyecek kadar para kalacak şekilde programlanmış durumda. İşsiz kalınca borçsuz oluyorum, iş bulunca kaldığı yerden borçlar da devam ediyor.

Çatışmalar falan var, insanlar ölüyor. huzursuzluğun zirve yaptığı bu bölgelerin seçim sonuçlarına bakıyorum sonra. Valla hiç bana cehalet falan demeyin. Böyle şeyler cahillikle açıklanamaz.

Ülke savaşa girecekmiş.
Terör Avrupa'ya kadar dayanmış.
Türkiye'de Işid sempatizanlarının sayısı, nüfusun %7'sine denk geliyormuş.
Ekonomik keriz kapıdaymış.
Her an kıçımızın dibinde bir bomba patlayabilirmiş, ölebilirmişiz.
Yani kısaca her şey bombok durumdaymış.

Hepsi benim için artık "Çok da sikimde!"

Kusura bakmayın, ben umutsuzum ve mutsuzum. Hala umudu olan varsa şevkini kırmak istemem ama tünelin ucu bombok bir yere çıkıyor...

Eğer mutlu olarak kalmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey egoist olmak bence. Geri kalan her şey, geri kalan her şeyin kendi sorunu...

14.10.2015
Özgür

22 Ekim 2015 Perşembe

Trafik Cezası


"Beş dakikada gelirim nasıl olsa" diye arabasını hatalı park eden şoför gibiydin sevgilim.
O kadar kısa sürede gelemeyeceğini bilen trafik polisiydim bende.
Ceza kesmemek için beş saati, beş dakikaya sığdırmaya razı olabilirdim.

Hatalı park eden arabaya kesilen 88 Lira gibiydin sevgilim.
Varlığın derde derman olmadığı halde, yokluğun hissediliyordu kredi kartı ekstresinde.
Sana değerdi aslında, her gün ceza ödeyebilirdim.
Ama açtığın yarayı kapatmaya yetmedi bile, 15 gün içinde yapılan ödemeye uygulanan %20 indirim.

Yanlış park edilmiş son model, lüks araç gibiydin sevgilim.
Trafik polisinin çağırdığı çekiciydim bende.
Sen çok güzeldin ve havalıydın da, yürüdüğün yollarda hayat geçici olarak kapsama alanı dışına çıkar, tüm gözler sana dönerdi bir an.
Ben belki gösterişsizdim ama yeter ki gitme diye bir ömür seni sırtımda taşıyabilirdim.

Çekilen araçların emanet bırakıldığı otopark gibiydin sevgilim.
Her boyutta aracın rahatlıkla girip çıkabileceği kadar derin ve geniştin.
Bir bilsen, bir zamanlar özel mülkiyetim olmanı nasıl isterdim.

Ama altın madeni olsan, kazma vurmam artık.
Tarla olsan ekmem,
Bağ olsan dikmem.
Bal olsan yemem artık.
Yar olsan sevmem...

22.10.2015

3 Ekim 2015 Cumartesi

Mahşerin Boş Atlısı


Bu satırları okuyan herkese çok ciddi ve mühim bir tavsiye vermek istiyorum;

“Sakın eski resimlerinize bakmayın!”

Özellikle de çekildiği tarihten bu yana 10 yıl civarı zaman geçmiş fotoğraflarınız varsa direkt imha edin derim ben.

Biraz önce bu haltı yedim ve çok pişmanım. Yüzüm gözüm çocukluğumda neyse şimdi de o diye düşünürdüm, “pek değişmedim lan ben” derdim kendi kendime. Az önce hazır internet de yokken biraz eski resimleri karıştırayım dedim, bundan yaklaşık 10-11 yıl önce çekindiğim resimleri gördüm. Görmez olaydım! Ne kadar gençmişim o zamanlar, tip desen yok, karizma desen yerlerde, aklıma o dönemlerdeki finansal Fair Play’im geldi, param da yoktu o zamanlar lan! Adam olacak çocuk bokundan belli olur derler ya hani, benimki de o hesap bi bok olamayacağım o zamanlar bok gibi sıfatımdan belliymiş anasını satayım.

Şimdi merak edenler olmuştur, “nasıl bir resim gördü lan bu davar” diyenler olmuştur, anlatayım;

Mahşer-i Cümbüş diye bir tiyatro erbabı grup var bildin mi? Heh işte o grubun hayran kütlesi olarak takılıyorum o zamanlar. Twitter’dan düzeltme yağmuruna tutacak olan TDK üstatlarından önce ben söyleyeyim, hayran kitlesi değil, hayran kütlesi. Niye hayran kütlesi? Çünkü o zamanlar Yarım Ay boyutlarındaydım, beni bir kitle olarak değil kütle olarak tanımlayabilirdiniz ancak. Hee şimdi nasılım? Dolunay diyelim biz ona…

Neyse işte, boş beleş bir adam olduğum için (Aynen şimdi olduğu gibi, ama o zamanlar raporlu olduğum için değil, gerçek anlamda boş beleş bir öğrenci tayfasıydım) Mahşer-i Cümbüş izleyip Tiyatro Sporu forumda takılıyordum, gece yarısı yayınlanan Anında Görüntü Show’u izleyip forumda geyik yapıyorum falan filan. Bildiğin ergenlikten yeni çıkmış gergin psikozu.

Ortam hemen hemen benim gibi tiplerle dolu, genel kitle 18 yaş altı. 18 yaş altı derken, o sınırın bayağı bir altı yalnız, 10-12 yaşlarla 17 yaş arası. Ben 18 yaşındaydım, büyük bir çoğunluk bana abi diyordu, oradan hesap edin işte manzarayı. Tabi ortam böyle olunca, kilitlendik biz siteye, her gün girip birkaç geyik yapmadan, birkaç konuya mesaj atmadan rahat edemiyorum. Bir gün Türkiye genelinde “Forum Buluşması” organize etme kararı alındı. Bizim memleket durur mu anasını satayım, hemen katılacaklar listesi hazırlanmış bile. Bensiz toplantı olur mu lan, kaçırır mı Anadolu bebesi böyle bir fırsatı? Yazdırdım hemen adımı.

Neyse toplandık biz. İsmini yazdıran bi çuval insan var, gele gele 5 tane tip gelmişiz. Şansa bak ki 4 tanesi kız bir tek ben erkeğim.
“Vaaaayyyy ortama bak beee” dediniz.
Dediniz dediniz yemeyin şimdi beni.

Öyle manyak bir ortam yoktu, bir tane cool takılan bir kardeşimiz vardı, bir tane benden 6 yaş falan küçük bir kardeşimiz (12 yaşındaydı heralde) bir tane bayan kasıntı kardeşimiz ve bir tane de nerede olduğunun farkında bile olmayan “kim itti lan beni buraya” modunda takılan bir kardeşimiz vardı. Tonlamalardan da anlaşıldığı gibi hepsi benden bayağı küçük kardeşler. İlk kez buluşmanın ve tanışmanın moronluğuyla da en nezih ortamlardan birisine gittik. Mc Donald’s. Kakaolu Milk Shake eşliğinde ülkenin geleceği ve ekonomik politikalar hakkında yaklaşık 12 saatlik bir toplantı gerçekleştirdik. Bu hikayedeki tek gerçek Kakaolu Milk Shake olabilir, ben de emin değilim.

Tabii ki bitmedi, o kadar toplanmışız orada biter mi hiç, yat turuna çıktık. Saati 3 liraya limanın kapısına kadar götürüp geri getiren ultra lüks yatlar var bizim memlekette, onlara bindik. Gezinirken de fotoğraflar çekinmişiz, ne cesaretse bende o fotoğrafları almışım, utanmadan bir de arşivlemişim anasını satayım. Tabi arşiv çılgınlığı burada bitmiyor, Mahşer-i Cümbüş turnesi var sırada.

Mahşer-i Cümbüş Türkiye turnesine çıkmış, sıradaki durak bizim burası olmuş, biletlerimizi almışız bekliyoruz. Tabi yine organizeyiz forum olarak ve bu sefer daha kalabalık. Ortam yine kız kaynıyor, tek tük erkek var onlarda bir süre sonra sıvıştılar, bütün kızlar bana kaldı yine. Bu arada sosyal sorumluluk mesajı vermek istiyorum; “Sevgili ortalama altı zekaya sahip abaza kardeşlerim, kültürel faaliyetler konusunda kızlar erkeklerden daha aktif ve tiyatro gibi, sinema, opera gibi sanatsal faaliyetleri de en çok kadınlar takip ediyor. Eğer sanatsal faaliyetleri takip ederseniz veya icra ederseniz daha çok kadınla haşır neşir olabilirsiniz.”

Gösteriyi izledik, sonra kulise daldık, güvenlikçiler bizi almak istemediler ilk başta ama biz devrimci gençler olarak direndik, gücümüzün farkındaydık ve güvenlikçilere dedik ki; “Aç kapıyı bezirgan başı girelim içeriye, biz forum üyeleriyiz geçiş iznimiz var bre gafil!” Tabi bütün kapılar açıldı önümüzde, girdik içeriye bütün grup üyeleriyle fotoğraf çekindik, poster imzalattık. Hatta o poster duruyor hala bende, ileride çok değerlenecek o kağıt biliyorum. Benim zenginliğim o posterde gizli, boru mu lan bu, bugüne bugün Salih Abi’nin, Sezai Usta’nın imzası var onda! (Bkz: işler Güçler) (Bkz: Kardeş Payı)

Fotoğraf fethimiz burada bitti mi sanıyorsunuz? Viyana kapılarına dayanmış bir ecdadın torunlarıyız biz! Ortalık sakinleştikten sonra forum üyeleri olarak kaldık biz orada. Fotoğraf çekinmeye devam ediyoruz bir yandan da. İlk toplantının aksine bu sefer yaş ortalaması biraz daha yüksek ve işin daha da ilginci, “bir espri yapsın da güleyim” diye ağzımın içine bakan bir afet-i devran da ortamda mevcut. Fotoğraflarda bile herkes kameraya bakarken kızın hep bana bakarken çıkmasından mevzuya uyanmam gerekiyor değil mi?

Değil işte, o kadar kafa var mı bende bi baksana birader? Kızın benden hoşlandığını yıllar sonra fotoğrafa bakıp anıları kafamda canlandırırken farkettim anasını satayım. Zaten benim bu kafayla fotosentez yapangillerden olarak hayatımı idame ettiriyor olmam gerekiyor, hayat bi garip. Neyse işte ben yememişim içmemişim bu fotoğrafları da arşivlemişim.

Yav ben nasihat verip gidecektim özgeçmişimi yazmışım arkadaş. O resimlere bakınca şunu gördüm, biz yaşlandığımızı farketmiyomuşuz ya la! Hani aşk meşk, afet-i devran meselelerini geçtim, bildiğin yaşlanıyormuşuz ve farkında bile değilmişiz. Ama bana bu bilgi verilmemişti, “sen yaşlanmadan nalları dikecen gardaş” dedilerdi bana. Bu bilgi verilmiş olsa ben doğmazdım sözleşmede yazmıyor böyle bir şey!

İşte böyle!

“O zamandan bu zamana ne değişmiş peki panpa?” diye soranlar olursa diye onu da anlatayım. Kilo ortalaması olarak aynıyım. Yüzüm daha sertleşmiş, dışarıdan bakınca somurtkan bi tip gibi duruyorum ama valla öyle değilim lan! Yüzüm biraz da olgunlaşmış gibi, yaşımı gösteriyorum diyelim. Biraz daha güçlenmişim, kollarım daha kaslı görünüyor. Yaptığımız ağır işler sonuç vermiş demek ki. Saçlarımda beyazlıklar çıkmaya başlamış. Ne var ki, Robin Van Persie dedem gibi olmuş hala 32 yaşında anasını satayım. Hem beyaz saç erkek adama karizma katıyor. Değil mi? Yoksa bu da kadın ırkının bizi keklemek için kullandığı bir numara mı? Taklaya mı geliyoz lan? Şşşş noluyo orada alooo?

Zeka olarak hala aynı kalmış olabilirim ama o konuda bir iddiam yok. Keşke biraz da abaza olsaydım lan, bana aşık bir sürü kız varmış hiç birisine uyanamamışım.

He bu arada;
Rumuz: Mr Lonely
Yaş:28
Boy: 110 cm
Kilo: 360 kg
Siyah Saç Kahverengi göz
Üniversite mezunuyum. Zengin ve güzel qızlar eqlesin!

Sikindirik bir fotoğraftan 3 sayfa yazı çıkartacak kadar da manyakmışım, onu da bugün öğrendim.

03.10.2015