23 Eylül 2015 Çarşamba

Cinayeti Kör Bir Kayıkçı Gördü, Ben Gördüm, Kulaklarım Gördü. Fıtrat...


Henüz yaşını yeni doldurmuş, hayatını yaşayamamış tertemiz bir bebekti o.
Hem çok sevimliydi hem de sıcak kanlıydı, elimizi uzattığımızda hemen koşup gelirdi. Nereden bilebilirdi ki bizim kötü insanlar olduğumuzu, işlediğimiz her cinayete bir kılıf uydurabilecek kadar kalpsiz olduğumuzu.

Bir kaç gün önce gitmiştik ve çok beğenmiştik bu sevimli bebeği. Tam olarak aradığımız özellikleri taşıyordu. Bakıcısı da bu kötü emellerimize ortak olmuş onu bize para karşılığı satmıştı.

O gün geldi ve çattı, küçük çaplı bir merasim yapmamız gerekiyor ve işlediğimiz günahı affettirmek için bir iki rekat namaz kılmamız gerekiyordu. Aslında böyle olmasını bizde istemezdik, böyle sevimli ve yaramaz bir bebeğin dünyada görmesi gereken günleri olduğunu düşünüyorduk bizde ama fıtratın önüne geçilmez ki...

O gün sevimli bebeğinde çok huysuz olduğunu farkettik, sanki olacakları önceden hissetmiş gibiydi. Zaten o gün cinayet işleyen tek aile değildik, başka ailelerde vardı ve bizden daha canilerdi diyebilirim aslında. Belli ki yanından ayrılan arkadaşları bir daha geri dönmeyince durumun farkına varmıştı bizim yaramaz, sürekli kaçıyordu bu yüzden. Ama fıtrattan kaçılmaz ki...

Üç dört kişi etrafını çevirdik, kaçacak yeri kalmadı artık yavrucağın, bir iki diretti, aradan sıvışmaya çalıştı ama kar etmedi, yakaladık. Prosedür gereği iki bacağı ve bir elinin bağlanması gerekiyordu, prosedürü yerine getirdik.

Her ne kadar cinayeti işlemek bize düşse de o kadar vicdansız olamamıştık henüz, vekalet vermemiz gerekiyordu cellada, verdik.

Gözünü bile kırpmadı, vurdu bıçağı yavrucağın boynuna, üç ana damarrını kesmiş kanının akması için beklemeye koyulmuştu. Fıtrat...

Kan tamamen aktıktan ve yavrucak artık canını teslim ettikten sonra derisini yüzdük ve etlerini parça parça ayırıp eve getirdik. Etlerini satırlarla, bıçaklarla parçalara ayırdık, bir kısmını ihtiyaç sahiplerine dağıttık bir kısmını biz pişirip yedik. Her ne kadar ağzı süt kokan bir bebeği kesmişte olsak bir gram bile pişmanlık hissetmedik. Hatta aynı şeyleri bu yılda başka bir bebek üzerinde tekrar yapacağız. Fıtrat...

Hayat ne garip...

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun...

5 Eylül 2015 Cumartesi

Motor Ustası


Söyleme!
Yazma da hiçbir yere, aşka olan özlemini.
Beceremiyorsun iki kelam güzel söz etmeyi.
Eğreti duruyor aşk yüreğinde, belli oluyor kafiyesiz cümlelerinden.
Çıraksın çünkü daha yeni öğreniyorsun bu yolda yürümeyi.
Sen daha “aşk” demeyi bilmezken, ben açtığın derin yaraların şerefine içiyordum!
Rakıya mı sevdalıydım yoksa sana mı bilmiyorum.
Kadehime hapsetmişimdir belki de dudaklarını,
Belki de her yudumda yeniden buluşuyoruz diye alkolik oluyordum!
Sen aşkı bulmak adına kirlenirken bir umut bekledim hep,
Aşkın burnunun ucunda olduğunu belki görürsün diye.
Ama sen yanlış rampada hararet yaptın,
Ben ise motor ustası oldum, kırık kalpleri tamir ederken!
Sen bu yolları severken, geri dönüyordum ben!
Çok söktüm yüreğime batan zehirli aşk dikenlerinden.
Diken miydi yüreğime batan, sözlerin mi bilmiyorum.
Bildiğim bir şey varsa,
Sen, yüreğini çalıştıracak bir usta arıyorsun ama
Emekli oldum ben, artık motor tamir etmiyorum!

04.09.2015

30 Ağustos 2015 Pazar

İntikam Tugayı


Şu hayattan çok fazla intikam alacaklıyım.
Ayrıca da lanetlendiğimi düşünüyorum son zamanlarda.

Geçmişte hayatıma giren çıkan insanlara bakıyorum, hiç başarılı olmuş, alıp başını yürümüş gitmiş bir arkadaşım, eşim, dostum yok.

Çocukluk arkadaşlarım mesela, "bu çocuğun kafası zehir gibi, örnek alın işte böyle olun!" diye sürekli örnek gösterilen bir arkadaşım vardı, torbacı oldu, defalarca içeri düştü falan filan. En son gördüğümde pizzacıda paket servis taşıyordu. Bir tanesi gaspçı oldu, yıllardır içeri girip girip çıkıyor. Bir kısmı kapkaççılık yapıyordu son gördüğümde, şimdi ne yapıyorlar hiç bilmiyorum.

Benden hoşlanan kızlar vardı. Hiç gülmeyin, bir zamanlar yakışıklıydım, peşimde koşanlar vardı. (Gülmeyin ya gerçekten vardı, yalan söylüyorsam nah şurdan şuraya gitmek nasip olmasın!)

Ohooo böyle gülecekseniz anlatmayayım!

Neyse, beni seven kızlardan birinin para karşılığı kendini satmaya başladığını öğrendim geçenlerde. içim burkuldu yemin ediyorum, çok koşmuştu peşimden çünkü. Belki de hayatının yönünü ben değiştirdim farkında bile olmadan. Başka bir tanesinin peşinde de ben koştum, kabul etmedi hiç bir zaman beni. Sonra yollarımız ayrıldı. Annesi zaten çok küçükken terketmişti kızı, babası da kalp krizi geçirip ölmüş. Facebook'tan takip ediyorum, o kadar dağınık ve batak bir hayat yaşıyor ki, bir şerefsizin eline düşüp hayatının kararması çok yakın. İşin daha da kötüsü yaşadığı hayattan gayet memnun, kimsenin müdahale etmesi mümkün değil.

Aile çevreme ve akrabalarıma bakıyorum, insanlar hep bir şeyler başarmaya çalışıyorlar ama hep başarısız oluyorlar. İş kurup batıranlar, bir yerlerde mevki sahibi olmaya uğraşıp başaramayanlar vs. vs. detaya girmeyeyim.

Kendimi anlatmaya başlasam 32 ciltlik ansiklopedi serilerinden olur zaten.

işte bunlar hep benim lanetimin eseri. Bir de bana zarar vermiş olan ve benim karşılığını veremediğim şeyler var. Hep içimde patlamış intikam yeminlerim var.

İlk iş hayatına atıldığım zamanlarda hayalimde hep mühendis olmak vardı. Sırtıma 100 kiloluk kabloyu, takım taklavatı yükleyip 13 kat bana bunları taşıttıran ustaya, "işiniz gücünüz bize eziyet etmek, mühendisin karşısında esas duruşta bekliyonuz mına goyyim." dediğimde, "sende mühendis ol seninde önünde esas duruş beklesinler." demişti. Ben de, "5-6 seneye kalmaz öyle olacak zaten, inşallah seninle de karşılaşırız" dedim. Karşılaştık. Ben mühendis olamadım, onun da zaten hayattan bir beklentisi yoktu, bir adım ilerleyememiş. İkinci karşılaşmamızda da zaten kavga ettik.

Hayatımın en büyük göt oluşlarından birisi de lisede oldu. Meslek Lisesi'nde okuyordum o zaman. Hoca bir gün oturttu bizi karşısına, tek tek sordu, "Buradan mezun olabilirseniz ne olmak istiyorsunuz?" diye. Sınıfın çok büyük çoğunluğu, sanayide usta olacağını söyledi. Ben ve üç dört kişi daha üniversite okuyup mühendis veya öğretmen olmak istediğimizi söyledik. Hoca, "sınıfın büyük çoğunluğu gayet gerçekçi hayaller kurmuş, onlar çok iyi usta olurlar ama sizden hiç bir bok olmaz" dedi. Yani orada aldığımız eğitimle hiç bir bok olmayacağını söylemişti. Biz de, "hocam biz üniversiteyi kazanırız, sizi de utandırırız" dedik. Hoca da "hiç umudum yok ama, inşallah" dedi. Adamın dediği gibi, sınıfın büyük çoğunluğu inşaatlarda veya sanayide çalıştı, dükkan falan açtılar. Bizim hiç birimiz üniversiteyi kazanamadı, eninde sonunda inşaatlardaki yerimizi aldık bizde usta olduk. Yani daha doğrusu hiç bir bok olamadık. Bende dahil hiç birimiz mesleğimizi bile yapmıyoruz.

Ortaokulda ders saatinde dış kapıda nöbet tutarken bisiklete bindim diye beni döve döve müdürün karşısına çıkartan hademenin ağzını burnunu dümdüz etmek istemiştim mesela. Ama büyümem gerekiyordu, küçükken gücüm yetmezdi çünkü. Ben büyüdüm, o hademe belki ölmüştür şimdiye. Ölmediyse de tez zamanda gebermesini dilerim.

Değişik değişik örnekler var daha, ama uzatmaya gerek yok.

Bazen, insanları öldürüp ceza almayan adamlar gibi olmak istediğim oluyor. Elimde bir tane silah, sırtımda bir çanta dolusu mermiyle gezmek istiyorum. Yolda sokakta gördüğüm saygısız, sigarasının dumanını insanların üzerine üzerine üfleyen, trafikte giderken cep telefonuyla konuşan, kadın şöför görünce sıkıştıran, güçsüz gördüğü insana yükselen, şiddet eğilimli, kavga çıkarmak için ortam arayan, içip içip sağa sola saldıran, çöpünü sokağa atan, bir kaç kişi gruplaşıp insanlara laf atan, rahatsız eden, dönüp laf söyleyene de saldıran, insanların hayatını hep olumsuz yönde etkileyen, hep cesaret kıran, saygısız, saygısız, saygısız insanları öldürmek istiyorum. Örnekleri çoğaltabiliriz. Kısaca kötü insanlara kötülük yapan insan olmak istiyorum.

Üç dakikada duygudan duyguya atlayan şizofren gibi yazı yazmışım değil mi? İşte bunlar hep hayatta yediğim kazıkların aynı anda aklıma gelmesi ve benim hepsini birden yazmak istememden dolayıdır, şizofren olduğumu düşünmüyorum ama olabilirimde bilemem.

Şu sıralar da işsiz kalmak üzereyim, görev yerim değiştirilmeye çalışıldığı için restleşme aşamasındayım, aslında fiilen işsiz kalmış sayılırım ama tazminat vs. vs. haklar için bir süre daha direnmeye çalışıyorum. Yani hayat her zaman ki gibi bombok. Bir süredir gelen şehit haberleri ve ülkenin dört bir yanından gelen kötü haberler yüzünden moral olarak çökmüş durumdaydım zaten, bu da tuz biber oldu. Yani anlayacağınız bende durumlar her zaman ki gibi, bombok...

Beni örnek alan çocuklar var. Benim gibi olmak istiyorlar, çünkü güçlü olarak görüyorlar. Bende onlara, "benzeyecek başka adam mı kalmadı lan, gidin yol yakınken kendinizi kurtarın!" diyorum. Eğer bahsettiğiniz şey kas gücüyse evet ben güçlüyüm ama mental olarak güçlü olmayan insan ne kadar kuvvetli olursa olsun güçsüzdür. O yüzden ben güçsüzüm. Eğer hayat bir gün yoluma kaya döşemeyi bırakıp kendisine başka hobiler edinirse, ben de geçmişle olan hesaplaşmamı tamamlamaya başlarım. O zaman da gerçek anlamda güçlü olmaya başlarım. O gün gelene kadar kırılamayacak kadar sert kabuğu olan kuvvetli ama güçsüz bir insan olarak yoluma devam edeceğim.

Ama saygısız ve aldığı nefes bile zarar olan insanların ölmesini istediğim gerçeği hiç değişmeyecek. Yok mu içinizde taşşaklı bir devlet görevlisi, bana yetki verin de kötülüğü bitireyim ben. Valla bak ciddiyim, işim bittiğinde gerekirse kendimi de vururum.


30.08.2015
Özgür

20 Ağustos 2015 Perşembe

Gırmızı Mavi Hadi Gari



Masmavi gökyüzüne bakıyorum gözlerim kan çanağı,
Göz bebeklerim Kırmızı.
Hayretler ediyorum sana Allah'ın arsızı.
Ne demek "aşık oldum" ulan?
Gerzek misin oğlum, o ağanın kızı...
Kan alırlar maden ocağından Kamil,
Götünden çıkan alevin rengi, kan kırmızı.
Ümit verme geleceğe dair, bırak o kızı,
Yoksa tersinden şişirttirirler sana Big-Babol sakızı.
Sen kendini gönül hırsızı sanmışsın,
E doğaldır gözün bozuk, göremiyorsun uzağı.
İnek sanıyorsun ama o daha buzağı,
Öküzsün sen, örnek alma boğayı.
Terket bu aşkı, dellendirme ağayı.
Yoksa mumla ararsın benden yediğin dayağı.
Aslında hak ediyorsun temiz bir sopayı,
Ama adamlar kafaya koymuş karpuzunu yarmayı,
Pekmezine ekmek banmayı...
Haydi aşık olursun anlarım da,
Omirilik soğanınla mı düşündün, köylük yerde kızları birbirleriyle aldatmayı?
Bence sen terket bu diyarı,
Yoksa bu gidişle dişlemeden yiyeceksin hıyarı.

20.08.2015
Özgür

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Faydalı İle Gerzek

Faydalı ile gerzeğin fantastik hikayesi bu!

.

Sen, pazarda kafasına sütyen geçirip bağıran ikizlere takkeci,
Ben, sosyete semtine dalıp, havalı kornayla gürültü yapan kamyon şöförü.
Sen, köyün umumi tahta tuvaletindeki göt temizleme taşı,
Ben, domuz avlamak için kurulmuş fare kapanı.
Sen, eczacı kalfası,
Ben, kullanılmayan sığınak tuvaleti.
Sen, dublex lastik,
Ben, büyük boy prezervatif almış Çinli.
Sen, triplex villa,
Ben, denize girmek için şişirilmiş traktör şambreli.
Sen hep mükemmelsin,
Ben gereksiz, öyle mi prenses?
Hayat sensiz daha güzel,
Her şeyi amacına göre kullanınca.
Sen Lalezar olsan kaç yazar?
Kurur gidersin ben hortumu çıkarıp sulamayınca.
Lağıma düşürmüşsün gözlüğünü,
Ondan dünyayı bombok görüyorsun bakınca.
Sen hayat demektin eskiden belki ama,
Hayat daha güzelmiş sen olmayınca.
Bakma öyle "Ne diyor bu gerzek?" diye,
Akıllandım sol koluma seni takmayınca.
Seni Dünyam sanıyordum, Ay gibi dönerken etrafında,
Güneşmişim ben, uydu olan senmişsin aslında.



05.08.2015
Özgür


(Çok dağınık oldu be, idare ediverin bu seferlik. :S)