29 Haziran 2015 Pazartesi

Neden Adem ve Havva Olmayasınız?

Bizler kayıp kuşağın kaybedenleriyiz. Bizden sonra gelecek olan nesilin bu zincir içerisinde önemli bir parça olabilmesi için, artık şu sıralar tartıştığımız şeylerden çok daha farklı şeyler tartışmamız gerekiyor.



Bundan beş bin yıl önce insanlar belki de donsuz dolaşıyordu, herkes birbirinin götünü görüyordu yani. Bir çıplak vücut gördün diye, bir göt çatalı gördün diye hemen namus bekçisi kesilme, bu Dünya'nın namus bekçisine ihtiyacı yok. kimin kimi siktiğini öğrenmeye ihtiyacı yok. Kimin kimi sikmemesi gerektiğini öğrenmeye ihtiyacı yok. Kimsenin cinsel tercihi bir başkasını bağlamaz. Bir başkasının özgürlüğü senin özgürlük alanına tecavüz etmiyorsa, senin ona müdahale etmeye hakkın yok. Birisinin özgürlüğü, bir başkasının yaşam alanına müdahale etmiyorsa, senin ona müdahale etmeye hakkın yok. Benim, senin inancına müdahale etmeye hakkım yok. Senin benim yaşam tarzıma müdahale etmeye hakkın yok.



Bırakın bu Dünya'yı, öbür Dünya'yı güzelleştirmek istiyorsanız, geleceğinize yatırım yapın. Çocuklarınıza bilimi, matematiği sevdirin. Teknolojiyi sevdirin. Çocuklarınızın eline tablet bilgisayarları tutuşturup, "o elindeki cihazla oynarken ben de işlerimi hallederim" kafasıyla yetiştirmeyin. Hayatta her şey eğlence değildir. Teknolojiyi verimli ve doğru kullanmayı öğretin. Her konuya hakim olmanız mümkün değil, olmayın da zaten. Bugünün şartlarında iyi bir tercih diye, çocuğunuzu ilgisi olmayan alanlara yönlendirmeyin. Siz futbolu seviyorsunuz diye o çocuğun futbolcu olması gerekmiyor ya da mühendisler iyi para kazanıyor diye mühendislik fakültesi okuması gerekmiyor. Her çocuk meslek tercihini doğduğunda yapar ve bu tercihler bilimsel yöntemlerle saptanabiliyor. Belki de siz çocuğunuzu iyi bir futbolcu olarak yetiştirmeye çalışırken gezegendeki en iyi Mekatronik mühendisinin geleceğini öldürüyor olabilirsiniz.

29.06.1987
Özgür

Bu arada doğum günüm kutlu olsun. İyi ki doğdum.

16 Haziran 2015 Salı

Eğer Evlenirsek Beni Çok Mutlu Edeceğini Düşünüyorum

“Eğer evlenirsek beni çok mutlu edeceğini düşünüyorum ama ben seni sadece arkadaş olarak görüyorum, eğer istersen arkadaş olarak devam ederiz, istemezsen de benim için fark etmez!”
“Tercüme edeyim, “Çok da fifi” dedi.”

Bak yine moral kondisyonum baraj altında kaldı. Ben bu mantığı hiçbir zaman çözemeyeceğim galiba. Arkadaşım ben sana evlenme teklif etmedim ki… Arkadaşım dedim kusura bakma ya da bak anasını satayım, kusura da bak. Sen değil misin beni sadece arkadaş olarak gören…

Medeni hıyarlık etmişim, seni sevdiğimi söylemişim. Ki onu söyleyen ağzıma da sıçayım müsaadenle. Sen biraz zaman istemişsin, sana günahı boyundan büyük dayıların Mekke’de Kabe’yi tavaf edip Hacı olması için gereken zaman kadar zaman tanımışım. Helal olsun senden kıymetli mi anasını satayım. Bula bula bu klasik cümleyi mi buldun lan o kadar sürede? Güzelim, yavrucuğum, şekerim, herkes beni arkadaşı olarak görüyor zaten. Karabatak kuşları gibiyim lan, kediler bile yemiyor beni. Düşmanım yok ki benim, kimseye zararım dokunmadı aksine en sevmediğim insanlara bile bir faydam olmuştur. Sen şimdi bana neden Karabatak muamelesi çekiyorsun ki?

“Gerçi salaklık bende, zaten kız seni kaç senedir tanıyor, düşünmek için süre istemesi saçma değil mi lan? Gbt sorgulatsa, 5 dakikada şeceremi dökerler. Sabıka kaydı almaya gidiyorum boş A4 kağıdı veriyorlar. Sabıka ne arar la armutta. “

-“E şimdi bu kız 2 ay ne düşündü o zaman kanki? “

“Hee gelelim Saadet’e.“

-“Saadet kim lan?”

“La bi siktir et Saadet’i falan. Sadede gelelim dedim!”

“Şimdi bak bu kız iki ay ne düşünmüş biliyor musun?”

-“Ne düşünmüş paps?”

“Eşşeğin zikini” “Bir dur la, bi sus mına goyim da anlatalım, insanlar okuyacak bunu küfür ettirip durmasana bana!”

-“Tamam paps, anlat!”

“Bak kardeşim, bu iki ayda biz evlenmişiz.”

-“Lan taştaş geçme adam gibi anlat evlendiğinizden haberin yok mu? Mal mısın oğlum?”

“Ya geri zekalı, kız öyle hayal etmiş işte, oksimoron musun oğlum sen? Omirilik soğanınla mı düşünüyorsun? Amip misin? Tek hücreli misin?”
-“Tamam la tamam, anlamamışım üçüncü biradan sonra beynim bacaklarımın arasına kaçmış herhalde.”

“Neyse, işte hayalinde evlendirmiş kendisiyle beni, bakmış benden iyi koca olacak, demiş bir de çocuk yaparız, hemen onu da yapmış. İşte her şey iyi güzel, 1+1 dairemizde mutlu mesut geçinip gitmişiz.”

-“Eee bunun için mi reddetmiş? Mutlu olmaktan kim rahatsız olur lan?”

“Bunun için değil tabii ki, hoop hayal dünyasından çıkıvermiş prensesimiz gerçek hayatta buluvermiş kendisini, geçmiş aynanın karşısına bir kendine bakmış, bir bana bakmış. Yanına bir türlü yakıştıramamış. O İngiliz Kralı’nın kızı, ben şarapçının oğluyum sanki mına goyim.”

-“Eee”

“İşte iki ay boyunca telefonlara, mesajlara cevap vermedi. İki ay sonra aklına geldi herhalde, “Lan bir davar vardı, ben ona bir cevap vermedim!” diye düşünmüş ki mesaj attı Facebook’tan.”

“Yazdığı mesaja bak, “Ya vercğim cvbı zaten tahmin etmişndir, ama istrsn gene de bluşalm.” Türkçe öğretmenleri bu mesajı görse kariyerlerinden vazgeçip Sümerolog olurlar. En azından onların yazdıklarını Türkçe’ye çevirmek bu kadar meşakkatli bir iş değil.”

-“Sonuç ne lan!”

“Sonuç bu işte. Girizgahtaki cümle. Hayır, tamam sonuçta birisini seviyorsan evlenmek için seviyorsun tamam da hacı, e önce bir sevgili olsaydık. Neden hemen evlenip mutlu olduk anasını satayım?”

-“Ne var lan işte kız seni evlenmeye layık görmüş.”

“Ya oğlum bağırsaklarınla mı dinliyorsun? Kız sevgili olmaya bile layık görmemiş, sen evlenmek diyorsun. Arap sen içme bokunu çıkardın mına goyim.”

-“Evlenirsek beni mutlu edeceğine inanıyorum demiş lan işte.”

“Ne diyecekti? Senden değil koca, klozet kapağı bile olmaz mı diyecekti?”

-“Ahaha aslında klozet kadar götün var mına goyim, iyi klozet kapağı olur senden.”

“Lan seni kanka diye karşısına alıp konuşanda zaten deney faresi kadar bile beyin yoktur. Daha fazla akıl sağlığımı bozmadan siktir git zıbar bir yerde.”

-“Hasiktir lan, uyku mu bıraktın adamda? Yürü hadi ikişer bira daha alıp gelelim, bu gece uyumak yok.”

“Zıkkım fondiple anasını satayım. Git dolapta var iki tane bira, senin Sünger Bob gibi sömüreceğini bildiğimden zulaladım!”

Yani diyeceğim odur ki, bir kadın benimle evlendiğinde mutlu olacağına bütün kalbiyle inanıyorsa, benimle sevgili dahi olmaz. Neden? E çünkü ben çok iyi bir insanım, sorun bende değil onda, ben daha iyilerine layığım.

E size daha kötüleriyle mutsuz bir hayat diliyorum o zaman.


16.06.2015

6 Haziran 2015 Cumartesi

Yalnızlığın Marşı (Sanat Sanatçı İçindir Şiarının Evrim Süreci)

Eskiden blog falan bilmezdik biz, cahıldık. Defterlerimiz, ajandalarımız vardı, kızların çiçekli böcekli üzerinde asma kilitleri olan defterleri vardı.

Harfleri bir araya getirdiğimizde anlamlı kelimeler yazabileceğimizi, bu kelimelerle cümleler kurabileceğimizi, konuştuğumuz her şeyin aslında yazılabilebileceğini öğrendiğim günden beridir yazıyorum ben. Sadece yazma şeklim değişiyor, eskiden Türkçe dersinde kullandığım deftere yazardım, sonra ajandaya yazmaya başladım, sonra internet girdi hayatıma blog yazmaya başladım, sonra da bulduğum her yere yazdım. Eskiden kalem kullanırdım, şimdi dijital parmaklarımla yazıyorum.

Aslında bu değişimler hep bir ihtiyaç halinde ortaya çıkıyor. Mesela Türkçe dersi için öyyetmenimiz ödev verirdi bize, tamamen kendi kurgumuz olan hikayeler yazmamızı isterdi. Ben akşam oturur üç dört sayfa yazardım, ertesi gün okula giderdim, derste herkes yazdığı hikayeyi kendisi okurdu. Tabi koca sınıfta yazan bir kaç kişi olduğu için çok uzun sürmezdi bu okuma işi ama benim hikayelerimle hep dalga geçilirdi. Çaktırmamaya çalışsa da öğretmen bile içten içten gülerdi. Çünkü hikaye bir konuyla başlar tamamen alakasız başka bir konuyla biterdi. Tamamen alakasız keskin geçişler, birbiriyle bağlantısız cümleler saçma sapan hikayeler yazardım çünkü. Evet, yazdığım şeyler genellikle gülünecek şeylerdi ama bunu bile yapamayacak kadar beyinsiz bir sınıf dolusu adamın dalga konusu olmak canımı sıkıyordu. Bende artık sadece kendim için yazmaya karar verdim. Sanat sanatçı içindir mottosunu şiar edinmiştim.

Evdeki ajandanın bir halta yarayabileceğini düşündüğüm zamanlar, bu şiar edinme dönemine tekabül ediyor. Artık o saçma kurgu hikayelerden yazmak zorunda da değildim, canım ne istiyorsa onu yazıyordum. O zamanlar sevdiğim şarkıların sözleri, (sakın ha küçümsemeyin, eskiden internet falan yokken, televizyonu açıp saatlerce beklerdim elimde kağıt kalemle, şarkı çıkınca her kelimeyi tek tek yakalayıp yazardım, yetişemediğim kıtalar için bir saat daha yeniden şarkının çalmasını beklerdim.) Bilim Teknik dergisinde çıkan hikayeler, özlü sözler falan filan bir çok şey vardı içerisinde. Bu süreç uzun sürdü ama tabii ki bir sonu vardı. Ajandamın benim haberim olmadan gizlice alınıp okunduğunu farkettiğim zamanlar bu süreç için jübile dönemiydi. Artık yeni bir çağ başlamalıydı, ben milenyum çağını ucundan kıyısında yakalamış efsane neslin temsilcilerindendim, böyle basit bir soruna mı çare bulamayacaktım?

Yeni dönem başlamıştı, ajandamda kendime ait ne var ne yoksa hepsini açtığım bloga aktarmıştım. Artık oraya yazıyordum her şeyi, ajandayı bulup okuyabilen kişilerin hiç birisi internetten zerre kadar anlamadığı için rahattım. Ajandamın kendim bile bulamayacağım şekilde sakladım. Kimsenin orayı bulup okuma ihtimali yoktu ama bu sefer başka bir sorun ortaya çıktı, Blog okuyucuları. Sonuçta halka açık bir ortamda yazıyorduk ve ister istemez yazılan şeyler ilgi çekiyordu. Sanat sanatçı içindir şiarına ters bir durum söz konusuydu burada ama nedense bu sefer rahatsız etmiyordu. Çünkü farklı bir detay vardı burada, kimse dalga geçmiyordu. Beğenenler beğenisini dile getiriyordu, beğenmeyenler insan gibi eleştirisini yapıyordu. Bu sayede güzel bir ortam oluştu, uzun süre aktif ve etkileşimli olarak yeteneklerimizi döktük ortaya, hem geliştik, hem büyüdük. Ve artık o dünyanın da sonuna doğru gelmeye başladık. Sadece bir arşivleme yöntemi olarak uzay boşluğundaki yerini koruyor.

Hayat şartlarının sırtımı sıvazlaması dolayısıyla artık eskisi kadar yazamıyorum. Zaten artık yazmak da istemiyorum galiba. Bu kadar uzun yazıyı ne halt etmeye yazdım şimdi onu da bilmiyorum. Aslında basit bir şey söyleyip gidecektim. Yıllar önce sakladığım ajamdamı buldum geçenlerde, biraz kurcaladım eski yazılarıma falan baktım. Doğrusunu söylemek gerekirse, içerisinde hiç fena şeyler yok. 200 sayfa civarı yazı yazmışım ve en son 2008 yılında yazmayı bırakmışım. İçindekilerden bir tanesini buraya yazayım dedim sonra. Muhtemelen yakın gelecekte de o ajandayı yakarak imha ederim.

Görselde benim Çince el yazım ve ajandamdan bir kesit var. Aşağıda da görseldeki yazının Türkçe çevirisi mevcut.

Buraya kadar okuduysanız, sizde de vahim bir işsizlik sendromu olabilir bir psikoloğa görünmekte fayda var bence. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim. Akranlarımla sadece tokalaşıyorum.

Herkese teşekkür ediyorum...


(Görseldeki Çin Kitabesinin üzerinde yazan metnin Türkçe meali)

Neyin günahını çekiyorum ki ben?
Ya da kimin diyetini ödüyorum hayata karşı?
Aşksızlığıma mı yanayım, yoksa yalnızlığıma mı?
Yoksa haykırsam mı derdimi dağlara karşı?

Anlayamaz kimse beni çünkü göremezler yüreğimi,
Yaranamam kimseye delip geçsem bile arşı.
Döndüm kendime artık, baş başayım benliğimle,
Yalnızlık oldu hayatımın en uzun marşı.

Kaybettim ben doğuştan, hayat denen yarışı,
Boşmuş beynimin verdiği kazanma uğraşı.
Kocaman bir yüreğim ve biraz da aklım vardı,
Artık yalnız yüreğim kaldı, salıverdim aklımı rüzgara karşı…



27.08.2008

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Müjde Ey Halkım!



Age of Empires serilerinde vardır, bir tane tapınak dikersin, sonra etrafına bir sürü işçiyi toplarsın başlarlar eğilip kalkmaya, ibadet etmeye. Karşılığında da moral puanları kazanırsın, bu moral puanları sayesinde daha güçlü savaşçılar, yaratıklar, işçiler falan çıkarırsın. Genellikle de bir tane imamı olur onun işi de canı azalan savaşçıların, işçilerin canlarını doldurmak olur.

Tabi oyunu hile ile oynamıyorsanız, kod yazıp sınırsız yiyecek, odun, altın kazanmıyorsanız bu tapınaklara ihtiyacınız var demektir.

İbadethanelerin genel işlevi de hemen hemen aynıdır. Toplumsal düzeni sağlayan, insanlara insan olması gerektiğini anlatan siniri alınmış, pambık gibi insanların bulunduğu ortamlardır. Müslümanı da aynıdır, Hristiyanı da aynıdır, Budisti de aynıdır, Pastafaryanı da aynıdır. Buralardaki yetkin insanların dünyevi tatminlerle genellikle işi olmaz, sadece ufak tefek ihtiyaçları vardır. Bu yüzden de düşmanları olmaz. Arada bir kendini bilmez bir sapık çıkabilir doğrudur ama bunun ihtimali de yolda yürürken evin birinin balkonundaki saksının, birisinin kafasına düşüp öldürmesi ihtimali kadardır.
 Yani nadiren bir sapık bir din adamının canına kast etmeye kalkışır, küresel çapta tepki çeker.

Şimdi ülkemizin son dönemlerinde, oyunu hile ile oynayanlar türemeye başladı. Kod yazıp bölüm geçiyorlar.

E tabi bu durum, korkuyu da beraber getirdi sonuç olarak. Bir ülkenin Diyanet işlerinin en yetkin kişisi, siyasi bir taraf seçerse, dini bilgilerini siyasete alet ederse, birilerinin çıkarı uğruna kendisine inanan kişileri manipüle ederse korkuya kapılması doğaldır. E bu doğallık korunma ihtiyacını da beraberinde getirir. Tarafsız olması gereken kurumlar taraf olursa, karşısında bir cephe oluşur.
Kendisini, hiç olmaması gereken bir savaşta, silahsız ve savunmasız olarak buluverir.

E şimdilik koltuğunun altında takıldıkları güçlü olduğu için, zırhlı araçlarla koruma altına alınıyorlar. Günü geldiğinde nasıl olsa, taraf olmaması gerektiği halde saf seçen topluma mal olmuş diğer kurumsal kişiler gibi bertaraf olacaklar.

Siz o gün gelene kadar böyle müjdelerle oyalanadurun.

Bir yandan da sevinin, cumhurla taştaş geçebilen bir başkanımız var.

Istırırım ben onu.
Yalarım.
Oyhşşş.

22.05.2015

17 Mayıs 2015 Pazar

Tezgahmetre

Önce kendi profil sayfamı açıyorum,
Sonra yeni bir sekmede seninkini.
İkimizi yan yana getirmeyi becerebildiğim tek yer Facebook profilleri.
instagram'da görüyorum paylaştığın resimleri,
Gözlerin uykusuzluktan folloş olmuş,
Masada Rakı-Balık qeyfi.
Altta bir açıklama, "Bana dostlarım yeter, giden kaybetmiştir beni"
Yorum gelmiş saniye sekmeden, "İşte kardeşliğin resmi"
Swarm bildirimi yapılmış, mekan "İsyan Meyhanesi"
Bana haber versen iyi olurdu, arkadaşımdır sahibi.
Güzel ortamdır, eğlenceli,
Ama bir hesabı var ki, bildiğin kol gibi.
Her bildirimin de gönderme var birisine,
Kıskandırmak istiyorsun sevdiğini ama emin ol sallamıyor bile seni.
Bulunmaz Hint Kumaşı mı sanıyordun sen kendini?
Hiç bir zaman aradığını bulamayacaksın,
Oyuncak olmuş gibi hissedeceksin bir zaman sonra.
Popüler kültür çünkü heveslendiğin, kısa vadeli.
E biliyorsun, sen değilsin dünyanın en güzeli,
Sıkılınca paketleyecek seni de popülerizmin en asil gerzeği.
Sonra mekanın olacak yine İsyan Meyhanesi...
Kusura bakma sevdiğim,
Sen, ciks mağazalardan alınmış pahalı kot pantolonların içerisine hapsedilmiş götleri sevdin,
Ben de seni...
Ama sanma ki sonsuz aşkla olurum sana stepne lastiği.
Sanma ki gözünü kucağında açmış köpek eniği.
Kimler geldi kimler geçti torna makinesinden,
İnsan ettik kimisini,
Altından değerli hale geldi.
Bozuldu kimisinin astro fiziği,
Hurdası bile beş para etmedi.
Sen de belirliyorsun yavaş yavaş tezgahtaki değerini...

17.05.1015
Özgür

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Redd-i Aşk

Reddedilmek, altıpasta beklerken önüne düşen topu boş kaleye yuvarlayamayıp  auta dikmektir.

Birebir futbolla aynıdır bu olay. Nedenini açıklayayım biraz;

Altıpas denilen bölge kalecinin durduğu ve dokunulmazlığının olduğu bölgedir. Bir oyuncu orada kaleciyle karşı karşıya kaldıysa, gol atamaması, atmasından daha zordur.
İkinci bir nokta da, bir oyuncunun orada kaleciyle karşı karşıya kalabilmesi için, atak yapan takımın, mükemmel organizasyonlar yapması, bir ekip çalışması yapması gerekir.
O golün kaçması demek, hazırlanış sürecindeki bütün emeğin çöpe gitmesi demektir.

Şimdi futbolla ilgili terimleri çıkarın, yerine bir kadına sevdiğini söyleme aşamasına gelirken geçilen süreçleri koyun...

Ağır bakıma girersin, kaportayı çekiçletirsin, darbeli yerlere macun çekersin, lokal boya yaptırırsın, çizik çoksa komple boyatırsın falan. Saç, baş, elbise hepsini tamamlarsın, bodur eşekten Midilli'ye dönüşüverirsin bir anda. Pancar motoruyken modifiyeli Şahin olursun.

Sonra fiyakalı laflar düşünürsün, "Ulan şöyle şöyle söyleyeyim şekil olur" diye kurulursun kendi kendine. Olmadı sağdan soldan fikir alırsın, güzel laflar havuzunda boğulursun. Bir ton cümle hazırlamış olsan da bir şeye yaramaz, hepsini unutursun zaten. Genellikle o konuşmalarda söylenen şeyler, içeriden gelen tamamen doğal kelimelerdir.

Hayatında kapısından girip bir şey yemeyeceğin janjanlı mekanlardan gerekirse randevu alırsın. Işıltısından, bir de süslü kokanatlarından başka bir özelliği yoktur bu mekanların. Bir avuç yemeğe iftar çadırı kuracak kadar parayı bayılırsın genellikle.

Bir tomar çiçek böcek kucaklarsın, sırf sevdiğinin gönlünü hoş tutmak için.

İşte sonra oturursunuz karşılıklı, konu bellidir zaten de maksat ayılık olmasın diye bir kaç hoşbeş edersiniz. Konu döner dolaşır, rampadan aşağı inerken freni boşalan Bmc kamyonun binanın birine bodoslama daldığı gibi aşk meşk mevzusuna gelir.

Senin günlerce üzerinde çalışıp toparladığın bir kamyon güzel sözün sağlaması, klasikleşmiş tek bir cümleyle yapılır.

İşte bu nokta kalecinin boşa çıkıp topu ıskaladığı nokta, bomboş kale, önünde kalmış top, gol diye bağırmayı bekleyen bir kamyon seyirci, vuruyorsun topa...

Aut ya, aut tabi anasını satayım. Toprağını sulayan fıskiyenin, suyunu veren çeşmesine tükürdüğümünün çimi zedelenmiş tam o noktada. Ayağın takıldı tam topa vuruken, top gitti aut oldu, sen de yere ters bastığın için ayağın kırıldı. 6 ay futboldan uzaksın, geri döndüğünde de aynı kalitede futbol oynayıp oynayamayacağın belli değil. Belki de futbol hayatın fıtık oldu...

İşte aşık olduğun birisi tarafından reddedilmekte hayat hikayesini böyle tersten okutur adama. 6 ay kendine gelemezsin, kendine geldiğinde de tekrar eskisi olup olamayacağın belli değil.

06.05.2015

3 Nisan 2015 Cuma

Nükleer Başlıklı Salak


Ülkesinde Nükleer Santral isteyen herkes vatan hainidir!

Nükleer Santral bir güç belirtisi değildir, böyle bir 'elektrik üretim tesisi'ne sahip olunca elinizde Nükleer silahlarınız olmayacak, dünyaya hükmetmeye 'başlamayacaksınız'. Nükleer Santral sadece elektrik üretir ve elektrik üretme yöntemleri içerisindeki en tehlikeli ve riskli yöntemdir.

Herhangi bir kazada hiç bir şekilde geri dönüşü olmayan çok büyük zararlar verir, sadece patlama olduğu gün ölen insanları değil, onlarca yıl sonra doğan insanları bile etkiler. Genetik yapının bozulmasına sakat çocuklar doğmasına sebep olur. Daha doğmamış torunlarınızın Frankeştayn gibi olmasını istemiyorsanız bu ucubeye karşı gelirsiniz. Bunun Akp'li olmakla veya başka bir partili olmakla alakası yok. Eğer bu ülkeye bir Nükleer Santral yapılırsa, herhangi bir kaza durumunda meydana gelen tüm sorunlardan bu projeyi aktif veya pasif olarak destekleyen herkes sorumludur. Vay "ben nereden bileyim böyle olacağını", vay "ben cahilim aklım ermez" diyecek olursa peşin peşin söylüyorum; "Ben sizi kazada olabileceklere karşı uyardım, hepinizin bilinçlenmesi için çaba sarfettim ama siz benim söylediklerimin doğru olabileceğini düşünmediniz bile!" Bu ülkede olacak her şeyden sorumlusunuz, sizin yüzünüzden ben veya sevdiklerim zarar görürse, sizlere karşı Nükleer Silahtan daha tehlikeli bir silah olacağıma da söz veriyorum!

8 Şubat 2015 Pazar

Barajlar Su Topladı

Sürekli Akp'nin baraj altında kalacağını söylüyorum, kimse inanmıyor. Biraz da bu düşüncemin dayanaklarını anlatayım o zaman. Öncelikle ben bu seçimde baraj altında kalmalarını istiyorum doğal olarak ama bu seçime yetişmeyecek gibi bir görüntü var.

Peki neden baraj altı kalacaklar? Çünkü ilk çıktıkları zamandan çok farklı bir hale geldiler. Siyasette söz sahibi, güçlü politikacılar birleşerek, güçlerini birleştirerek kurdular partiyi. Sanırım en baskın güç Tayyip'in elinde olduğu için ön plana çıkan kişi de o oldu.
Sonra ne oldu?
Sonra Tayyip, Akp'yi iktidara taşıyan küçük güçleri kendi gücüne katarak büyüdü, diğer siyasetçiler bir anda sadece ekran görüntüsü vazifesi görmeye başladılar. Abdüllatif Şener bunun en net örneği. Neler döndüğünü gördü, karşı çıktı ama kendi gücünü bile yanına çekemedi. Bu da diğerlerinin başına ne geleceğini görmesine sebep olduğu için, koalisyon bozulamadan bu zamanlara kadar geldi. Arap Şeyhlerinin ve F Tipi cemaatin sınırsız desteğini de unutmamak lazım. Ama Tayyip'in bitmek tükenmek bilmeyen egosunu da unutmamak lazım. Eğer elindekine razı gelse, sınırlarını zorlamasa, bu ülkeye kilit vurup gidelim derdim.
Gerçi yine de diyorum ama, neyse...

Sürekli en büyük olma hevesi, çevresindeki herkesin arkasından iş çevirmesine neden olduğu için, öncelikle en büyük destekçileri olan şeyhlerin, şıhların desteklerini kaybetti. Daha sonra da, kendisinin kellesini alacak olan Gülen cemaati ile arası bozuldu. Arap şeyhlerinin desteği kesmesi pek dokunmaz, çünkü Tayyip kendi terör örgütünü yarattığı için ve bunları finanse etmesi için gereken dünya malını sağlam bir şekilde cukkaladığı için, onların desteğine bu noktada çok ihtiyacı yok zaten. Ama F tipi örgüt, bu ülkede sağlam kökleri olan bir oluşum. Bunu en iyi de Tayyip'in kendisi biliyor. Öyle Bank Asya'ya el koyarak, Dershane kapatarak, asker polis tasfiye ederek o örgütü bitiremeyeceğini biliyor. Muhtemelen kara kara da düşünüyordur ne yapacağını.

Neyse asıl konuya dönelim, madem Tayyip hala bu kadar güçlü, nasıl baraj altı kalacak? Bunu görmek için, Akp'nin iktidara gelmesini sağlayan şartlara bakmak lazım.
Ekonomik kriz bir sebep bunun için. Şu an, ellerinde şişirilmiş zenginler ordusu olduğu için, bu zenginlerin servetlerinden fedakarlık etmesiyle ekonomik kriz yokmuş gibi gösterilebiliyor ama ekonomik krizin babası var şu an ülkede. Yakın bir süre içerisinde artık dizginlenemez hale gelecek, çünkü çözüm üretmek yerine üstüne tülbent sererek örtmeye çalışıyorlar. Bugün tefe koyulan rahmetli Ecevit, çözüm üretmek için uğraştığından yaranamamştı bu millete. Aslında yaşadıkları her şey müstehak ya, neyse...

Akp iktidara gelirken en çok övündüğü şeylerin başında gelen 3 dönem şartı. Ben bunu kaldıracaklarını düşünüyordum ama Tayyip, kendi rütbesini yükselterek, daha değerli bir makama geçerek bu 3 dönem şartından kurtuldu. Ama Tayyip gibi bu şarttan kurtulamayan ve tuvalet kağıdı gibi üzerine sifon çekilip atılamayacak, aktif olarak siyasete devam etmek isteyen 3 dönem muzdaripleri var. Eğer milletvekilliği veya bakanlıktan çok daha kuvvetli bir makam vaadedilmezse, bu kişiler başka partilere çalışırlar. 70-80 civarı milletvekilinin ortalama %0,1 oranında oy potansiyeli olsa toplamda %7-8 yapar. Yapacakta.

Tayyip'in Cumhurbaşkanı olması. Parti içinde Tayyip tek adam olarak ön plandaydı. Ama Tayyip'in arkasındaki ikinci adam durumundaki kişilerin sayısı da birden fazlaydı. Yani, Tayyip Saray'a çıktığında, "Kral öldü yaşasın yeni kral" denemedi. İktidar kavgası başladı. Davutoğlu geçici olarak geldiği için belki çok tepki görmedi ama, seçimden sonraki dönemin Başbakan'ı daimi Başbakan olacağı için, kim bu göreve gelirse gelsin diğer bütün ikinci adamlar sorun yaratacak.

Hakan Fidan. Görevinden istifa etti, muhtemelen yeni Akp Genel Başkanı olacak. Zeus'un Brütüs'ü göreve geliyor yani. Güçlü insanlar en büyük darbeyi, en çok güvendikleri yerden alırlar her zaman.

Akp ilk göreve geldiğinde, kimse %37 gibi bir oy oranı ve tek başına iktidar beklemiyordu. Şu an herkes Akp'nin ciddi bir oy potansiyeli olduğuna %40'ların altına düşmeyeceğine inanıyor. Yani 13 yıl öncesinin tam tersi. Seçim sonuçları da tam tersi olacak.


Aslında daha çok madde var ama, uykum var toparlayamıyorum. Onları da daha sonra yazarım artık.
Akp %10 barajını geçemeyecek.
Özgür dediydi dersiniz.

07.02.2015

13 Ekim 2014 Pazartesi

Güneşe Dokunacaksın

Doğan güneşe ne kadar engel olabilir ki insan?
Ne kadar erteleyebilir şehadet parmağı gibi göğe yükselen cılız binalar, güneş ışıklarının göz bebeklerini öpmesini?
Hayatında yerim olsaydı, ne kadar mutlu edebilirdim ki seni?
Şafak vakti güneşin doğuşunu izleyen balıkçı gibiyim.
Ne kadar kuvvetli asılsa da küreklere, yetişemez güneşe balıkçı.
Ne kadar sevsem de seni, yetişemem ellerine.
Güneşin doğuşuna hayran hayran bakıp iç geçiren evsiz bir ayyaş gibi resimlerine bakıp dalarım.
Sen o kadar uzaksın bana.
Ben ise bir o kadar yakınım sana...
Göğüs kodesinin kemikten parmaklıklarının içinde şafak sayıyorum,
Yüreğinin beynine yolladığı her damla kan, duvara kazıdığım bir çentik,
Hiç bitmeyecek bu müebbet Ay tutulması belli, doğmayacaksın gecelerime artık.
Sen o kadar uzaksın bana.
Ben ise bir o kadar yakınım sana...
Yalnız hissettiğinde, elini kalbinin penceresinden dışarı uzat,
Gecenin soğuk karanlığını yırtıp atan ılık bir meltem tutacak elini.
Güneşe dokunacaksın...

04.09.2014
Özgür

28 Haziran 2014 Cumartesi

İlluminati

Dan Brown'un Da Vinci'nin Şifresi kitabından sonra, ülkemizin üstün zekalı, acar, tuttuğunu koparıp parçasını bile vermeyen araştırmacıları tarafından bütün sırları çözülmüş bir oluşumdur. bu kişiler kitabı bile tersten okudukları için bizim göremediğimiz bazı ayrıntıları bile görmüşler.
.

Mesela bizim üstün ırk araştırmacı insanlarımıza göre, izlediğimiz, popüler kültürün ebleh olduğu kadar seksi de olan ama asla zeki olmayan ünlüleri bile İllüminati üyesiymiş. Hatta o zekalarıyla birde gizli mesajlar falan veriyorlarmış şarkılarında. Bizce çok önemli ama araştıranlarca çok da önemli bulunmayan bir ayrıntı var, İllüminati üyesi olman için normal insanlardan çok daha zeki olman lazım. Örneğin Leonardo Da Vinci gibi çağının çok ilerisinde yaşıyor olman lazım, "Ben kamyon kullanıyorum Leonardo Da Vinci" esprisinin zeka seviyesinde değil yani.
.

İkincisi, yine araştırma ustası arkadaşlarımıza göre İllüminati üyeleri Şeytan'a tapıyormuş. Sanırım yine kitabı tersten okumuşlar. Çünkü normal okuyunca böyle bir şey yok. Ama olabilir de..
Konu hoşuma gitti dur açıklayayım.
İllüminati üyelerine "Satanist" demek gerzekçe bir açıklamadır. Bunun yerine "Ateist " demek biraz daha akla yatkın. Çünkü adamlar dünyadaki 5-6 milyar tane insanın inandığı tüm dinlere toptan karşılar. Monarşiye karşılar. Dolayısıyla "Şeytan" kavramı da "Din" ile gelen bir kavram olduğuna göre, adam reddettiği şeye mi inanıyor ulan?
.Ayrıca da içerisinde, tabi yine sizin üstün zekanızı ve Profesör Doktor Robert Langdon'ın (Bkz:Da Vinci Code) su götürmez katkılarını da esirgemeden tabi, hatırı sayılır derecede siyonist simgeler de var. Bu durumda Satanist tezi tamamen boka sarıyor ama o ayrııı.

İllüminati diye bir şey yok. Eğer var olsaydı ve dinlediğin şarkıların içine girip bununla senin koca kafanı kontrol edebilecek kadar büyük bir güce sahip olsalardı gizli kalmazlardı. Dünyayı alenen yönetirdi oğlum adamlar. Bu kadar güçlü bir tarikat kıçı kırık senden, benden mi korkacak amk.
.

He senin tezinden gidelim, diyelim ki var. Olabilir.
Leonardo Da Vinci, Mozart, Galileo Galilei vs. vs. Bu ve bunun gibi insanların olduğu bir örgüte ancak destek olunur lan. Bugün ihtiyacını karşılayan her türlü araç gereçten tut, dinlediğin kaliteli müziklere kadar hepsinin altında bu insanların imzası var çocuum. Deli misin lan?
Bu insanlar olmasa, belki de hala uçurumun kenarından sıçıp götünü taşla temizliyor olacaktın.
.
Hadi bakalım bir tartışalım şu konuyu, bir dövüşelim şurada.

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Çabalamak

Hiç düşünmeden verdiği kararlar yüzünden hayatı mahvolan insanlar var. Sırf bulunduğu durumun boktan olduğunu, daha kötüsünün başına gelmeyeceğini düşündüğü için, eline gelen fırsatı "Belki daha iyisi vardır" düşüncesiyle tepen insanlar.
.
Eğer ararsan, daha iyisi her zaman vardır. Ama aradığını bulma şansın her zaman yok. Hayat bazen önüne fırsatlar sunar ve bu fırsatı kullanman için ikinci bir hak tanımaz. Sonra hep söylenir durursun "Bir şans daha vermeliydi, kazanmak için biraz daha çabalamalıydı" diye. Haklısın,"Çabalamalıydı!" Ama belki o da senin gibi düşünüyordu?
Belki de "Çabalamalıydın!"

Bazen suçu başka şeylere atarken kaçar gider elinin altındaki fırsatlar. Bazen kaçırdıklarından sonra suni mutluluklar yaşarsın, "iyi ki olmamış" dersin.

Unutma; Eğer mutluluğu kolay elde ettiysen, o aslında gerçekten mutluluk değildir ve çok kısa sürecektir. Mutluluk ve başarıya giden yol her zaman çok zorlu parkurlar barındırır içinde.

Kazandıkların kaybettiklerine değdiyse, bugün yaşadığın özgürlük yarın yerini kaçırdığın fırsatlar için pişman olmaya bırakmayacaksa yolun açık olsun arkadaşım.


29.05.2014
Özgür

Bazen hitap cümlelerinde karşıda bir muhatap aranmaz. Herkes kendinden bir parça bulup kendi payına hutbesini alıp çekilir kenara.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Zihniyyet

2002'de yeni doğmuş, 1 yaşında, 2 yaşında, 3 yaşında, 4 yaşında olan bebekler bugün 12, 13, 14, 15, 16 yaşlarında. Yani koskoca bir nesil, televizyonda vs. vs. yerlerde Akp'nin fikirlerini izleyerek, Tayyip'in böğürtülerini dinleyerek yetişti. Daha da boktan olanı, boğazına kadar tezeğe batmış medya organları yüzünden bütün bu absürt olayların çok iyi şeyler olduğunu zannederek büyüdüler. Yani kısaca, siyasetten korkan, korkmayanın da fikrini ancak karşıdakini döverek kabul ettirebileceğini sandığı, tarihini az da olsa öğrenmeyen, öğrenmek için herhangi bir çaba sarfetmeyen bir gelecek nesil yetişiyor. Yani ülkedeki kutuplaşmaya göre bizim tarafımızdaki nesil bu şekilde yetişiyor.

Buna ek olarak da, Akp zihniyetinin gençliği de, daha çocuk yaşta siyasete sokuluyor. Bir şekilde üst düzey bir çocukluk yaşatılarak ve bu değirmenin suyunun siyasetten geldiği aşılanarak, çocuğa bunları kaybetmemesi için güçlü olması gerektiği öğretiliyor. Eğer dikkat ederseniz, çok kullanılan her internet sitesinde Akp'nin beyinsiz trolleri vardır. Körü körüne, doğru yada yanlış ayırt etmeden Tayyip'in yaptığı her şey doğrudur onlar için ve sürekli Ekşi Sözlük veya Twitter gibi sitelerde kaos çıkarırlar. Sürekli siyaseten karşıt görüşlü insanlara saldırırlar, küfür ederler, tehdit ederler ve bütün bunları bu sitelerin formatına uygun olarak yaparlar ki engellenerek siteden uzaklaştırılmasınlar.Bu kadar hakaret ve küfür de zaten bir avuç olan bizden taraftakileri de bu tarz yerlerden uzaklaştırır. sonuç olarak internet ortamında da Akp'nin sesi daha gür çıkmış olur.


Sonuç olarak, Akp zihniyeti, aslında Akp zihniyeti dememek lazım, taaa Adnan Menderes dönemi, Refah dönemleri de bu sürecin içinde bence, Şakirt zihniyeti diyelim, yıllardır bu formatta çalışa çalışa karşı cephesinde bir moronlar ordusu, kendi cephesinde de cin fikirli gençler ordusu kurmayı başardı. Bu başarının meyvesini de 12 yıldır yiyorlar.
Eğer bizden taraftaki siyasetçiler de Moron değilse, artık buna çözüm bulmalılar. Çünkü yakın gelecekte bir geleceğimiz olmayabilir.

Tehlike çok büyük, ben farkındayım.
Peki ya siz?
Siz farkında mısınız?

28.05.2014
Özgür

31 Mart 2014 Pazartesi

Çalı Kargası, Kül Köpeği, Beyaz Eşekli Çokoprens

Neden Blog adın?

-Çünkü adıyla müsemma. Doğmadan ölüyorlar.
Tıpkı son seçimlere kadar yeşeren umutlarımıza olduğu gibi...

Hayat felsefeni belirleyen söz nedir?

"Ahmaklar tarafından oynanan bir oyunda çaresiz bir piyonum ben." Luke Reinhart / Zar Adam

Kendinle ilgili üçü doğru dört bilgi nedir?

Profesyonel bir 'Kaybeden'im. Son seçimde acayip göt oldum.
Atatürkçüyüm.
Twitter ve Youtube'a Dns ayarı yapmadan ve herhangi bir browser kurmadan girebiliyorum ve zgürülüklerin kısıtlanmasına karşıyım.
Son seçimde AQP'ye oy verdim.


İlk anıların nelerdir? Hangi yaşa kadar inebiyorsun?

(-0,9) yaşıma kadar inebiliyorum. Dünya ne kadar küçükse o kadar güzel. İnsan annesinin karnından hiç çıkmamalı...

İlk anım ise; doğduğum gün ağlamamışım ve doktor kıçıma bir şaplak atarak ağlatmış. Ben o gün bugündür ağlıyorum. Hayat bana doğar doğmaz dayak atmış ve bana ilk önce ağlamayı, sonra da kaybetmeyi öğretmiş.

21 Mart 2014
Özgür

21 Mart 2014 Cuma

İsyan Etme İtaat Et

Ağlayan Cümleler

İsyan etme itaat et derler ya kardeşim hani. Siktir et sen onları, boyun eğme, eğilme. Bil ki birsinin önünde korktuğun için eğildiğin zaman götün her zaman ulu orta açıkta kalır ve emin ol kimse o götü öyle bakir bırakmaz kardeşim. Ağlama sonra "beni acımadan siktiler" diyerek.

İsyan etme, itaat et derler ya hani kardeşim. Siktir et sen onları, eğer direnirsen vereceğin bir canın var. Şerefsizce alacağın bin nefesten, onurunla vereceğin bir can daha değerlidir. Ve emin ol asla kaybeden olmayacaksın.

İsyan etme, itaat et derler ya hani. Çünkü onların tek korkusu bu ulan. Eğer sen isyan edersen, aslında onların ne kadar güçsüz olduğunu göreceksin. Örümcek ağına düşmüş sinek sen değilsin, onların insafına ihtiyacın yok, örümcek ağına düşmüş sinek onlar ve onların senin insafına ihtiyacı var. Ya sen gücünü kullanıp hem örümceği hem de sineği ezeceksin, ya da bir örümcek ve bir sinek tarafından ezilerek öldürülen insan olarak, korkak olarak tarihe geçeceksin.

İsyan etme, itaat et derler ya hani. Siktir et sen onları.
İsyan et ulan artık,
İsyan et, itaat etme!

Özgür
21.03.2014