17 Mayıs 2015 Pazar

Tezgahmetre

Önce kendi profil sayfamı açıyorum,
Sonra yeni bir sekmede seninkini.
İkimizi yan yana getirmeyi becerebildiğim tek yer Facebook profilleri.
instagram'da görüyorum paylaştığın resimleri,
Gözlerin uykusuzluktan folloş olmuş,
Masada Rakı-Balık qeyfi.
Altta bir açıklama, "Bana dostlarım yeter, giden kaybetmiştir beni"
Yorum gelmiş saniye sekmeden, "İşte kardeşliğin resmi"
Swarm bildirimi yapılmış, mekan "İsyan Meyhanesi"
Bana haber versen iyi olurdu, arkadaşımdır sahibi.
Güzel ortamdır, eğlenceli,
Ama bir hesabı var ki, bildiğin kol gibi.
Her bildirimin de gönderme var birisine,
Kıskandırmak istiyorsun sevdiğini ama emin ol sallamıyor bile seni.
Bulunmaz Hint Kumaşı mı sanıyordun sen kendini?
Hiç bir zaman aradığını bulamayacaksın,
Oyuncak olmuş gibi hissedeceksin bir zaman sonra.
Popüler kültür çünkü heveslendiğin, kısa vadeli.
E biliyorsun, sen değilsin dünyanın en güzeli,
Sıkılınca paketleyecek seni de popülerizmin en asil gerzeği.
Sonra mekanın olacak yine İsyan Meyhanesi...
Kusura bakma sevdiğim,
Sen, ciks mağazalardan alınmış pahalı kot pantolonların içerisine hapsedilmiş götleri sevdin,
Ben de seni...
Ama sanma ki sonsuz aşkla olurum sana stepne lastiği.
Sanma ki gözünü kucağında açmış köpek eniği.
Kimler geldi kimler geçti torna makinesinden,
İnsan ettik kimisini,
Altından değerli hale geldi.
Bozuldu kimisinin astro fiziği,
Hurdası bile beş para etmedi.
Sen de belirliyorsun yavaş yavaş tezgahtaki değerini...

17.05.1015
Özgür

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Redd-i Aşk

Reddedilmek, altıpasta beklerken önüne düşen topu boş kaleye yuvarlayamayıp  auta dikmektir.

Birebir futbolla aynıdır bu olay. Nedenini açıklayayım biraz;

Altıpas denilen bölge kalecinin durduğu ve dokunulmazlığının olduğu bölgedir. Bir oyuncu orada kaleciyle karşı karşıya kaldıysa, gol atamaması, atmasından daha zordur.
İkinci bir nokta da, bir oyuncunun orada kaleciyle karşı karşıya kalabilmesi için, atak yapan takımın, mükemmel organizasyonlar yapması, bir ekip çalışması yapması gerekir.
O golün kaçması demek, hazırlanış sürecindeki bütün emeğin çöpe gitmesi demektir.

Şimdi futbolla ilgili terimleri çıkarın, yerine bir kadına sevdiğini söyleme aşamasına gelirken geçilen süreçleri koyun...

Ağır bakıma girersin, kaportayı çekiçletirsin, darbeli yerlere macun çekersin, lokal boya yaptırırsın, çizik çoksa komple boyatırsın falan. Saç, baş, elbise hepsini tamamlarsın, bodur eşekten Midilli'ye dönüşüverirsin bir anda. Pancar motoruyken modifiyeli Şahin olursun.

Sonra fiyakalı laflar düşünürsün, "Ulan şöyle şöyle söyleyeyim şekil olur" diye kurulursun kendi kendine. Olmadı sağdan soldan fikir alırsın, güzel laflar havuzunda boğulursun. Bir ton cümle hazırlamış olsan da bir şeye yaramaz, hepsini unutursun zaten. Genellikle o konuşmalarda söylenen şeyler, içeriden gelen tamamen doğal kelimelerdir.

Hayatında kapısından girip bir şey yemeyeceğin janjanlı mekanlardan gerekirse randevu alırsın. Işıltısından, bir de süslü kokanatlarından başka bir özelliği yoktur bu mekanların. Bir avuç yemeğe iftar çadırı kuracak kadar parayı bayılırsın genellikle.

Bir tomar çiçek böcek kucaklarsın, sırf sevdiğinin gönlünü hoş tutmak için.

İşte sonra oturursunuz karşılıklı, konu bellidir zaten de maksat ayılık olmasın diye bir kaç hoşbeş edersiniz. Konu döner dolaşır, rampadan aşağı inerken freni boşalan Bmc kamyonun binanın birine bodoslama daldığı gibi aşk meşk mevzusuna gelir.

Senin günlerce üzerinde çalışıp toparladığın bir kamyon güzel sözün sağlaması, klasikleşmiş tek bir cümleyle yapılır.

İşte bu nokta kalecinin boşa çıkıp topu ıskaladığı nokta, bomboş kale, önünde kalmış top, gol diye bağırmayı bekleyen bir kamyon seyirci, vuruyorsun topa...

Aut ya, aut tabi anasını satayım. Toprağını sulayan fıskiyenin, suyunu veren çeşmesine tükürdüğümünün çimi zedelenmiş tam o noktada. Ayağın takıldı tam topa vuruken, top gitti aut oldu, sen de yere ters bastığın için ayağın kırıldı. 6 ay futboldan uzaksın, geri döndüğünde de aynı kalitede futbol oynayıp oynayamayacağın belli değil. Belki de futbol hayatın fıtık oldu...

İşte aşık olduğun birisi tarafından reddedilmekte hayat hikayesini böyle tersten okutur adama. 6 ay kendine gelemezsin, kendine geldiğinde de tekrar eskisi olup olamayacağın belli değil.

06.05.2015

3 Nisan 2015 Cuma

Nükleer Başlıklı Salak


Ülkesinde Nükleer Santral isteyen herkes vatan hainidir!

Nükleer Santral bir güç belirtisi değildir, böyle bir 'elektrik üretim tesisi'ne sahip olunca elinizde Nükleer silahlarınız olmayacak, dünyaya hükmetmeye 'başlamayacaksınız'. Nükleer Santral sadece elektrik üretir ve elektrik üretme yöntemleri içerisindeki en tehlikeli ve riskli yöntemdir.

Herhangi bir kazada hiç bir şekilde geri dönüşü olmayan çok büyük zararlar verir, sadece patlama olduğu gün ölen insanları değil, onlarca yıl sonra doğan insanları bile etkiler. Genetik yapının bozulmasına sakat çocuklar doğmasına sebep olur. Daha doğmamış torunlarınızın Frankeştayn gibi olmasını istemiyorsanız bu ucubeye karşı gelirsiniz. Bunun Akp'li olmakla veya başka bir partili olmakla alakası yok. Eğer bu ülkeye bir Nükleer Santral yapılırsa, herhangi bir kaza durumunda meydana gelen tüm sorunlardan bu projeyi aktif veya pasif olarak destekleyen herkes sorumludur. Vay "ben nereden bileyim böyle olacağını", vay "ben cahilim aklım ermez" diyecek olursa peşin peşin söylüyorum; "Ben sizi kazada olabileceklere karşı uyardım, hepinizin bilinçlenmesi için çaba sarfettim ama siz benim söylediklerimin doğru olabileceğini düşünmediniz bile!" Bu ülkede olacak her şeyden sorumlusunuz, sizin yüzünüzden ben veya sevdiklerim zarar görürse, sizlere karşı Nükleer Silahtan daha tehlikeli bir silah olacağıma da söz veriyorum!

8 Şubat 2015 Pazar

Barajlar Su Topladı

Sürekli Akp'nin baraj altında kalacağını söylüyorum, kimse inanmıyor. Biraz da bu düşüncemin dayanaklarını anlatayım o zaman. Öncelikle ben bu seçimde baraj altında kalmalarını istiyorum doğal olarak ama bu seçime yetişmeyecek gibi bir görüntü var.

Peki neden baraj altı kalacaklar? Çünkü ilk çıktıkları zamandan çok farklı bir hale geldiler. Siyasette söz sahibi, güçlü politikacılar birleşerek, güçlerini birleştirerek kurdular partiyi. Sanırım en baskın güç Tayyip'in elinde olduğu için ön plana çıkan kişi de o oldu.
Sonra ne oldu?
Sonra Tayyip, Akp'yi iktidara taşıyan küçük güçleri kendi gücüne katarak büyüdü, diğer siyasetçiler bir anda sadece ekran görüntüsü vazifesi görmeye başladılar. Abdüllatif Şener bunun en net örneği. Neler döndüğünü gördü, karşı çıktı ama kendi gücünü bile yanına çekemedi. Bu da diğerlerinin başına ne geleceğini görmesine sebep olduğu için, koalisyon bozulamadan bu zamanlara kadar geldi. Arap Şeyhlerinin ve F Tipi cemaatin sınırsız desteğini de unutmamak lazım. Ama Tayyip'in bitmek tükenmek bilmeyen egosunu da unutmamak lazım. Eğer elindekine razı gelse, sınırlarını zorlamasa, bu ülkeye kilit vurup gidelim derdim.
Gerçi yine de diyorum ama, neyse...

Sürekli en büyük olma hevesi, çevresindeki herkesin arkasından iş çevirmesine neden olduğu için, öncelikle en büyük destekçileri olan şeyhlerin, şıhların desteklerini kaybetti. Daha sonra da, kendisinin kellesini alacak olan Gülen cemaati ile arası bozuldu. Arap şeyhlerinin desteği kesmesi pek dokunmaz, çünkü Tayyip kendi terör örgütünü yarattığı için ve bunları finanse etmesi için gereken dünya malını sağlam bir şekilde cukkaladığı için, onların desteğine bu noktada çok ihtiyacı yok zaten. Ama F tipi örgüt, bu ülkede sağlam kökleri olan bir oluşum. Bunu en iyi de Tayyip'in kendisi biliyor. Öyle Bank Asya'ya el koyarak, Dershane kapatarak, asker polis tasfiye ederek o örgütü bitiremeyeceğini biliyor. Muhtemelen kara kara da düşünüyordur ne yapacağını.

Neyse asıl konuya dönelim, madem Tayyip hala bu kadar güçlü, nasıl baraj altı kalacak? Bunu görmek için, Akp'nin iktidara gelmesini sağlayan şartlara bakmak lazım.
Ekonomik kriz bir sebep bunun için. Şu an, ellerinde şişirilmiş zenginler ordusu olduğu için, bu zenginlerin servetlerinden fedakarlık etmesiyle ekonomik kriz yokmuş gibi gösterilebiliyor ama ekonomik krizin babası var şu an ülkede. Yakın bir süre içerisinde artık dizginlenemez hale gelecek, çünkü çözüm üretmek yerine üstüne tülbent sererek örtmeye çalışıyorlar. Bugün tefe koyulan rahmetli Ecevit, çözüm üretmek için uğraştığından yaranamamştı bu millete. Aslında yaşadıkları her şey müstehak ya, neyse...

Akp iktidara gelirken en çok övündüğü şeylerin başında gelen 3 dönem şartı. Ben bunu kaldıracaklarını düşünüyordum ama Tayyip, kendi rütbesini yükselterek, daha değerli bir makama geçerek bu 3 dönem şartından kurtuldu. Ama Tayyip gibi bu şarttan kurtulamayan ve tuvalet kağıdı gibi üzerine sifon çekilip atılamayacak, aktif olarak siyasete devam etmek isteyen 3 dönem muzdaripleri var. Eğer milletvekilliği veya bakanlıktan çok daha kuvvetli bir makam vaadedilmezse, bu kişiler başka partilere çalışırlar. 70-80 civarı milletvekilinin ortalama %0,1 oranında oy potansiyeli olsa toplamda %7-8 yapar. Yapacakta.

Tayyip'in Cumhurbaşkanı olması. Parti içinde Tayyip tek adam olarak ön plandaydı. Ama Tayyip'in arkasındaki ikinci adam durumundaki kişilerin sayısı da birden fazlaydı. Yani, Tayyip Saray'a çıktığında, "Kral öldü yaşasın yeni kral" denemedi. İktidar kavgası başladı. Davutoğlu geçici olarak geldiği için belki çok tepki görmedi ama, seçimden sonraki dönemin Başbakan'ı daimi Başbakan olacağı için, kim bu göreve gelirse gelsin diğer bütün ikinci adamlar sorun yaratacak.

Hakan Fidan. Görevinden istifa etti, muhtemelen yeni Akp Genel Başkanı olacak. Zeus'un Brütüs'ü göreve geliyor yani. Güçlü insanlar en büyük darbeyi, en çok güvendikleri yerden alırlar her zaman.

Akp ilk göreve geldiğinde, kimse %37 gibi bir oy oranı ve tek başına iktidar beklemiyordu. Şu an herkes Akp'nin ciddi bir oy potansiyeli olduğuna %40'ların altına düşmeyeceğine inanıyor. Yani 13 yıl öncesinin tam tersi. Seçim sonuçları da tam tersi olacak.


Aslında daha çok madde var ama, uykum var toparlayamıyorum. Onları da daha sonra yazarım artık.
Akp %10 barajını geçemeyecek.
Özgür dediydi dersiniz.

07.02.2015

13 Ekim 2014 Pazartesi

Güneşe Dokunacaksın

Doğan güneşe ne kadar engel olabilir ki insan?
Ne kadar erteleyebilir şehadet parmağı gibi göğe yükselen cılız binalar, güneş ışıklarının göz bebeklerini öpmesini?
Hayatında yerim olsaydı, ne kadar mutlu edebilirdim ki seni?
Şafak vakti güneşin doğuşunu izleyen balıkçı gibiyim.
Ne kadar kuvvetli asılsa da küreklere, yetişemez güneşe balıkçı.
Ne kadar sevsem de seni, yetişemem ellerine.
Güneşin doğuşuna hayran hayran bakıp iç geçiren evsiz bir ayyaş gibi resimlerine bakıp dalarım.
Sen o kadar uzaksın bana.
Ben ise bir o kadar yakınım sana...
Göğüs kodesinin kemikten parmaklıklarının içinde şafak sayıyorum,
Yüreğinin beynine yolladığı her damla kan, duvara kazıdığım bir çentik,
Hiç bitmeyecek bu müebbet Ay tutulması belli, doğmayacaksın gecelerime artık.
Sen o kadar uzaksın bana.
Ben ise bir o kadar yakınım sana...
Yalnız hissettiğinde, elini kalbinin penceresinden dışarı uzat,
Gecenin soğuk karanlığını yırtıp atan ılık bir meltem tutacak elini.
Güneşe dokunacaksın...

04.09.2014
Özgür