1 Mayıs 2013 Çarşamba

Kanlı 1 Mayıs Kadar Kanlı Bir Mayıs



Bugün her yerde 1 Mayıs kutlamaları vardı, İstanbul hariç. Oradaki 1 Mayıs meydan muharebesi oldu. Bir sürü yaralı var ama asıl önemlisi 17 yaşındaki bir lise öğrencisi, bildiğim kadarıyla hala ölüm riski var...

Ben bugün biraz Şahan Gökbakar'a değinip bir iş görüşmemi anlatacağım.
Şahan Gökbakar Twitter'dan bayağı bir giydirdi Taksim'e girmeye çalışanlara, olayların sorumlusu olarak dayak yiyen kalabalığı görüyor. Güçlünün yanında olmak kolay tabi. Bir de, oradakilerin işçiye benzemediğini 20'li yaşlarda yüzü kapalı gençler olduğunu söyledi. Terörist iması yaptı yani. Ben o insanların biber gazının etkisini azaltmak için yüzlerini kapattıklarını akıl etmediğini düşünmüyorum, çünkü Şahan zeki bir insan. Benim anlamadığım 1 Mayıs'ı sadece işçiler kutlar diye bir vahiy mi geldi?
Oradaki insanlar zaten işçiler 1 Mayıs kutlayabilsin, patron hegemonyası bitsin diye mücadele veriyorlar. Bir de işçiye benzemiyorlar ne demek arkadaş, geçmişte zencilerin köle yapılması gibi işçilerin de böyle belirli bir fiziksel farkı mı var?

Aslında kafasında bir işçi imajının belirmesinin sebebi belli, bunun kendisi de farkında. Asgari ücretle çalışan birisinin yeni kıyafetler, takım elbiseler giymesi mümkün değil, o yüzden oradakilerin işçi olmadığını iddia ediyor.

Bende bir iddia da bulunuyorum milyonlarca kişi asgari ücret aldığı halde, o paranın tamamını kendisi veya ailesi için harcamıyor, bir kısmını iş yerinin sorumluluğunda olduğu halde yapmadığı harcamalara harcıyor.
Çünkü böyle bir şey gördüm.

Bir iş görüşmesine gittim. Paraya da inanılmaz ihtiyacım var, kredi kartıma haciz gelmek üzere. İlk söylediği şey asgari ücret veririm demek oldu. Ben yüksekokul mezunuyum, teknikerim, tecrübeliyim falan muhabbetine girmedim paraya çok ihtiyacım var çünkü, kabul ettim. Sonra devam etti, "yemek vermem, işe de kendi imkanlarınla gider gelirsin." diye. Ben hesap ettim şimdi, her gün 2 liralık döner yesem ayda 60 lira yapar. Sabah akşam otobüse binince de ayda 105 lira da o toplamda 165 lira. Bana kalan 600 lira civari bir şey. İş olmadı tabi ama bir çok insan bu şartlarda çalışıyor. Şimdi bu işçi ev kirası mı ödesin, ev mi geçindirsin, üstüne başına kıyafet mi alsın?
İnsanların kafasında bir işçi imajı oluşması gayet normal.

Bakanın dediği gibi, 800 lira büyük para geçinirsiniz. Çünkü işçi sınıfına verilecek para daha önemli yerlere harcanıyor, biber gazı gibi.

Bugün işlenen insanlık suçlarına girmedim bile. Çünkü ambulans, hastane gibi yerlere, evlere, apartman boşluklarına, camlardan evlerin içlerine, insanların yüzlerine gaz sıkılmasına girersem düşünce suçlusu ilan edilirim.


01.05.2013
Özgür

30 Nisan 2013 Salı

Küçük Ama İşlevi Büyük 2


Sevgili pehito bana hediye göndermiş.
Geçenlerde çocukluğumu yazmıştım, bu hediye onun devamı olsun diye düşünüyorum.

Çocukluktan bahsediyorsak oyun hayatımızın vazgeçilmezi olmalı zaten.
-Öyle tabi ne sandındı.
Neyse, bakalım ben ne oynamışım veledken.
Klasiklerle başlıyorum;

Saklambaç: Evet çocuk oyunlarının cihan padişahıdır kendisi. Ben gecekondu mahallesinde büyüdüm. Çayır çimen boldu yani bizim oralarda ve bende genelde yeşil giyerdim. Ebe saymaya başladığında ben otların içine yatardım, yanımdan 10 kere geçerdi yine de beni bulamazdı. İki şansı olurdu ya beni sobelemiş sayacak ya da şans eseri otların içinde gezerken üzerime basacak.

Yakalamaç: Ne salak bir isim koymuşuz oyuna ya. Ben hiç oynayamazdım bu oyunu, hemen yakalanırdım.

7 Kiremit: 7 tane mermer üst üste dizilir, başında bir ebe bekler, sırayla herkes topu mermerlere atar devirince kaçışmaya başlar, ebe birisini vurmadan mermerler yeniden toplanırsa oyun başa döner, birisi vurulursa ebe o olur. Ben genelde toplardım.

Dan Dan Dana: Geçen sefer yazdığım yazıda bunu anlatmıştım. Detaya bir daha girmeyeyim.

İp atlama: Siz buna kız oyunu dersiniz ama aslında sporun dibidir. Genelde kızlar oynar ve kızlarla oynamak her zaman zevklidir. Ben niye bu zevkten mahrum kalayım?

Seksek: Bir diğer kız oyunu. Bensiz olur mu?

Evcilik: En çok oynadığım oyunlardan birisi. Kızlar hep beni koca yaparlardı. Bir ara her sokağa çıktığımda gelir bir tanesi mutlaka evcilik oynayalım mı derdi. Başka bir erkek çocuğu gelir illa oynamak isterse de onu çocuk yaparlardı. İyi bir koca olacağım daha çocukluktan belli usta.

Doktorculuk: Şaka değil bunu da oynadım. Evcilik oynamaya ikna edemezlerse buna yüklenirlerdi. Doktorun kim olduğunu söylemeye gerek yok tabi. Ne yapayım hastam çok hacı.

Birazda erkek oyunlarına gireyim. Ama biz erkek oyunlarında kızları dışlamazdık. Mahallenin kızları da çok sağlamdı ama. Öyle ufak bir darbede ağlayıp küsmezlerdi.
Oyunlar;

Beyzbol; Haydi söyleyin bakalım kim çocukken beyzbol oynadı? Ben oynadım. Hem çok severdik oynamayı ki eğlenceli bir oyundur. Beyzbol sopamız tabii ki yoktu, onun yerine marangozdan aşırdığımız tahtaları ya da ağaç dallarını kullanırdık.

9 Aylık: Bunu oynamamış bir nesil yoktur. O yüzden açıklama gereği hissetmiyorum.

Futbol: Vazgeçilmezimizdir. Hala oynarım.

Uzun Eşek: Beni taşımak kolay olmadığı için sürekli isyan çıkıyordu. Çünkü atlar atlamaz yıkıyordum alttakileri, o yüzden çareyi beni yastık yapmakta buldular.

Bilye: Ben bu oyunu çok sevmezdim ama arada oynadığım olurdu.

Taso: Benim çocukluğumda yeni yeni türemeye başlamıştı bu oyun. Şimdiki 'beyblade'lerin atasıdır.

Gazoz kapağı: Tasolar çıkmadan önceleri biz gazozların kapaklarını taşla ezerek düzeltirdik. Aynı Taso gibi oynardık onlarıda.

Simit: Ne babayiğit delikanlılar dayak yedi bu oyunda. Ebenin bir kutusu olur. ( Ne biçim cümle lan bu?) Simiiiiit diye bağırarak koşar, nefesi kesilmeden birine değerse o kişi kutuya girene kadar dayak yer, değemezse ebe kutuya girene kadar dayak yer. En çok kavga bu oyunda çıkardı.

Oyun bitmez bizde, ortada sıçan, yakartop, istop, elim sende, şişe çevirmece, doğruluk mu cesaret mi, körebe, tıp, isim bitki, sos, beş taş, üç taş, sessiz sinema... Saydıkça geliyor. Hiç oynayacak bir şey bulamazsak birbirimize laf sokardık kavga ederdik.

30.04.2013
Özgür

23 Nisan 2013 Salı

Zorba Aşk


Burcu Güneş Zorba Aşk




"Sevmek zor değil aslında, zor olan yanlış kişiyi sevmek."

Çiçekçiye gidip, güzel, kırmızı bir gül seçmişti. İlk buluşmasında her şey mükemmel olsun istemiyordu. Sadece sıcak olsun, samimi olsun istiyordu. Bu yüzden süslü püslü binlerce söz ve şiir yazabilecekken, sadece "Seni Seviyorum" yazdırdı çiçeğin üzerine.
Mutluydu, çünkü aşık olduğu kıza ilk kez söyleyecekti sevdiğini. Tabi eğer kız buluşmaya gelseydi...

Gelmedi. Ve o gün telefonlara da cevap vermedi. Suçluydu çünkü ve suçluluk duygusunu dibine kadar hissediyordu.
O kırmızı gül on gün kaldı arabasının bagajında.

Ama vazgeçmedi hemen. Bir hediye aldı ertesi gün. Telefon açtı buluşmak istedi. Yine havasını aldı. Kız bir türlü buluşmak istemiyordu.
Aslında adam neden oyalandığını tahmin ediyordu. Kızdan hoşlanan tek kişi olmadığını ve bunun da kızın kafasını karıştırdığını biliyordu. Zaten ilerisi için bir umudu da kalmamıştı. Sadece içindekini söyleyip rahatlamak istiyordu.Tüm bu uğraşlar bir ay sonra reddedilinceye kadar devam etti.

İnsanın sevilmediğini öğrenmek için en azından bir "Seni Seviyorum" deme hakkı olmalı.

"Kendimi yakıtı bitmiş bir kamyonun mazot pompası gibi hissediyorum, sürekli havamı alıyorum."


Siz hiç birisine aldığınız bir hediyeyi veremeyip, parçalayarak çöpe attınız mı?
Bir gül on günde kutusunun içinde ne hale gelir bilir misiniz?
Peki insanın sevdiğini unutması için ne kadar zaman gerekir?

23.04.2013
Özgür

9 Nisan 2013 Salı

Başka Baharların Meltemisin

Güzel Şarkı Linki Var Dediler Geldik


Bir fırtına gibi şiddetliydi rüzgarın,
Sanki bütün hayatımı önüne katıp,
Yıka yıka ilerlemekti planın.
Ama ben razıydım.
Aldığım her nefeste zehir gibi girsende ciğerlerime,
Varlığını hissetmeye değerdi,
Ölüm bile.
Senin iklimin sert rüzgar olmanı gerektiriyordu,
Bana da senin hava şartlarında yaşamak düşüyordu.
Ama olmadı.
Sen kendi kışında fırtına olmak yerine,
Başka baharların meltemi olmayı tercih ettin.
Ve sen başkalarının baharlarının eğlencesi olurken,
Bana da kendi mevsimimi yaratmak düşüyordu.
Şimdi ben kendi güneşimle ısınıyorum,
Sende benim sıcağıma ancak bir serinlik katabiliyorsun,
Geçmişine olan özleminle,
Efil efil esiyorsun,
Derinden bir of çeker gibi.
Eski asaletini kazanmak istiyorsun tekrar
Ve sana olan sevgimi.
Ama bunun için ne cesaretin var,
Ne de umudun...

09.04.2013
Özgür

1 Nisan 2013 Pazartesi

Erken Değil mi?


Bu Linkte Güzel Bir Şarkı Var Diyorlar



Erken değil mi vazgeçmek için?
Her şeyden.
Ya da herkesten.
Aslında en önemlisi kendinden.
Karakterini kaybedeli çok oldu zaten,
Ama erken değil mi vazgeçmek için şerefinden?
Erken değil mi yenilmek için hayata?
Aldığın o kadar darbe yıkamamışken henüz,
Basit bir tokatla nakavt olacak adam mısın sen?
Hayattan o kadar çok dayak yedin ki,
Bir round daha kavga etmeye cesaretin yok...

29.03.2013
Özgür