26 Ekim 2012 Cuma

Korkularım, Takıntılarım, Bağımlılıklarım

Ödül postu dönüşü yaptım yine. Ben kimim ki acaba?

Ben delikanlı adamım hiç bir şeyden korkmam tarzı zırvalamayı düşünmüyorum. Korkarım. Ama sırf somut şeylerden korktuğumu söyleyemem. Örneklemeye başlayayım en iyisi;

En büyük korkularımın başında yalnızlık gelir. Günahım çok demek ki hep yalnız kalıyorum, Cehennem azabını ben  burada çekiyorum galiba.
Kurtulmak için çeşitli çabalarım oluyor ama boşa kürek çekmek deyimi benden türemiş, çaresiz kalıyorum bu konuda...
Bir diğer korkum mezarlıklar. Yok ya ölüden falan korktuğum yok, mezarı açıp içindeki meftayı da çıkarabilirim, içine yine mefta da yerleştirebilirim. Ama ben genel olarak mezarlıklardaki negatif enerjiden korkuyorum. Sanki orası yasaklı bölgeymiş gibi geliyor. Yenmek için bir çaba sarfetmiyorum. Gerek yok zaten, hepimiz bir gün oranın yolcusuyuz...
En belirgin korkum da benim. Evet kendimden korkuyorum. Aşırı duygusallık her zaman iyi olmuyor. Duygusallıkla ağlaklık birbirine karıştırılmasın kızgınlık da bir duygudur ve ben hepsini yoğun yaşıyorum. Pire için Deve keserim gözüm arkada kalmaz bile...

Pek takıntılı birisi olduğumu düşünmüyorum ama takıntıdan sayılırsa bir kaç özellik mevcut.
Anahtar, kimlik, cep telefonu üçlüsünü yanıma almadan dışarı çıkmam. Ben kötü bir takıntı olduğunu düşünmüyorum o yüzden çözüm arayışına girmiyorum bu konuda.
Kazanma takıntım var. Bir şeyi sürekli kaybediyorsam kazanana kadar uğraşırım, kazanamazsam da bu sinire dönüşür. Bu konudaki en belirgin kaybedişim İddaa bence. Yahu bir kupon hep tek maça yatar mı? Neyse, bunu da değiştirmek için bir çabam yok...
Bir de müzik takıntım var. Yatarken, kalkarken, duştayken, tuvaletteyken her yerde müzik dinlemek istiyorum. Söylemeyi de severim, sesim de güzel sayılır yurofüsyon birincisi olacak düzeydeyim yani... Bunu da düzeltmek için bir çabam yok.

Bağımlılıklarım da belirgin aslında blogumda yazdıklarımdan da anlaşılabilir...
Mesela Atatürkçülüğe bağımlıyım. Atatürk'ü ilahlaştıranlara sinir oluyorum ama onun çizdiği yoldan gitmeyenlere de sinir oluyorum. Atatürk'ün fikirlerinin doğruluğunu yanlışlığını tartışacağımıza açtığı yolu genişletip büyüterek ilerleseydik şu anda dünya üzerindeki söz sahibi ülkelerden birisi olurduk. O patika yol otoban olurdu şimdiye kadar...

Bir diğeri Beşiktaş. Biz sevinmek için sevmedik. Barcelona'ya kök söktüren, izlerken zevkten dört köşe eden, bir nevi orgazma ulaştıran basket takımını izledikten varsın yenilsin. Sonuç önemli mi Beşiktaş ruhu var sahada...
Feda...

Bir diğer bağımlılığım ailem. Hiç kimse veya hiç bir şey annemden, babamdan, ilerde nasip olursa eşimden, çocuklarımdan daha üstün değildir, olmayacak.

Ödülü bana ortalayan ve gol atmamı sağlayan T.İ.O abime saygılarla yayınlıyorum.

Ayrıca da herkesin Kurban bayramını ve 29 Ekim Cumhuriyet bayramını kutluyorum.


Özgür

18 Ekim 2012 Perşembe

Kuyruk Acısı


Bazı insanların aşırı derecede sevme özürlü olduğunu düşünüyorum. Çocuk sevgisi, anne sevgisi, vatan sevgisi falan değil, aşk konusunda özürlü olmalarından bahsediyorum. Birçok insan yakınır bu konuda özellikle de kadınlar hep bir öküze âşık olduklarından dem vurup dururlar.

Böyle öküz falan diyen olduğu zaman “e sende inek olmasaydın da insanla ilişki yaşasaydın” demek geçiyor içimden. Hayır, acımıyorum bu tip insanlara, ne kadar ağlayıp zırlasalar da acımıyorum çünkü hak ediyorlar, çünkü hep önlerindeki iki seçenekten yanlış olanı tercih ediyorlar. Bir kere iki kere yapılırsa bu hatalar tecrübe denir adına, ama insan her seferinde yanlış tercih yapıyorsa salaklıktır bunun açıklaması.

Benim başıma çok geldi bu tarz şeyler o yüzden agresif takılıyorum biraz. Birçok kadın tarafından reddedildiğim için “Doğmadan Ölmüş Aşklar Mezarlığı. “ Bir mezarlık dolusu değil belki ama başlamadan biten her şey doğmadan ölmüş çocuk gibidir sonuçta. Umutla başlanmış, hevesle amaca dökülmüş, hüsranla bitmiş. Her ölü de bir mezarda yatar. Türbe gibi oldu kalbimin içi.

Çok ağır laflar edip pişman olanlar da oldu, çok ağır kelimeler kullanmayan ama ikinci bir şansa yer bırakmayacak kadar kesin konuşup, sözlerinden geri dönmeye cesaret edemeyenler de oldu. Tercihleri hep benden daha yakışıklı olanlar ya da benden maddi olarak üstün olanlar oldu.  Hüsnü kuruntu yapmıyorum çünkü tercihler hep bu yöndeydi.

Sonra çıkıp bir tanesi  “ben dış görünüşe önem vermiyorum”, “ben maddiyata önem vermiyorum” dediği zaman içimden derin bir “Hasiktir” çekmek geliyor.

Her insan yanında güzel birisini ister ve bunda sonuna kadar haklıdır. Ben beni tercih etmedikleri için değil, kriterlerini hep tek bir noktada topladıkları için kızıyorum. Yani eğer belirli bir ortalamanın üzerine çıkacak kadar yakışıklıysanız istediğiniz kadar hödük, umursamaz olabilirsiniz. Çünkü o kadın sizin yakışıklılığınız sayesinde piyasa yapıyor, standartlarını yukarı taşıyor. Eğer benim gibiyseniz, kesinlikle Rocco Sifredi gibi becerilere sahip olmanız gerekiyor ya da Dünya üzerinde görülmemiş derecede kibar ve modern olmanız gerekiyor.  Kadınların tahammül sınırları yakışıklılık seviyenize göre yükseliyor. Bunlar yılların gözlemine dayanan gerçekler, hayal ürünü değil.  Maddiyata hiç girmiyorum bile.

Bu yazının ana fikri olarak, “ben abazayım kadınlar biraz da benimle yatın” gibi bir anlam çıkmış dönüp okuyunca onu gördüm ama anlatmak istediğim o değil.

Evet bende bulunan iki metre göt ve üç metre göbek yalnız kalmam için başlı başına bir neden ve benim bu konuda kendimi geliştirmem, daha çok sporla haşır neşir olmam gerekiyor farkındayım. İmkânlarım el verdiği müddetçe de bunun peşinde koşuyorum zaten. Ama olay, “sen çok iyi bir insansın” noktasında kilitleniyor. “ Eğer seninle evlenirsem beni mutlu edeceğinden eminim” noktasında kördüğüm oluyor. Madem bundan eminsin, peki problem nerede?  Ben biliyorum problemin nerede olduğunu, zihninde canlandırırken beni yanına yakıştıramadığını da biliyorum. Kadınların övünüp durduğu 6. His’ten bende de bol miktarda mevcut çünkü…

Bir ömür mutlu olabileceği bir insanla yaşamak için sadece, dünya görüşündeki standartları biraz aşağı çekmesi yeterli olabilecekken, bunu tercih etmeyip sabit fikirlere dayanıp, kucaktan kucağa düşen kadınlara bir sitemdi bu. Belki bunu okuyan olur da biraz özeleştiri yaparlar. Benim gibi bahtsız bedevi olan ve standartlarını yüksek tutmadığı halde aradığı mutluluğu bulamayan kadınları tenzih ediyorum. Onların tek suçu şanssız olarak dünyaya gelmektir.


Yine anlatmak istediğim şeyi tam olarak ifade edemedim. Yaptığım saçmalamalara tahammül edip buraya kadar okuyanlara teşekkürler…

Özgür

2 Ekim 2012 Salı

Mesut Barzani'yi Ayakta Alkışlamak



Ayrıca "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye slogan atmak.


Akp'nin yandaş olmayan basına kapalı kongresinde gerçekleşmiştir.
Üzerine aşağıda yazacağımdan başka bir yorum yazma gereği duymuyorum.

Barzani'ye "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye slogan attılar Atam. Bütün Türkiye bir "Piç" ile gurur duysa bile sen rahat uyu, biz sadece seninle gurur duyuyoruz "Atam."

Mr_Lonely

26 Eylül 2012 Çarşamba

Nokta Nokta Bankası Mülakat Soruları

 
En baştan söyleyeyim cevaplar aşırı derece argo ve küfür içerir. Bu konuda sıkıntısı olanlar okumaya hiç başlamasın diye bir tavsiye verebilirim.
İş bu post bir bankanın açacağı personel alımı sınavına girmeye karar verdikten sonra yaptığım araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Sorular tamamen gerçektir ve 2008 yılı personel alımında yapılan mülakatta sorulmuş sorulardır. Tabi cevaplar o döneme ait değil çünkü o dönem ben bu sınava girmedim. Cevapları yeni yazdım. Ama normalde bu sorular böyle cevapları hak ediyor. Resmen işe girmek için kıçını yırtan adaylarla dalga geçmek için sorulmuş sorular bunlar.
Bir de banka ismi vermedim ki başımıza iş almayalım.
Neyse laf salatası yapmayayım iyi eğlenceler…
 
1 İç işleri bakanı kimdir? (İdris Naim Şahin)
2 Dış işleri bakanı kimdir? ( Ahmet Davutoğlu)
3 Ekonomiden sorumlu devlet bakanı kimdir? ( Ali Babacan)
4 Maliye bakanı kimdir?  (Mehmet Şimşek)
5… bankası şube sayısı ne kadardır? (Sallasan değiyor.)
6 Alacağın maaşı biliyor musun? ( Üçün biri olacağından eminim.)
7 Türkiye’de enflasyon oranı nedir?  ( 35 cm civarı diye düşünüyorum. Daha büyük de olabilir zira götümüz çok acıyor.)
8 Türkiye'de ekonomik büyüme ne kadardır? (Yok denecek kadar az. Yok yok aslında “denecek kadar az” kısmı fazla oldu.)
9 … bankası genel müdürü kimdir?  ( Valla ben değilim.)
10 Yönetim kurulu başkanı kimdir?  ( Bizim dayıoğlu.)
11 Spk başkanı kimdir? ( Spk başkanı Hüseyin Üzmez’dir. Ya kim olacağıdı?.)
12 Spk nedir?  (Sapıklar ve Pislikler Kurulu)
13 Merkez bankası başkanı kimdir?  ( Matild Manukyan. Valla merkez deyince orası geldi aklıma.)
14 Kara para nedir? (Ben en fazla kırmızı olanını gördüm. Kara olanı ne ola ki?)
15 Resesyon nedir? (Resepsiyon?)
16 Cari açık nedir? ( Götümüzdeki deliğin büyümesi, yerine göre ikinci, üçüncü veya daha fazla deliğin açılması demektir. Bir noktadan sonra çok havadar bir göte sahip oluyorsun serin serin yatıyorsun geceleri.)
17 Enflasyon ve deflasyon nedir? ( Enflasyonun canavarı var, deflasyonun kedisi var.)
18 İpotek nedir? ( Aha şimdi yarr… pardon boku yedin demektir.)
19 Hazine müsteşarı kimdir? ( Ortalıkta bir hazine olmadığı için müsteşarına da gerek kalmadı görevden alındı. Park ve Bahçeler Genel Müdürü şimdi.)
20 … bankası nereye bağlı? ( Hiçbir yere bağlı değil, ben baktım etrafına, bağlamayı unutmuşlar heralde.)
21 Mortgage nedir? ( S.kilmekten rengi değişmiş kıça MorGıç denir.)
22 … bankasının faiz oranları ne kadardır? ( Eve haciz getirecek kadar.)
23 … bankası nasıl bir bankadır? ( Tuttuğunu s.ken, tutamadığını diğer bankalara havale eden)
24 Türkiye’nin bankacılıkla ilgili en büyük sorunu nedir? ( Artık S.kecek daha fazla insan kalmamış olması. Hep aynı insanlar zevk vermiyordur tabi bir süre sonra.)
25 … bankası büyüme oranı nedir? (34 cm’den 35 cm’ye çıktı geçenlerde.)
26 …bankası öz kaynak karlılığı ve aktif karlılığı nedir?  ( Mal beyanı ortada her yerde boyutunu belirtmeye ne gerek var.)
27 … bankasının personel sayısı ve kaç noktada rakipsiz olduğunu belirtiniz?  (Bir sen, bir ben, bir de bebek. Bel ve boyun bölgelerinde rakipsiz bence çok güzel kulunç alıyor.)
28 Özelleştirme nedir? Üç örnek verin. ( İnsanları hep biz s.kmeyelim biraz da yabancılar s.ksin düşüncesiyle yapılan satış işlemleri. Bir nevi pezevenklik. Telekom’la Arap şeyini, Finansbank’la Yunan şeyini, Oyakbank’la Hollanda’lı şeyini denedik. Hepsi de çok zevk veriyor ama Türk şeyinin yerini tutmadı hiç birisi.)
29 Bankalar neden kurulmuştur? ( İnsanlar intihar etsin diye.)
30 Virman nedir? (Gazman’ın kız kardeşi. Süperman’ın sevgilisi.)
Havale nedir?  (Kredi kartı ekstresini gören insanın geçirdiği şey.)
Eft nedir? ( Elektronik Fön Transferi.)
31 Müteselsil sorumluluk nedir? (Yanılıp şaşıp bir açık verirse şirket hem çalışanı hem müşteriyi üst üste koyup s.kme işlemidir.)
32 Key nedir? (İngilizce Anahtar demektir. Evet tahmin ettiğin gibi götümüzün anahtarı.)
33 Sera nedir? (İnsanlar kaçmasın diye camdan bir kafese tıkıp orada s.kmektir.)
34 Topraksız tarım hakkında bildikleriniz nelerdir? ( Topraksız tarım şeysiz erkeğe benzer, ikisi de hiçbir işe yaramaz.)
35 … bankasının yıllık net karı ne kadardır? ( Kasıktan dize kadar)
36 … bankasının vizyonu ve misyonu nedir? ( Vizyonu teker teker bireyleri, misyonu toplu halde herkesi s.kmek)
37 Seni başka illere göndersek gider misin? ( Belki beni başka ilden buraya gönderdiler ne biliyon?)
38 Patron ve yönetici arasındaki fark nedir? ( Hiç bir fark yok ikisi de en alt seviye de çalışanı s.ker.)
39 Senin diğerlerinden farkın ne neden seni alalım? ( Kara Kaşım, Kara Gözüm, Koca Götüm)
40 Buğdayın ekim zamanı ekim şekli gübreleme zamanları kullanılan gübreler nelerdir?  ( Buğdayın ekim zamanı adı üstünde “Ekim” Zamanıdır. Avucunu buğday tohumuyla doldurup önceden sürülmüş toprağın üzerine atarsın. Suni gübreler ortalığı kasıp kavuruyor olsa da en doğal gübre boktur. Ama ne gerek var ki bu kadar bilgiye gdo her şeyi açıklar nasıl olsa.)
41 Ph nedir, değeri kaçtır, tuzlu ve alkali toprak ne demektir?  (Alfabenin 20. Ve 10. harfinin yan yana gelmiş hali. Bozuk Türkçenizden anladığım kadarıyla  normal değerlerini sorduğunuzu düşünüyorum 5,5. Alkali Toprak Verimli Toprak demektir. Beton ekersin    Bankası yetişir o kadar verimli yani.)
42 Kayısı ne demektir?  ( Bir yiyecek olduğunu tahmin ediyorum. Zira pahalı olması sebebiyle hiç yiyemedik.)
43 Açlık sınırı ne demektir açlık sınırı ne kadardır? (İnsanların yaklaşabilmek için can attıkları maaş birimi. Hiç yaklaşamadığım için ne kadar olduğunu bilmiyorum.)
44 Asgari ücret ne demektir ne kadardır? (İnsanların açlıktan ölme sınırında yaşamasını ama bir mucize eseri hala ölmemesini sağlayan devletin belirlediği en az ödeme tutarı)
45 Ekonomiyle ne kadar ilgilenirsin? (Param oldukça İddaa oynayacak kadar)
46 Neden … bankası?  (Çünkü Eşeğin Zkinden Dolayı)
 
 
Mr_Lonely

16 Eylül 2012 Pazar

Şerefsiz Olma Kriteri


Akp’nin aldığı oylara ve yapılan her ankette oy oranının artarak yükselmeye devam ettiğine şaşıran insanlar var hala bu memlekette. Şaşıracak hiçbir şey yok, yıllardır insanların özlediği noktaları bu adamlar gerçekleştirdikleri için şu anda vazgeçilmez durumdalar. Bu topraklar üzerinde Akp ve Mhp dışında Müslüman parti yok. O zaman neden Mhp o kadar yüksek oy alamıyor derseniz, onlar da karizmadan kaybediyor. Karizmatik bir başkanları yok. Aklıma gelen gelmeyen daha bir sürü madde var aslında ama yazmaya üşeniyorum. Ama o sıralamaya üşendiğim özellikler de dahil tüm bu noktalar Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük çoğunluğunun düşüncesi.
Birincisi bu insanlar belli bir kültür seviyesine gelmiş, söylenenleri yorumlayabilen, üzerine düşünebilen, kritik yapabilen insanlara değil, cahil kesime hitap ediyorlar. Yani başka bir deyişle birisi karşısına geçip,  “sen geri zekâlısın” dese “acaba ben gerçekten geri zekâlı mıyım?” diye düşünmek yerine “bu adam dediyse ben kesin geri zekâlıyımdır” diyecek insanlara hitap ediyorlar. Başka bir deyişle de ülkenin çoğunluğuna hitap ediyorlar diyebiliriz, yani Aziz Nesin’in söylediği %60.
Biz burada götümüze trompet sokup bağırsak bile sallamayacak bir çoğunluk var. Şehit sayısı, ekonomik kriz, aşırı miktarda artan dış ve iç borç, neredeyse tamamen yabancıların eline geçmiş bir özel sermaye, açlık sınırının yarısı kadar asgari ücret vs vs. kimin umurunda?  Üniversite mezunları bile asgari ücretle çalışmak zorunda kalıyor, kendimden biliyorum.
Eğer bu insanlar birazcık düşünme yeteneğine sahip olsalardı, muvazzaf askerler cezaevlerinde çürümeye başladığından beridir terörist saldırılarının ne kadar arttığını, terör örgütünün ne kadar palazlandığını görürdü. Dış siyasette komşularla kanlı bıçaklı olduğumuzdan beridir şehit sayılarının ne kadar arttığını görürdü.
Sırf eleştiri yapanları “Şerefsiz” olarak sınıflandırdığı için yanlış giden eğitim sistemine eleştiri yapmayacak bir sürü insan var. Hatta oyunu ikinci seviyeye taşıyıp eleştirenlerin karşısına geçip “Sen Şerefsizsin” diyecek insanlar da var. Sırf “ Çocuğuna rapor alanlar benim çocuğum geri zekâlıdır diyor demektir.” sözü yüzünden çocuğuna rapor almayacak insanlar var. O zaman bütün bilim insanları geri zekâlı ki “ 60-66 ay çocuk için erkendir.” diyorlar. Gerçi en kral bilim adamı İmam Hatip Lisesi’nde yetişir, üniversite okumak tamamen gereksiz bir teferruattır.
Vatandaşın oyuyla seçilmiş bir bakan vatandaşın karşısına geçip “Hadi takla at da görelim” diyebiliyorsa, ertesi hafta vatandaşın birisi karşısına geçip, “ Bakanım ben takla atarım senin önünde” diyorsa boşa konuşmaya gerek yok. Kapatalım kepenkleri gidelim bu dükkan iflas etmiş demektir. Aklıma geldikçe beynime kan gitmez oluyor, arkadaşım o bakanın senin önünde el pençe divan durması, hatta takla atması gerekiyor, senin değil.
Korku İmparatorluğu burası. 
Ben kıçı kırık bir blog yazarken acaba beni ne zaman alırlar içeriye diye düşünüyorsam, telefonumun dinlendiğini düşünüyorsam ve benim gibi bir dolu insan olduğunu biliyorsam kimse aksini iddia edemez.

Neyse konudan sapmayalım.

Yani biz “Ulan nasıl oluyor da bu kadar olumsuzluğa rağmen bu adamlar oyunu sürekli arttırıyor” diye düşünürken hep yanlış pencereden bakıyoruz.  Evet normal zeka seviyesine sahip insanların olduğu bir yerde şark kurnazlığı para etmez, insanlar en fazla bir kere aldanır ikinciyi yemez.  Ama anormal zekâ seviyelerinin çoğunlukta olması ve bizim, herkesin en azından buğday varken saman yemeyecek kadar zeki olduğunu düşünmemiz en büyük yanılgımız oluyor. 


Konu nereye varırsa varsın, kim ne dersin, her gün kaç şehit haberi gelirse gelsin, her gün açlık sınırına yaklaşma hayalimiz ne kadar azalırsa azalsın hiç birisinin önemi yok. Benim için bu film “Bakanım istersen ben takla atarım, valla izin ver bakanım ben seni çok seviyom ne dersen yaparım”  sahnesini izlediğim gün bitti. Final sahnesini izleme gereği duymuyorum.

Ben kendi şahsım da dahil olmak üzere hiç kimseye üzülmüyorum, daha beter sürünmeyi de hak ediyoruz biz.  Bu insanlar için şehit olan, başrol oynadığını ve ölerek filmin kahramanı olduğunu sanan figüranlara üzülüyorum. 

 

Mr_Lonely
10.09.2012

1 Eylül 2012 Cumartesi

Atatürk'ü Sevmeme Hastalığı


Atatürk büstünün önünde tavşankulağı ve orta parmak işareti yapan bir orospu çocuğu resmi ile yine Atatürk büstüne elini öptüren bir orospu çocuğu resmi gördüm geçenlerde. Biri erkek biri kadındı ama cinsiyet gözetmeksizin katışıksız şerefsizdi ikisi de. Araştırma gereği duymadım ama muhtemelen bunlar gibi daha bir sürü vardır.
Hiç boşuna iki gereksiz ergen muhabbetine girmiyorum, çünkü bu ergenlik dönemini biz de yaşadık. Madem ergenlik döneminde insanlar böyle aşırı saçma hareketler yapabilecek kadar dengesini kaybedebiliyor, gitsin kendini yüksek bir yerden aşağı atsın. Ne bileyim gitsin kıçına bal kabağı sokmayı denesin. Eğer bunları yapmanın ne kadar saçma hareketler olduğunu biliyorsa bunu da bilecek.
İnsanların Atatürk’ü sevmeme hakkı vardır belki (Ki bana göre Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan kimsenin böyle bir hakkı yoktur.) ama hakaret etme küçük düşürme hakkı yoktur. Sevmiyorum diyeni bir nebze anlayabilirim, belki zamanında dedesi ninesi düşmandan taraf olmuştur ve hezimeti hala hazmedememiştir, eyvallah. Ama saygı duyacaksın arkadaşım!
Bugün ben Türk’üm ve Laik’im diyen hiç kimse bir tane Osmanlı Padişahına küfür etmez, saygısızlık etmez, bazılarını sevmediğini söyler ama resimlerine veya büstlerine saygısızlık yapmaz. Çünkü akıl sağlığı yerinde olan her insan evladı bilir ki iyi veya kötü onlar bizim tarihimizdir, geçmişimizdir. Geçmişine saygı duymayanın geleceği de yoktur.
Bu iki dengesizden ayrı olarak, “Keşke zamanında İngiliz mandasına girseydik de benim ninemi İngiliz askerleri sikmiş olsaydı, ben razıyım.”  diyen, birebir bu cümleyi kuran insanlar da var. Benim bunlara cevabım,” Geç kalmış sayılmazsınız, eğer hala hayattaysa ninenizi İngiliz askerlerine yine teslim edebilirsiniz, eğer hayatta değilse ananız da olabilir. Ne de olsa burnumuzun dibindeler.”
Savunma argümanı çok acayip bu arkadaşların, verdikleri örnekler hep İngiltere’nin ne kadar ileride (Sanayi, eğitim, sosyal hak ve eşitlik, vs vs)ve bizim ne kadar geride olduğumuz üzerine. Böyle mal düşünceye sahip arkadaşlar sms ile Somali’ye 5 tl yardımda bulunduklarını ne çabuk unuttular acaba.

Bir tahmin yürütün bakalım Somali kimin sömürgesiydi.

Atatürk seni sms ile 5 tl yardım gönderilmeye muhtaç olmaktan kurtardı.
Yıllardır dikkatimi çekiyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu son dönemleri, Osmanlı Devleti’nin son dönemleriyle aşırı derecede benzerlik gösteriyor.  Lale Devri ile de benzerlik gösteriyor.  Yabancılara sağlanan imtiyazlar olarak da benzerlik gösteriyor.
Bize Atatürk’e tapıyorsunuz diyen, putperest gibi Atatürk büstlerinin önünde neredeyse secde ediyorsunuz, taştan medet umuyorsunuz diyen insanların nelere taptığını kimleri padişah peygamber falan ilan ettiğini de biliyoruz.
Atatürk bazı noktalarda gerçekten çok yanılmış.
Özellikle de“Ey Türk Gençliği!” diye başlayan ve “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diye biten hitabede.
Damarlarımızdaki kan o kadar da asil değilmiş…

Aman boş ver be Bakanım, gel ben sana bir takla atayım.
Kulağım çok ağrıdığı için 30 Ağustos’ta yazmayıp bugüne sakladım bu yazıyı.


01.09.2012
Mr_Lonely

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Doğmadan Ölen Aşklar

Teoman ft İrem- Bana Öyle Bakma


Hepimiz günah yüklü insanlarız.        
Hayatımız yanlışlarla dolu.
Bazen bu günahlar öyle çok büyüyor ki, cezasını çekmek için ilahi bir gücün bizi alıp ateşten kodese tıkmasını beklemek zaman kaybı haline geliyor. İşte böyle durumların bir numaralı cezalandırılma yöntemi aşk bence.
Dünyanın en akıllı insanı olabilirsin, en bağımsız, özgür insanı olabilirsin, hatta hiç bir olumsuzluktan etkilenmeyecek kadar vurdumduymaz olabilirsin. Bütün bu özelliklerin hiç kimseye aşık olmadığın zamanlar da kişiliğini yansıtıyor.

Birisini seviyorsun, sana o kadar çok uzak duruyor o kadar soğuk davranıyor ki, sanki o Miami'de güneşlenirken sen Alaska'da donmuş çişlerinle oynuyormuşsun gibi hissediyorsun.
Birisini seviyorsun, senin onu sevdiğinin farkına vardığı anda aklından geçen ilk şey, sadık bir köle kazandığını düşünmek oluyor.
Birisini seviyorsun, o kadar çok seviyorsun ki gidip konuşmaktan korkuyorsun, kaybetmekten korkuyorsun. Konuşamadıkça kendine ızdırap oluyorsun, hatta alkolle yakın arkadaş oluyorsun, ama o bunun farkına bile varmıyor.
Bazen gidip kendini ifade etme cesaretini gösteriyorsun ama karşılığında aldığın cevap dünyanı yıkmaya yetip artıyor bile...

İlk önce yüzünün şekli değişiyor, dışarıya yansıtmak istemesen de illa ki suratın asılıyor.
Sonra moralin değişiyor, arkadaş ortamlarında bile ağzından cımbızla kelime çeker oluyorlar.
Sonra fiziki yapın değişiyor, ya Angus gibi oluyorsun ya da Deve Boynu gibi.
Saçlarının rengi Beyaz Atlı Prens'in atının yelesine biraz daha yaklaşıyor.

Bütün bu cezaları çekerken içinde kalan bir umut varsa, o da işte cezanın son aşaması.
O umut sevdiğinin başkasıyla bir ilişkiye başladığını öğrenir öğrenmez yine ızdırap oluyor.

Artık gece gider yastığa sarılıp mı uyursun,
Kafanı taşlara mı vurursun,
Kıçını asfalta mı sürtersin,
Kaybettimişsindir.
Hem işlediğin günahların bir kısmının bedelini ödemişsindir, hem de sevdiğini kaybetmişsindir.
Yeni bir günah işleyene kadar da en büyük ızdırabın bu olacak.

Bazı insanlar çizginin hep kaybeden tarafında olacak kadar şanssız olmak zorunda değildi.
Arada bir kazansak iyiydi.
Belki o zaman ölümden korkmak için bir sebebimiz olabilirdi.
Belki de yaşama sevincimiz olabilirdi...


Mr_Lonely
05.08.2012

29 Temmuz 2012 Pazar

ASGEP

Açılımını buraya değil yorum kısmına belli bir süre sonra yazacağım. Öncelikle tahminleri bekliyorum.
Gelelim açıklamalara ve ip uçlarına

Geleceğin en büyük projesi bence.
%90 müslüman çoğunluğuna sahip bir ülkede olduğumuzu biliyoruz. Bu çoğunluğunun bir kısmının fanatik düzeyde Müslüman olduğunu da biliyoruz. Büyük bir çoğunun dini bütün olduğunu biliyoruz. Bir kısmının dinine inancına laf söyletmeyecek düzeyde Müslüman olduğunu biliyoruz. Bir kısmının inancına pek bağlı olmasa da dilenciler gibi din ve duygu sömürücü insanlara inanacak kadar dindar olduğunu biliyoruz. Bir kısmının da sadece dilden müslüman olduğunu biliyoruz.

Bu olayı siyasi parti düzeyinde kullananları geçmişte görmüşlüğümüz de var.
Sonuç olarak başlığın son kelimesi ortaya çıktı.
Herhangi dolaya imaya gerek yok, zaten millete dindar imajı verdiğin zaman iyi oranda oy alıyorsun, bir de dini kullanırsan daha iyi oranda oy alıyorsun. O zaman kuracağın siyasi partinin ismi niye ima olarak değil de direkt olarak dini temsil etmiyor?  Başarı garantisi var.
İşte başlık bu başarının anahtarı olan kelime.

Kolay gelsin...

Konunun devamına gelirsek;

Uzun süredir buraya yazı yazmıyorum. Bunun nedenleri var tabi.
Mesela eskisi kadar duygusal değişimler yaşamıyorum galiba, bu yüzden de şiir çıkmıyor.
Uzun hikaye tarzı şeyler yazmaya üşenecek kadar hayattan soğumuş durumdayım.
Bilgisayarım bozulduğu için sıklıkla internete giremiyorum.
Çok yoğum bir iş tempom var.
siyasetle ilgili yazdığım şeylerin genelde eğlenceli şeyler olmasına dikkat ediyordum. Ancak Türkiye'de siyaset öyle bir hal aldı ki hiç bir eğlencesi yok artık.
Yani, herhangi bir konuda mizah yapılabileceğini düşünmüyorum bu aralar.
Ortalıkta dolaşan haberlerin büyük çoğunluğu, savaş riski taşıyor, şehit haberlerinden oluşuyor, genç veya suçsuz insanların tutuklanmasında oluşuyor, katillerin salıverilmesinden oluşuyor.
Oluşuyor da oluşuyor.
Bu tür haberlere  yapılacak yorumların da adı sadece Kara Mizah olur ve ben o noktada yok olmayı tercih ederim.


Gülerek eğlenerek stress atarak zaman geçireceğimiz günlerin gelmesi dileğiyle...

Stress demişken;
Hipotiroidi hastası olduğumu kanıtladım.
Yani şişko olmamın sebebi bu hastalık ve tedavisine başladım.
Belki ileride zayıflarım ve bu süreci de buradan anlatırım belli olmaz.
Ama olurda kilo veremesem bile yıllardır söylediğim ama kimseye inandıramadığım şeyi kanıtladığım için bile ben bu savaşı kazanmış sayılıyorum. 
Benim kilolu olmamın normal hiç bir tarafı yoktu ve normal olmadığı ortaya çıktı.

ASGEP açılımlarınızı bekliyorum. (Benim kafamdaki tanım pek güzel gelmedi aslında belki siz daha iyisini bulursunuz diye ayak yapıyor da olabilirim. :)   )

Mr_Lonely
29.07.2012

26 Haziran 2012 Salı

İç Sesim Manyağa Bağladı

Uzun bir aradan sonra ödül postuyla bir kısa geri dönüş yapayım dedim.
İçimdeki sesleri buraya yansıtmaya çalışmam istenmiş. Tamam, bakalım benim içimde nasıl sesler varmış. Ama baştan söyleyeyim öyle insani şeyler beklemeyin lütfen.

İçimden bir ses diyor ki;
Askerlik sana yaramadı yiğidim. Bütün yeteneklerini köreltmişsin 15 ayda.
Eskisi gibi gümdemi yazmıyorsun, korktun mu lan yoksa. Korkma oğlum seni içeri almazlar.
Lan zaten Silivri'ye koysalar bütün koğuşları tek başına doldurursun niye uğraşsınlar seninle be.

İnsan demeye dilim varmıyor...

Melek diyeceğimi zannettin değil miii? Hade len. Çam yarması diyecektim.
Yahu madem bu kadar tipten fukarasın, bari biraz zengin olaydın ya la.
Bak o kadar Ankara'da kaldın benim de ağzım o tarafa kaydı.
Neyse siktir et biraz da güncel şeylerden konuşalım.
Duydun mu lan Suriye'yle savaşmak üzereymişiz. Daha askerden de yeni geldin, havandan da geçilmiyordu 15 ay yaptım babalar gibi diye, girdi mi şimdi Suriye kadar kazık...
Bir de artist artist ben otobüs sürdüm lan 15 ay boyunca diyordun. Savaş hali deyip sefer görev emri versinler de gör ebeninkini tersten. Ha bak aklıma geldi, ben askere gidip geleyim de siz ondan sonra görün nasıl işlerde çalışacağımı falan diyordun ne oldu o iş? O da mı bir taraflarında patladı? Bombok bir işte çalışıyormuşsun duyduğum kadarıyla. İçerde olduğum için ben göremiyorum malum.
Tramvay sürücüsü olacağım diye gece gündüz eğitime gidip de salak gibi sınavlarını geçemediğini de duydum. 3 ay böyle boşa harcanır mı lan?
İyi kötü birileri iş vermiş tipime bakmadan demiyorsun, bir yandan da iş arıyorsun sürekli, iyi bir yer bulursam geçerim düşüncesiyle. Lan salak sana göre iyi olan bir yer zaten sana göre iyi olan insanları çalıştırır nasıl bir rüyadasın sen. Gerçekçi ol biraz. Git adam gibi ameleliğini yap otur.

Kafan güzelmiş güle güle kullan.
Nereden aldıysan bir tane de ben istiyorum.

İç Ses olarak sana cevaplayamayacağını bildiğim halde bazı sorular hazırladım. Sen bunlarla uğraş ben maldivlere tatile gidiyorum. Hadi hayırlı işler.

Askerdeyken blogunu bir süre neden kapattın?
Neden askerliğinin yarısında çarşı iznine çıkamadın?
Neden bir hafta diskoda yattın?
Neden gündemi yazmıyorsun eskisi gibi?
Neden yeteneklerinin köreldiğini düşünüyorsun?
Neden şiir yazamıyorsun eskisi kadar?
Hoşlandığın bir kız vardı, neden siktiri bastı sana?
Daha da genele gidersek, neden kızlar seni sevgili değilde arkadaş olarak görüyor?
Eğer Adem ve Havva Beyaz ırktansa neden zenciler var.
Eğer zenci ırktansa neden beyazlar var?
Sülalesinde herhangi bir değişik ırktan gen yoksa, iki aynı renk insandan meydana gelen çocuk anne ve babasının rengini alır. Ve tüm semavi dinlerde Adem ve Havva'dan gelindiğine inanılır. Peki bu durumda bu ırk ayrımı nasıl meydana geldi?
İnsanlığın bundan 5-6 milyon yıl öncesinden beridir var olduğu düşünülüyorsa, Dünya 14 milyar yıldır varsa geri kalan dönem de hiç insan yaşamamış mıdır?
Ya da 14 milyar yıl boyunca çeşitli aralıklarla sürekli kıyametler koparak sil baştan yeniden mi başlanmıştır?
Eğer Dünya bir bilgisayar oyunuysa biz kaçıncı "Level"dayız?
Yıllardır Uzay gemisi dediğimiz şeylerin uzaylılar tarafından kullanıldığını düşünürüz. Peki bizim uzay gemisi sandığımız şeylerin Zaman Makinesi olma ihtimali nedir?
Gelecekteki insanların zaman makinasını bulmuş olma ihtimalleri ve geçmişe ziyerete geliyor olmaları ihtimali nedir?
Eğer zaman makinesi ile geçmişe veya geleceğe gidip gelebilme ihtimali varsa ve örneğin geçmişe gittiğimiz de (bizim yaşadığımız zamanda) ölmüş insanların yaşadığını görebiliyorsak bu bir nevi ölümsüzlüğün bulunması anlamına gelmiyor mu?
Bugün zaman makinesi icat etmiş olsak yüzlerce yıl önce ölmüş dedemizin dönemine giderek onu kanlı canlı halde görebilir hale geleceğimize göre, insanların aslında ölmediğini zamanda sürekli bedenleri ile birlikte yaşadıklarını öngörebilir miyiz?
Ve geçen her saniye Yeni bir Zaman Dünyası yaratmış olmuyor mu?
Yani zaman makinesiyle geçmiş zamana gidebiliyorsa bir insan, aslında zaman somut bir şey oluyor ve aslında gelip geçen şey zaman değil biz oluyoruz. Bu durumda bir canlı olarak geçirdiğimiz her an paralel evren denilen yerde sürekli hareket halindeyiz öyle mi?
Bu durumda biz öldüğümüz zaman, bizim bulunduğumuz noktadaki son Zaman Dünyası'na adım atmış mı oluyoruz?
Yani aslında ölmüyoruz da bedenimizin gidebileceği son noktaya geldiğimiz için uzay mekiği gibi atmosferden uzaklaştıkça bir parçamızı bırakarak yolumuza devam mı ediyoruz?
Peki zaman da yolculuk mümkünse Cennet Cehennem bu yolculuğun neresinde kalıyor?


Her soru 1 puan. Başarılar.
İç Ses...


Görüldüğü gibi benim iç sesim kafayı yemiş durumda. Cevap verebilen varsa buyursun gelsin beklerim... Ben işin içinden çıkamıyorum....
Benim iç sesime verebileceğim tek cevap gayet popüler; Oğlum Bak Git...


Bu arada ayağımda çapraz bağ yırtığı ve menüsküs olduğu için ameliyat oldum.
Geçmiş olsun mu bana?
Olsun olsun.

Sabredip okuyan herkese teşekkürler...

Saygılar.


26.06.2012
Mr_Lonely

26 Şubat 2012 Pazar

Harem



Çok ünlü bir arkadaşım bana sevgili-ler günü hediyesi göndermiş. Adı üstünde sevgili değil, sevgili-ler günü. Bu durumda birden fazla sevgilimin olması gerekiyordu ben de onun için haremi oluşturmaya başladım.
Sezen ablamın dediği gibi, Ey Tanrım bana 3 tane, Ayyyyyyy
3'te yetmez beş tane, Ayyyyy
5'te yetmez 7 tane vir vir vir, Vir Allah'ım vir.
Harem olunca doğal tabi. Ama o vir virler ileride vırvıra dönüşmesinde... Neyse.

Bir kere bir sürü kadının olduğu bir ortamdan bahsediyorsak, o ortamda kesinlikle Hadise çıkar.  Ortalık gerilir, kadınlar birbirine girer, saçlar başlar yolunur derken Hadise çıkıp Stir Me Up diye şakımaya başladımıydı orası Harem Fight Clup'lıktan çıkar Kadınlar Hamamı Dance Clup moduna girer. Hadise şart.

Kedileri pek sevdiğimi söyleyemem ama bu kedi güzel. İnsan kucağına alıp akşama kadar okşar yani. Hem kadınlar kediyi severler. Haremde bir kedi olması lazım. Ortamın elektriğini alır ne güzel işte. Hem Kedi olabilir ama Adı Ceren. Güzel güzel. Ben sevmeye başladım bu haremi.(Ceren Taçan)

Görüntü olarak hafif çekik gözlülere karşı bir sempati duyuyor olabilirim. E şimdi bütün dünya sevmiş kendisini, dünya güzeli ilan etmiş ben nasıl sevmeyeyim. Hem haremde yağmur yağdırır taş üstüne olmaz mı? (Azra Akın)

Kafam kadar göüslerin içinde gömülüp nefessizlikten boğulup ölene kadar bekleyebilirim orada. Evet bunu yapabilirim, hem de büyük bir zevkle. Hem futbol oynarken bile bir sürü genç oyuncunun içine bir iki tane tecrübeli koyarsan o takım çok kaliteli olur. Benim haremimde böyle işte bir sürü genç kadının içerinie tecrübeli bir iki kişi yerleştiriyorum ki böylece tadından yenmez oluyor. (Pamela Anderson)

Sarışınsa mavi gözleri de varsa olay orada bitmiştir. Kanuni gibi haremin en baş köşesine geçiririm ben onu. (Jennifer Aniston)


Aslında bunlar buz dağının görünen tarafı ama yeter bu kadar. böylece ne kadar sapık bir tür olduğum ortaya çıkmış oldu.

Bu kadar kadında gözüm yok benim. Hepsini Allah sahibine bağışlasın. Sadece o olsaydı yanımda yeterdi aslında, haremi de hamam olarak kullanırdık. Ama olmadı işte. Kısmet...


Bu arada herkesin geride kalan 14 Şubat Çiçekçiler ve Kuyumcular günü Mübarek olsun.
Benim için yalnız geçirilmiş 25. 14 Şubat'tı.