26 Haziran 2012 Salı

İç Sesim Manyağa Bağladı

Uzun bir aradan sonra ödül postuyla bir kısa geri dönüş yapayım dedim.
İçimdeki sesleri buraya yansıtmaya çalışmam istenmiş. Tamam, bakalım benim içimde nasıl sesler varmış. Ama baştan söyleyeyim öyle insani şeyler beklemeyin lütfen.

İçimden bir ses diyor ki;
Askerlik sana yaramadı yiğidim. Bütün yeteneklerini köreltmişsin 15 ayda.
Eskisi gibi gümdemi yazmıyorsun, korktun mu lan yoksa. Korkma oğlum seni içeri almazlar.
Lan zaten Silivri'ye koysalar bütün koğuşları tek başına doldurursun niye uğraşsınlar seninle be.

İnsan demeye dilim varmıyor...

Melek diyeceğimi zannettin değil miii? Hade len. Çam yarması diyecektim.
Yahu madem bu kadar tipten fukarasın, bari biraz zengin olaydın ya la.
Bak o kadar Ankara'da kaldın benim de ağzım o tarafa kaydı.
Neyse siktir et biraz da güncel şeylerden konuşalım.
Duydun mu lan Suriye'yle savaşmak üzereymişiz. Daha askerden de yeni geldin, havandan da geçilmiyordu 15 ay yaptım babalar gibi diye, girdi mi şimdi Suriye kadar kazık...
Bir de artist artist ben otobüs sürdüm lan 15 ay boyunca diyordun. Savaş hali deyip sefer görev emri versinler de gör ebeninkini tersten. Ha bak aklıma geldi, ben askere gidip geleyim de siz ondan sonra görün nasıl işlerde çalışacağımı falan diyordun ne oldu o iş? O da mı bir taraflarında patladı? Bombok bir işte çalışıyormuşsun duyduğum kadarıyla. İçerde olduğum için ben göremiyorum malum.
Tramvay sürücüsü olacağım diye gece gündüz eğitime gidip de salak gibi sınavlarını geçemediğini de duydum. 3 ay böyle boşa harcanır mı lan?
İyi kötü birileri iş vermiş tipime bakmadan demiyorsun, bir yandan da iş arıyorsun sürekli, iyi bir yer bulursam geçerim düşüncesiyle. Lan salak sana göre iyi olan bir yer zaten sana göre iyi olan insanları çalıştırır nasıl bir rüyadasın sen. Gerçekçi ol biraz. Git adam gibi ameleliğini yap otur.

Kafan güzelmiş güle güle kullan.
Nereden aldıysan bir tane de ben istiyorum.

İç Ses olarak sana cevaplayamayacağını bildiğim halde bazı sorular hazırladım. Sen bunlarla uğraş ben maldivlere tatile gidiyorum. Hadi hayırlı işler.

Askerdeyken blogunu bir süre neden kapattın?
Neden askerliğinin yarısında çarşı iznine çıkamadın?
Neden bir hafta diskoda yattın?
Neden gündemi yazmıyorsun eskisi gibi?
Neden yeteneklerinin köreldiğini düşünüyorsun?
Neden şiir yazamıyorsun eskisi kadar?
Hoşlandığın bir kız vardı, neden siktiri bastı sana?
Daha da genele gidersek, neden kızlar seni sevgili değilde arkadaş olarak görüyor?
Eğer Adem ve Havva Beyaz ırktansa neden zenciler var.
Eğer zenci ırktansa neden beyazlar var?
Sülalesinde herhangi bir değişik ırktan gen yoksa, iki aynı renk insandan meydana gelen çocuk anne ve babasının rengini alır. Ve tüm semavi dinlerde Adem ve Havva'dan gelindiğine inanılır. Peki bu durumda bu ırk ayrımı nasıl meydana geldi?
İnsanlığın bundan 5-6 milyon yıl öncesinden beridir var olduğu düşünülüyorsa, Dünya 14 milyar yıldır varsa geri kalan dönem de hiç insan yaşamamış mıdır?
Ya da 14 milyar yıl boyunca çeşitli aralıklarla sürekli kıyametler koparak sil baştan yeniden mi başlanmıştır?
Eğer Dünya bir bilgisayar oyunuysa biz kaçıncı "Level"dayız?
Yıllardır Uzay gemisi dediğimiz şeylerin uzaylılar tarafından kullanıldığını düşünürüz. Peki bizim uzay gemisi sandığımız şeylerin Zaman Makinesi olma ihtimali nedir?
Gelecekteki insanların zaman makinasını bulmuş olma ihtimalleri ve geçmişe ziyerete geliyor olmaları ihtimali nedir?
Eğer zaman makinesi ile geçmişe veya geleceğe gidip gelebilme ihtimali varsa ve örneğin geçmişe gittiğimiz de (bizim yaşadığımız zamanda) ölmüş insanların yaşadığını görebiliyorsak bu bir nevi ölümsüzlüğün bulunması anlamına gelmiyor mu?
Bugün zaman makinesi icat etmiş olsak yüzlerce yıl önce ölmüş dedemizin dönemine giderek onu kanlı canlı halde görebilir hale geleceğimize göre, insanların aslında ölmediğini zamanda sürekli bedenleri ile birlikte yaşadıklarını öngörebilir miyiz?
Ve geçen her saniye Yeni bir Zaman Dünyası yaratmış olmuyor mu?
Yani zaman makinesiyle geçmiş zamana gidebiliyorsa bir insan, aslında zaman somut bir şey oluyor ve aslında gelip geçen şey zaman değil biz oluyoruz. Bu durumda bir canlı olarak geçirdiğimiz her an paralel evren denilen yerde sürekli hareket halindeyiz öyle mi?
Bu durumda biz öldüğümüz zaman, bizim bulunduğumuz noktadaki son Zaman Dünyası'na adım atmış mı oluyoruz?
Yani aslında ölmüyoruz da bedenimizin gidebileceği son noktaya geldiğimiz için uzay mekiği gibi atmosferden uzaklaştıkça bir parçamızı bırakarak yolumuza devam mı ediyoruz?
Peki zaman da yolculuk mümkünse Cennet Cehennem bu yolculuğun neresinde kalıyor?


Her soru 1 puan. Başarılar.
İç Ses...


Görüldüğü gibi benim iç sesim kafayı yemiş durumda. Cevap verebilen varsa buyursun gelsin beklerim... Ben işin içinden çıkamıyorum....
Benim iç sesime verebileceğim tek cevap gayet popüler; Oğlum Bak Git...


Bu arada ayağımda çapraz bağ yırtığı ve menüsküs olduğu için ameliyat oldum.
Geçmiş olsun mu bana?
Olsun olsun.

Sabredip okuyan herkese teşekkürler...

Saygılar.


26.06.2012
Mr_Lonely

26 Şubat 2012 Pazar

Harem



Çok ünlü bir arkadaşım bana sevgili-ler günü hediyesi göndermiş. Adı üstünde sevgili değil, sevgili-ler günü. Bu durumda birden fazla sevgilimin olması gerekiyordu ben de onun için haremi oluşturmaya başladım.
Sezen ablamın dediği gibi, Ey Tanrım bana 3 tane, Ayyyyyyy
3'te yetmez beş tane, Ayyyyy
5'te yetmez 7 tane vir vir vir, Vir Allah'ım vir.
Harem olunca doğal tabi. Ama o vir virler ileride vırvıra dönüşmesinde... Neyse.

Bir kere bir sürü kadının olduğu bir ortamdan bahsediyorsak, o ortamda kesinlikle Hadise çıkar.  Ortalık gerilir, kadınlar birbirine girer, saçlar başlar yolunur derken Hadise çıkıp Stir Me Up diye şakımaya başladımıydı orası Harem Fight Clup'lıktan çıkar Kadınlar Hamamı Dance Clup moduna girer. Hadise şart.

Kedileri pek sevdiğimi söyleyemem ama bu kedi güzel. İnsan kucağına alıp akşama kadar okşar yani. Hem kadınlar kediyi severler. Haremde bir kedi olması lazım. Ortamın elektriğini alır ne güzel işte. Hem Kedi olabilir ama Adı Ceren. Güzel güzel. Ben sevmeye başladım bu haremi.(Ceren Taçan)

Görüntü olarak hafif çekik gözlülere karşı bir sempati duyuyor olabilirim. E şimdi bütün dünya sevmiş kendisini, dünya güzeli ilan etmiş ben nasıl sevmeyeyim. Hem haremde yağmur yağdırır taş üstüne olmaz mı? (Azra Akın)

Kafam kadar göüslerin içinde gömülüp nefessizlikten boğulup ölene kadar bekleyebilirim orada. Evet bunu yapabilirim, hem de büyük bir zevkle. Hem futbol oynarken bile bir sürü genç oyuncunun içine bir iki tane tecrübeli koyarsan o takım çok kaliteli olur. Benim haremimde böyle işte bir sürü genç kadının içerinie tecrübeli bir iki kişi yerleştiriyorum ki böylece tadından yenmez oluyor. (Pamela Anderson)

Sarışınsa mavi gözleri de varsa olay orada bitmiştir. Kanuni gibi haremin en baş köşesine geçiririm ben onu. (Jennifer Aniston)


Aslında bunlar buz dağının görünen tarafı ama yeter bu kadar. böylece ne kadar sapık bir tür olduğum ortaya çıkmış oldu.

Bu kadar kadında gözüm yok benim. Hepsini Allah sahibine bağışlasın. Sadece o olsaydı yanımda yeterdi aslında, haremi de hamam olarak kullanırdık. Ama olmadı işte. Kısmet...


Bu arada herkesin geride kalan 14 Şubat Çiçekçiler ve Kuyumcular günü Mübarek olsun.
Benim için yalnız geçirilmiş 25. 14 Şubat'tı.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Kuş

Geçen gün bir kuş gördüm parkta gezerken,
Aynı senin kalbime konduğun gibiydi ağacın dalına konarken.
Gözlerimi alamadım bir türlü üzerinden,
Her ayrıntısını sana benzetmeye çalışırken.
Ağzım açık kalmış havaya bakarken,
Birden aklım sen geldin yine,
Aynı senin hayatıma ettiğin gibiydi, güzel kuş ağzıma sıçarken.
Derken piyangocu geldi birden,
Dedi, "Abi bilet al istersen,
Hazır kuş üzerine pislemişken,
Belki şansın dönmüştür otururken."
Aynı senin benden faydalandığın gibiydi,
Ben her şeye inanacak kadar gerzekken.
Sonra kuş uçtu konduğu yerden,
Dönüp aşağıya bakmak aklına bile gelmemişken.
Arkasından "gitme" diye bağırırken,
Ortak yönleriniz geldi aklıma birden.
Sen de aynı kuşun kıçına benziyordun, Hayatımın içine sıçıp giderken.

25.12.2011
Mr_Lonely

7 Aralık 2011 Çarşamba

Pişmanlık

Hayat pişman olmak için çok kısa,
Eğer bir umut parçası bile kaldıysa hala.
Az da olsa açık kalmışsa kapılar aşka,
Sonuna kadar açmak için binlerce yumruk darbesi yetmez belki ama,
Bir yürek darbesi açar tüm kapıları sana.
Ve bir "Seni Seviyorum" sözü bedeldir tüm pişmanlıklara.


07.12.2011
Mr_Lonely

10 Kasım 2011 Perşembe

Depremden Değil Kansızdan Korkmak Lazım

Deprem, meydana geldiği yeri çok şiddetli bir şekilde sallayan bir doğa olayıdır.
Yıkıcı güce sahiptir ve hiç acıması yoktur.
Ama özellikleri arasında insan öldürmek yoktur. Deprem ne kadar güçlü olursa olsun hiç kimseyi öldüremez.
Her depremde insanların hayatını kaybetmesinin tek sebebi başka insanlardır.
Bunlara halk arasında "Şerefsiz" denir.
Bu kişiler gözünü para bürümüş "Kansız" yaratıklardır, "Trol"lerdir.
Batıl inancı olan kişilerin, yeraltında yaşayan dev yaratıkların toprağa vurması sonucu sarsıntı yarattığı iddiası da buna dayanır muhtemelen.
Şiddet konusuna gelince; Aynı depremi alıp Japonya'ya koyarsak eğer, insanlar ortamda olmaması gereken bir hareketlenme olduğu için bir süre sendelerler, bulundukları noktada kalırlar, sarsıntı geçince de hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. Camdan dışarı bakma ihtiyacı bile hissetmezler çünkü hiç kimsenin burnunun bile kanamayacağından hiç şüpheleri yoktur.
Türkiye'de bunun tam tersi yaşanır.

Ek olarak Türkiye'de başka şeyler de yaşanır.
Mesela herkes müneccim kesilir.
Büyük bir depremin ardından aynı bölgede başka deprem olmaz bir daha denebilir.
Mesela felaketin ardından çadırda perişan halde yaşayan insanlara, "Oh valla sizden iyisi yok, bir çadırda biz mi açsak şuraya acaba." denilebilir.
Mesela Cumhurbaşkanı gelecek diye, yalakalık olsun diye, hasarlı binalar sıvanıp boyanarak hasarsızmış gibi gösterilebilir.
Mesela binalarda  malzemeden çalınabilir, alan açmak için taşıyıcı kolonlar kesilebilir.
İnsanlık için gönderilen kolilerin içinden çıkan Türk bayraklarına hakaretler edilebilir terör yanlısı bazı köpekler tarafından.

Bir de olayın insanlık boyutu var.
Dünyanın her yerinden, her ülkesinden yardımlar gelir, yardımseverler gelir.
Herkes kendi kardeşi enkaz altında kalmış gibi çalışır, bir kişiyi bile canlı çıkarsak o bizim kazancımızdır mantığıyla çalışır.
Hayatını, ailesini, sevgilisini, eşini, çocuğunu, her şeyini bırakır gelir. Sırf bir kişi de olsa hayata döndürebilmek için gelir.

Daha sonra meydana gelen ikinci bir depremde göçük altında kalıp ölmek için değil ama.
Ya da "Nasıl olsa başka deprem olmaz." mantığıyla sağlam raporu verilen bir otelde kalmak için değil.
Hiç bir siyasi görüş, mantık açıklayamaz bunu.
Atsushi Miyazaki'nin ölümüne hiç kimse kalkıp "Allah'ın takdiridir Başımız Sağolsun" diyemez.

O "İyilik Meleği"nin ölümü tamamen bir kansızın takdiridir.
Allah rahmet eylesin, Mekanı Cennet Olsun.

Böyle bir şey yazmama sebep olanlarında Allah Belasını Versin. Haksız kazandıkları her kuruşun altında kalıp ölsünler...

10 Kasım için ayrıca bir şeyler yazma gereği duymuyorum. Çünkü o tarihte sanıldığı gibi Atatürk ölmedi. Atatürk hala yaşıyor. Ve Atatürk'ü anmak için de özel bir güne ihtiyacım yok. Aklıma geldiği her gün, her an anıyorum ben zaten yeterince...