10 Kasım 2011 Perşembe

Depremden Değil Kansızdan Korkmak Lazım

Deprem, meydana geldiği yeri çok şiddetli bir şekilde sallayan bir doğa olayıdır.
Yıkıcı güce sahiptir ve hiç acıması yoktur.
Ama özellikleri arasında insan öldürmek yoktur. Deprem ne kadar güçlü olursa olsun hiç kimseyi öldüremez.
Her depremde insanların hayatını kaybetmesinin tek sebebi başka insanlardır.
Bunlara halk arasında "Şerefsiz" denir.
Bu kişiler gözünü para bürümüş "Kansız" yaratıklardır, "Trol"lerdir.
Batıl inancı olan kişilerin, yeraltında yaşayan dev yaratıkların toprağa vurması sonucu sarsıntı yarattığı iddiası da buna dayanır muhtemelen.
Şiddet konusuna gelince; Aynı depremi alıp Japonya'ya koyarsak eğer, insanlar ortamda olmaması gereken bir hareketlenme olduğu için bir süre sendelerler, bulundukları noktada kalırlar, sarsıntı geçince de hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. Camdan dışarı bakma ihtiyacı bile hissetmezler çünkü hiç kimsenin burnunun bile kanamayacağından hiç şüpheleri yoktur.
Türkiye'de bunun tam tersi yaşanır.

Ek olarak Türkiye'de başka şeyler de yaşanır.
Mesela herkes müneccim kesilir.
Büyük bir depremin ardından aynı bölgede başka deprem olmaz bir daha denebilir.
Mesela felaketin ardından çadırda perişan halde yaşayan insanlara, "Oh valla sizden iyisi yok, bir çadırda biz mi açsak şuraya acaba." denilebilir.
Mesela Cumhurbaşkanı gelecek diye, yalakalık olsun diye, hasarlı binalar sıvanıp boyanarak hasarsızmış gibi gösterilebilir.
Mesela binalarda  malzemeden çalınabilir, alan açmak için taşıyıcı kolonlar kesilebilir.
İnsanlık için gönderilen kolilerin içinden çıkan Türk bayraklarına hakaretler edilebilir terör yanlısı bazı köpekler tarafından.

Bir de olayın insanlık boyutu var.
Dünyanın her yerinden, her ülkesinden yardımlar gelir, yardımseverler gelir.
Herkes kendi kardeşi enkaz altında kalmış gibi çalışır, bir kişiyi bile canlı çıkarsak o bizim kazancımızdır mantığıyla çalışır.
Hayatını, ailesini, sevgilisini, eşini, çocuğunu, her şeyini bırakır gelir. Sırf bir kişi de olsa hayata döndürebilmek için gelir.

Daha sonra meydana gelen ikinci bir depremde göçük altında kalıp ölmek için değil ama.
Ya da "Nasıl olsa başka deprem olmaz." mantığıyla sağlam raporu verilen bir otelde kalmak için değil.
Hiç bir siyasi görüş, mantık açıklayamaz bunu.
Atsushi Miyazaki'nin ölümüne hiç kimse kalkıp "Allah'ın takdiridir Başımız Sağolsun" diyemez.

O "İyilik Meleği"nin ölümü tamamen bir kansızın takdiridir.
Allah rahmet eylesin, Mekanı Cennet Olsun.

Böyle bir şey yazmama sebep olanlarında Allah Belasını Versin. Haksız kazandıkları her kuruşun altında kalıp ölsünler...

10 Kasım için ayrıca bir şeyler yazma gereği duymuyorum. Çünkü o tarihte sanıldığı gibi Atatürk ölmedi. Atatürk hala yaşıyor. Ve Atatürk'ü anmak için de özel bir güne ihtiyacım yok. Aklıma geldiği her gün, her an anıyorum ben zaten yeterince...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Hayat

Hayat acımasızdı her an,
Her an dikenlerini salıyordu üzerime.
Ve gülmeyi hiç öğrenemedim ben,
Güldüğümü sanıyordum batan dikenlerin acısının verdiği yanılgıyla.
Gül'ün hayatı kadardı geçen süre.
Ama bilmediğim bir şey vardı,
O solarken ben ölüyordum. .
Ve Gül'ü hayata döndürecek bir damla suydu beklediğim.
Gül soldu, ben öldüm.
Şimdi ikimizde bir yabancıyı bekliyoruz,
Gül'ü çöpe beni mezara gömsün diye.

05.10.2011
Mr_Lonely

10 Ekim 2011 Pazartesi

Sitem

Buradan sitem ettiğim zaman bir şeylere,
Sebebi başka yerde efendiliğimi bozmayayım diye.
İçimdeki nefreti uzay boşluğuna bırakmış gibi hissedeyim diye.
Ama kimse kusura bakmasın,
Artık prim verilmiyor efendiliğe.
Artık herkesin meyli PİÇLİĞE.
Kimse değer vermiyor artık gerçek sevgiye,
Bu devirde insanların gönlünün kıblesi,
İBNELİĞE dönmüş İBNELİĞE...

Mr_Lonely.
10.10.2011

Atarsa atar, giderse gider. Bundan sonra alayına da gider, tugayına da gider...

16 Eylül 2011 Cuma

Benden Avrat Olmaz

Ödül Köşesi
Konu ile ilgili teknik bilgiler linkte.

Ben hediyeyi çok severim, iki hediye almışım hemen sevineyim dedim.

Şimdi bana deseydin ki bir günlüğüne kadın olsan falan filan, kavga ederdik Gardaaaşşşş.
Ne demeye getiriyorsun sen lafı bilelim ki ona göre neşter mi, döner bıçağımı, levye mi, altı patlar mı, bazuka mı.
Keyfimize göre hangisiyle darp edeceksek artık.
Neyse Allah'tan öyle dememişler,, ruhum aynı kalmak koşuluyla bir günlüğüne karşı cins olursam nasıl bir şey olurmuşum onu merak etmişler. (Cahil Milletvekili modu)

Eğer ruh hali değişmiyorsa, o zaman da benden bi bok olmazdı arkadaş onu kabulleniyoruz baştan.
Neyse konumuza dönelim;

180-120-180 ölçülerim olurdu ve 38 beden kıyafetin içine girmeye çalışırdım.
Kafam kadar göğüslerim olurdu, degajenin dibine vururdum ama namus timsali olarak her eğildiğimde göğüslerimi elimle kapatırdım.
Mini eteğimin boyu kilodumun boyuyla aynı olurdu, hatta altımda kilotta olmazdı, her oturduğumda ellerimle hava boşluğunu kamufle etmeye çalışırdım.
Muhtemelen 175 civarı boyum olurdu ama 35 santimlik eyfel kulesi topuklu ayakkabı giyerdim.
Makyajın dibine dibine vururdum. Yüzümü günlük olarak hırdavatçı dükkanına çevirirdim, her gün 3 kilo su bazlı plastik duvar boyasını yüzüme sürerdim. Hatta beni kesmezdi götüme bile makyaj yapardım. Sıçarken klozete güzel görünsün diye.
Kesinlikle bir sevgilim olurdu ve her gün kafatasının içinde var olduğunu düşündüğüm beynini sikerdim. Trip manyağı yapardım. Günde 10 kere mesaj atarsa beni hiç sevmiyorsun, 11 kere mesaj atarsa yeter be sıktın artık derdim. Eğer bara, cafeye götürürse niye beni evden uzaklaştırmaya çalışıyorsun, hem de böyle ezik yerlere getiriyorsun derdim, eğer evde ortam hazırlamışsa Allah'ın öküzü ne kadar cimrisin dışarıya bile çıkarmıyorsun beni derdim.
Yolda yürürken eğer yanımda sevgilim varsa, herkese kaş göz yapıp öpücük falan atardım çaktırmadan. Eğer birisi yavşamaya kalkarsa, aşkım bana asılıyor deyip kavga çıkarttırırdım. Eğer kavga sonucu sevgilim hastanelik olursa ya da hapise girerse terkederdim.
Eğer arkadaş ortamındaysam o an orada olmayanların dedikodusunu yapardım, daha sonra diğeri kalkarsa masadan herşeyi anlatıp birbirlerine düşürürdüm.
Eğer arkadaşımın sevgilisi varsa, geçen gün seninkini bir kızla gördüm deyip ayılmalarına sebep olurdum.
Altın günleri düzenlerdim, sıra bana geldiğinde herkesin kekinin içine müsil ilacı katardım.
Bir iş yapılamsı gerektiğinde hemen etraftaki güçlü kuvvetli erkeklere yavşayıp işimi hallettirirdim.

...

Neyse uzatmayalım, sonuçta diğer kızlardan hiç bir farkım olmayacakmış. Neticede benden Avrat falan olmaz arkadaş.Cinsiyetimden memnunum çok şükür. Allah memnun olmayanlara kolaylık versin.

16.09.2011
Mr_lonely

8 Eylül 2011 Perşembe

Bazı İnsanların Gözlerinde Hayatın Acımasızlığı Vardır

Bu Şarkıyla İyi Gider Sanki

Gülerken bile hayatındaki yorgunlukları, kırgınlıkları hissettiren insanlar var, hayatın acımasızlığını dibine kadar yaşattığı insanlar, yüz ifadelerinden, konuşmalarından, gözlerinden anlaşılıyor bu yorgunluklar. İşte o insanlar, hayatın zorluklarının ne demek olduğunu, insan olmanın ne demek olduğunu, yaşı kaç olursa olsun tecrübenin ne demek olduğunu biliyorlar.

Eminim ki burada da var onlar ve şu anda bu yazıyı okuyorlar. Evet evet görüyorum işte oradasınız, saklanmayın klavyenin arkasına, benden kaçamazsınız.

Bu konuda bize en iyi yardımcı olabilecek şey resimlerdir. Eski resimleri karıştırıp bakarsak mutlaka buluruz böyle birisini, çünkü kesinlikle hayatımıza en az bir tane girmiştir böyle bir insan. Eğer girmediyse, hayatınızda hep makara kukara yaşamış insnlar olduysa, büyük bir kayıp içerisindesiniz demektir. Hayatın acı suyundan en azından bir kere bile içmemiş insan, zorda kaldığınızda yanınızda olmayacak olan insandır. Düştüğünüz zaman gülen değil, düştüğünüz yerden kaldırmaya çalışan, kaldıramadığında sizin düştüğünüz yere atlayan insandır dost, arkadaş, sevgili, eş.

Hayatın kırgınlıklarından kastettiğim de budur bir nevi, bazı insanlar erken düşer hayatta. O yüzden tecrübenin yaşı olduğuna inanmıyorum ben. Gerçi bir çok konuda (daha doğrusu iş tecrübesi harici hiç bir konuda) tecrübe diye bir şeyin olacağını da sanmıyorum. Hayat hiç bir şeyi iki kez tekrar etmez, bu yüzden tecrübe denilen şey sadece geçmişteki salaklıklardan ibarettir.

Sonuç olarak dileğim, hayatın zorluğunu yaşamış insanlar çıksın hep karşımıza. Eğer tecrübe diye bir şey varsa, bu tür insanları seçebilmek için kullanalım. İki şanssızlıktan bir şans yaratabilmemize yardımcı olacak sevgilimiz, eşimiz olsun. Maddi zenginlik önemlidir ama asıl önemli olan gönül zenginliğidir ve buna en çok aç olan kişi de ömrü boyunca gönül zenginliğinin özlemini çeken insanlardır. Ve bu konuda en zengin kişiler de onlardır. Candır.

Seviyorum ben o insanları.

***
Gözlerinde hayatın yorgunluğu var,
Gülüşün bile hüzünlendiriyor,
Merakım çok,
Acaba kalbinde kimin adı var,
Kim seni, neden üzüyor,
Herkes bilmez bunu yalnızlık zor,
Çekeni yaşladırırken çekemeyeni öldürüyor,
Hayatın derdi yalnız hiç çekilmiyor,
Sevgiye açlığım gözlerine beni hapsediyor.


Mr_lonely
05.09.2011