31 Ekim 2012 Çarşamba

29 Ekim

29 Ekim nedir?
Nasıl kutlanır?
Cumhuriyet'e nasıl sahip çıkılır?
Kaç kişi Cumhuriyetine sahip çıkar?
Kaç kişi Atasına sahip çıkar?

29 Ekim 2012 gününün ders konusuydu bunlar. Tam 300bin tane öğretmen vardı orada. Cumhuriyet dersi verdiler o gece. Ama eminim ki bir kesim insan hala o dersi almamakta ısrar edecekler. Ki zaten derse katılmayarak devamsızlıktan sınıfta kaldılar.

Hangi ilde ne oldu bilmem. Ben Antalya'da yaşıyorum, Antalya'yı bilirim.
O gece Antalya nufüsunun 3'te 1'i Cumhuriyet Meydanı'ndaydı. Cumhuriyet'e, adını taşıyan yerde sahip çıkmışlardı.

Birisi 29Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını engellemek mi dedi?
İyi engellediniz aferin.
Tarihimiz boyunca belki de hiç bu kadar kalabalık kutlama olmamıştır...

Teşekkürler hepinize, uyuyan devi uyandırdığınız için.
İzinde olan halkı Atamızın izine geri döndürdüğünüz için.

Özgür

26 Ekim 2012 Cuma

Korkularım, Takıntılarım, Bağımlılıklarım

Ödül postu dönüşü yaptım yine. Ben kimim ki acaba?

Ben delikanlı adamım hiç bir şeyden korkmam tarzı zırvalamayı düşünmüyorum. Korkarım. Ama sırf somut şeylerden korktuğumu söyleyemem. Örneklemeye başlayayım en iyisi;

En büyük korkularımın başında yalnızlık gelir. Günahım çok demek ki hep yalnız kalıyorum, Cehennem azabını ben  burada çekiyorum galiba.
Kurtulmak için çeşitli çabalarım oluyor ama boşa kürek çekmek deyimi benden türemiş, çaresiz kalıyorum bu konuda...
Bir diğer korkum mezarlıklar. Yok ya ölüden falan korktuğum yok, mezarı açıp içindeki meftayı da çıkarabilirim, içine yine mefta da yerleştirebilirim. Ama ben genel olarak mezarlıklardaki negatif enerjiden korkuyorum. Sanki orası yasaklı bölgeymiş gibi geliyor. Yenmek için bir çaba sarfetmiyorum. Gerek yok zaten, hepimiz bir gün oranın yolcusuyuz...
En belirgin korkum da benim. Evet kendimden korkuyorum. Aşırı duygusallık her zaman iyi olmuyor. Duygusallıkla ağlaklık birbirine karıştırılmasın kızgınlık da bir duygudur ve ben hepsini yoğun yaşıyorum. Pire için Deve keserim gözüm arkada kalmaz bile...

Pek takıntılı birisi olduğumu düşünmüyorum ama takıntıdan sayılırsa bir kaç özellik mevcut.
Anahtar, kimlik, cep telefonu üçlüsünü yanıma almadan dışarı çıkmam. Ben kötü bir takıntı olduğunu düşünmüyorum o yüzden çözüm arayışına girmiyorum bu konuda.
Kazanma takıntım var. Bir şeyi sürekli kaybediyorsam kazanana kadar uğraşırım, kazanamazsam da bu sinire dönüşür. Bu konudaki en belirgin kaybedişim İddaa bence. Yahu bir kupon hep tek maça yatar mı? Neyse, bunu da değiştirmek için bir çabam yok...
Bir de müzik takıntım var. Yatarken, kalkarken, duştayken, tuvaletteyken her yerde müzik dinlemek istiyorum. Söylemeyi de severim, sesim de güzel sayılır yurofüsyon birincisi olacak düzeydeyim yani... Bunu da düzeltmek için bir çabam yok.

Bağımlılıklarım da belirgin aslında blogumda yazdıklarımdan da anlaşılabilir...
Mesela Atatürkçülüğe bağımlıyım. Atatürk'ü ilahlaştıranlara sinir oluyorum ama onun çizdiği yoldan gitmeyenlere de sinir oluyorum. Atatürk'ün fikirlerinin doğruluğunu yanlışlığını tartışacağımıza açtığı yolu genişletip büyüterek ilerleseydik şu anda dünya üzerindeki söz sahibi ülkelerden birisi olurduk. O patika yol otoban olurdu şimdiye kadar...

Bir diğeri Beşiktaş. Biz sevinmek için sevmedik. Barcelona'ya kök söktüren, izlerken zevkten dört köşe eden, bir nevi orgazma ulaştıran basket takımını izledikten varsın yenilsin. Sonuç önemli mi Beşiktaş ruhu var sahada...
Feda...

Bir diğer bağımlılığım ailem. Hiç kimse veya hiç bir şey annemden, babamdan, ilerde nasip olursa eşimden, çocuklarımdan daha üstün değildir, olmayacak.

Ödülü bana ortalayan ve gol atmamı sağlayan T.İ.O abime saygılarla yayınlıyorum.

Ayrıca da herkesin Kurban bayramını ve 29 Ekim Cumhuriyet bayramını kutluyorum.


Özgür

18 Ekim 2012 Perşembe

Kuyruk Acısı


Bazı insanların aşırı derecede sevme özürlü olduğunu düşünüyorum. Çocuk sevgisi, anne sevgisi, vatan sevgisi falan değil, aşk konusunda özürlü olmalarından bahsediyorum. Birçok insan yakınır bu konuda özellikle de kadınlar hep bir öküze âşık olduklarından dem vurup dururlar.

Böyle öküz falan diyen olduğu zaman “e sende inek olmasaydın da insanla ilişki yaşasaydın” demek geçiyor içimden. Hayır, acımıyorum bu tip insanlara, ne kadar ağlayıp zırlasalar da acımıyorum çünkü hak ediyorlar, çünkü hep önlerindeki iki seçenekten yanlış olanı tercih ediyorlar. Bir kere iki kere yapılırsa bu hatalar tecrübe denir adına, ama insan her seferinde yanlış tercih yapıyorsa salaklıktır bunun açıklaması.

Benim başıma çok geldi bu tarz şeyler o yüzden agresif takılıyorum biraz. Birçok kadın tarafından reddedildiğim için “Doğmadan Ölmüş Aşklar Mezarlığı. “ Bir mezarlık dolusu değil belki ama başlamadan biten her şey doğmadan ölmüş çocuk gibidir sonuçta. Umutla başlanmış, hevesle amaca dökülmüş, hüsranla bitmiş. Her ölü de bir mezarda yatar. Türbe gibi oldu kalbimin içi.

Çok ağır laflar edip pişman olanlar da oldu, çok ağır kelimeler kullanmayan ama ikinci bir şansa yer bırakmayacak kadar kesin konuşup, sözlerinden geri dönmeye cesaret edemeyenler de oldu. Tercihleri hep benden daha yakışıklı olanlar ya da benden maddi olarak üstün olanlar oldu.  Hüsnü kuruntu yapmıyorum çünkü tercihler hep bu yöndeydi.

Sonra çıkıp bir tanesi  “ben dış görünüşe önem vermiyorum”, “ben maddiyata önem vermiyorum” dediği zaman içimden derin bir “Hasiktir” çekmek geliyor.

Her insan yanında güzel birisini ister ve bunda sonuna kadar haklıdır. Ben beni tercih etmedikleri için değil, kriterlerini hep tek bir noktada topladıkları için kızıyorum. Yani eğer belirli bir ortalamanın üzerine çıkacak kadar yakışıklıysanız istediğiniz kadar hödük, umursamaz olabilirsiniz. Çünkü o kadın sizin yakışıklılığınız sayesinde piyasa yapıyor, standartlarını yukarı taşıyor. Eğer benim gibiyseniz, kesinlikle Rocco Sifredi gibi becerilere sahip olmanız gerekiyor ya da Dünya üzerinde görülmemiş derecede kibar ve modern olmanız gerekiyor.  Kadınların tahammül sınırları yakışıklılık seviyenize göre yükseliyor. Bunlar yılların gözlemine dayanan gerçekler, hayal ürünü değil.  Maddiyata hiç girmiyorum bile.

Bu yazının ana fikri olarak, “ben abazayım kadınlar biraz da benimle yatın” gibi bir anlam çıkmış dönüp okuyunca onu gördüm ama anlatmak istediğim o değil.

Evet bende bulunan iki metre göt ve üç metre göbek yalnız kalmam için başlı başına bir neden ve benim bu konuda kendimi geliştirmem, daha çok sporla haşır neşir olmam gerekiyor farkındayım. İmkânlarım el verdiği müddetçe de bunun peşinde koşuyorum zaten. Ama olay, “sen çok iyi bir insansın” noktasında kilitleniyor. “ Eğer seninle evlenirsem beni mutlu edeceğinden eminim” noktasında kördüğüm oluyor. Madem bundan eminsin, peki problem nerede?  Ben biliyorum problemin nerede olduğunu, zihninde canlandırırken beni yanına yakıştıramadığını da biliyorum. Kadınların övünüp durduğu 6. His’ten bende de bol miktarda mevcut çünkü…

Bir ömür mutlu olabileceği bir insanla yaşamak için sadece, dünya görüşündeki standartları biraz aşağı çekmesi yeterli olabilecekken, bunu tercih etmeyip sabit fikirlere dayanıp, kucaktan kucağa düşen kadınlara bir sitemdi bu. Belki bunu okuyan olur da biraz özeleştiri yaparlar. Benim gibi bahtsız bedevi olan ve standartlarını yüksek tutmadığı halde aradığı mutluluğu bulamayan kadınları tenzih ediyorum. Onların tek suçu şanssız olarak dünyaya gelmektir.


Yine anlatmak istediğim şeyi tam olarak ifade edemedim. Yaptığım saçmalamalara tahammül edip buraya kadar okuyanlara teşekkürler…

Özgür

2 Ekim 2012 Salı

Mesut Barzani'yi Ayakta Alkışlamak



Ayrıca "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye slogan atmak.


Akp'nin yandaş olmayan basına kapalı kongresinde gerçekleşmiştir.
Üzerine aşağıda yazacağımdan başka bir yorum yazma gereği duymuyorum.

Barzani'ye "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye slogan attılar Atam. Bütün Türkiye bir "Piç" ile gurur duysa bile sen rahat uyu, biz sadece seninle gurur duyuyoruz "Atam."

Mr_Lonely