10 Haziran 2010 Perşembe

A.T.S. (Askeri Terimler Sözlüğü)


Fosil: Kendi devrelerine 45 günden az olmamak koşuluyla takılan kişilere denir. Eziktirler, büzüktürler. Ama en önemlisi buçukturlar. 90/1,5, 90/2,5 misali. Ama alt devreliklerini de devrelerinden daha az yaptıkları için bir yönden de şanslıdırlar. Bunlara fosil denir çünkü genellikle bastonlarını görerek teskere alırlar.

Baston: Celp sıralamasının en alttakinin bir üstündeki celptir.
Tamam ya saçma bir açıklama oldu toparlıyoruz Allah Allah ya...
Normal şartlarda bir asker dört celp görür. Bunlar Alt devre, çömez alt devre, piç torun ve öz torunlardır. Öz torun en üst celbi teskereye gönderen devredir. Ama fosil arkadaşlar bunlarla değil bir sonrakiyle teskereye gider. Yani bastonlarıyla. Eğer onlarla da teskereye gidemezse Mezar taşını görür ki bu askeriye de yaşayabileceği en büyük ezikliktir...

Mezar taşı: Ürkütücü görünebilir ama öyle değil işte. Çok biliyonuz herşeyi zaten peh...
Mezar taşı devrelerinin askere gittiğini duyan bir kişi sevinir. Çünkü teskere aldığı tarihin üzerinden 6 ay geçtiğini gösterir bu. Vay anasını ya görür müyüz biz o günleri ...

Neyse konumuza dönelim.

Öz torun: Bu kişiler en üst devrenin biletidir. Bunlar askere geldiği zaman öz dedeleri teskere alır özgürlüğüne kavuşur. O yüzden candırlar, sevilirler. Keşke gelseler el üstünde tutsam sevsem, kafalarını okşasam şafak alsam hepsinden...

Neyse konuyu saptırdık yine...

Piç Torun: Bu kişiler şanssız kişilerdir. Piç gibi ortada kalmışlardır. Her işi yaparlar. Altlarına yeni bir celp gelene kadar da ezilmek zorundadırlar... Piç dedelerini hiç sevmezler. Sevmemekte de haklıdırlar, askerliği kendilerine zehir eden kişiler onlardır çünkü... Gittiler de kurtulduk çok şükür...

Şafak: İşte askerliğin adı. Ne zaman şafak biter askerlik biter. Sayılan her günün, doğan her güneşin adıdır. Her gün gece 12'de başlar 12'de biter. Keşke hızlı hızlı geçse. Nerede o günleeerrr..... Ayrıca Mehtap diye kızım olacağına Şafak diye oğlum olsun da derler. Aslında ben Mehtap'ı daha çok seviyorum. Aşığım ona sevgilim olmasını istiyorum...
Neyse konumuza dönüyoruz...

Mehtap: Acemi birliğinin biteceği günü beklemek, izine gidilecek günü beklemek olarak özetleyebiliriz. Yalancı bir bekleyiş, kendi kendini aldatma hikayeleri, umut hikayeleri, sanki askerlik bitiyormuşçasına yalan bir bekleyiştir bunun sonucu. Çekicidir çünkü aldatır insanı. Aynı sahte aşklar gibidir. Onun için sevilmez.

Çavuş: Kendini bulunduğu takımın orgenerali sanan kişiye denir. Kolunda iki kıytırık rütbe vardır ama sorsan bir kamyon taşşağı olduğunu iddia eder. Birazcık terbiyesiz bir açıklama yapmış olabilirim ama....
Hiçte bile terbiyesiz değil işte. Burada biz ona öyle diyoruz.... O terimi de ayrıca açıklayacağım..

Onbaşı: Çavuşa nazaran daha az taşşağı olan kişiye denir. Her işi bu şahsiyet yapar, her yere koşturur ama sonunda komutandan aferin'i alan çavuş olur. Eziktir büzüktür. Ama rütbesi dolayısıyla sadece çavuşa karşı eziktir...

Er: Taşşak yoksunu kişiye denir. Rütbesi yoktur. Bi boka yaramaz ameleden farksız kişiliktir. Bazılarının hiç bir vasfı bile yoktur. Hele ki alt devreyse hepten armuttur, hepten eziktir.

Taşşak: Bir nevi her yere elini uzatabilen, herkese sözünü geçirebilen, bir dediği iki edilmeyen kişilerdir. Askeriye dışında aslında hiç bir halt değillerdir ama askeriye bu kişilerin götünü aşırı derece de şişirdiği için insanların ya sabır çekmesine neden olurlar. Genellikle sevilmeyen kişilerde bulunur ancak istisna olarak da olsa insanlarla geçimi iyi kişilere de verildiği olur. İkincisi olursa hayat çok eğlenceli olur, askerlik karnavala dönüşür...

KADEME: Ahanda baş belası. Ahanda 20 kilo vermeme neden olan lanet yer. Ahanda ezildiğim yer. Ahanda sanayideki çıraklık döneminde yapmadığım şeylerin daha fazlasını yapmama nerden olan yer. Ahanda askere geldiğime lanet ettiğim yer.
İlk başlarda askerliğin bana ızdırap olmasına neden olmuştu bu yer. Ama daha sonra kademecilerle olan ikili ilişkilerim geliştiği için artık orada fazla yardırmıyorum. Kademe bir nevi tamirhanedir. Koskoca otobüsleri kademeye çektiğimiz için eziyeti de koskocaman oluyor. Yapacak bir şey yok mabede giren şemsiye açılmaz..

Revir: Tam teşekküllü hastane diyeyim siz inanmayın. Usta birliğimde bir revir bile yok. Ancak acemi birliğimde bir adet vardı. 3000 kişilik taburda 30 yataklı bir revir. Lafta askerin sağlığı için çalışıyorlar. Böbrek taşından iki kere revire çıktım ikisinde de daha doktorla oturup adam akıllı konuşamadan taşımı düşürdüm. Düşünün artık ne kadar hızlı çalıştıklarını. Zannedersin ki uzay yolu. Sabah 5'te rahatsızlanıp saat 11 civarında doktorun karşısına ancak çıkabildiğin bir rezillikler bütünü...

Platform: Nam-ı diğer çarpılma mekanı. Bir nevi otogar olarak düşünebiliriz. Yolcuları alıp bıraktığımız yer burası. Birlik komutanının milletin çarşısını kilitlemek için dört gözle şöförlerin hata yapmasını beklediği yer. İki kere burada hata yaptım nasıl olduysa ikisinde de çarşımı kilitlemedi. Galiba iyi gününe denk geldik... Şans işte...


Neyse bu değerli bilgilerin devamını ileriki zamanlarda getiririz. Şimdilik bu kadar yeter. Herkese saygılar sevgiler. Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İçinden geldiği gibi yaz,
Gönlünü ferah tutarak yaz,
Okuyan olmasa da yaz,
Sen yeter ki yaz...